17 Ekim 2020

COVID, Havacılık ve Seyahat üzerine

1995 yılından beri havacılık sektöründeyim ve yaşanan en zor dönemin 11 Eylül 2001 tarihinde ABD’de gerçekleşen ve sadece havacılığı değil tüm seyahat endüstrisini etkileyen saldırılar olduğunu düşünüyordum. Zira o tarihten sonra başta o dönemde çalıştığım havayolu Swissair olmak üzere pek çok havayolu krize girdi, bugün halen hayatımızda olan sıvı kısıtlamalarından tutun ek güvenlik önlemlerine kadar pek çok yeni uygulama hayatımıza girdi. Seyahat etme şeklimiz ve güvenlik algımız tamamen değişti. 

Kim bilebilirdi ki bir başka krizin 15 yıl sonra seyahat endüstrisini bir kez daha sarsacağını ve seyahat etme şeklimizin ve güvenlik algımızın bir kez daha değişeceğini? 

2019 yılının sonlarında Çin’den gelen haberleri önce çok önemsemedik zira her sene domuz gribi, kuş gribi ve benzeri gripler geliyor, en fazla üç-beş gün yatırıp gidiyordu. Bu sefer öyle olmadı ve artık hiçbir şey aynı da olmayacak. 

Geçen Eylül ayında yeni bir işe başlamış, iş kanunumuz gereği bir seneyi tamamladıktan sonra hak edeceğim tatilimin bir kısmını 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ile birleştirip iki haftalık bir yurt dışı tatili planlamıştım. Pandemi nedeniyle evlere kapandığımız bahar aylarında öngörüm haziran ayında hayatın normale dönmeye başlayacağı ve halen bu seyahati gerçekleştireceğim yönündeydi. Pek çok havayolu da planlarını yaz aylarında yaşanacak normalleşmeye göre yapıyordu.

Gerçekler

Şu anda bu yazıyı Bodrum’dan yazıyorum. Geçen hafta, aylar sonra ilk defa buraya gelmek üzere Istanbul Havalimanı’na gittiğimde sıra beklemeden güvenlik kontrolünden geçmek ve dış kapıdan biniş kapısına yaklaşık 15 dakika içinde ulaşmaktan gayet memnun olmuştum ama her şey otobüs ile uçağa geçerken değişti. Istanbul Havalimanı’nda kimi açıkta kimi de yolcu köprülerine sanki yolcu alacakmış gibi yanaşmış uçakların motor ve iniş takımları sarılıp sarmalanmış, korunmaya alınmış hallerini görünce için sızladı. Sektördeki tabiri ile yere çekilmiş (grounded) bu uçaklar kim bilir ne zaman tekrar göklerle buluşacaktı? Buluştuklarında ise bizim yaşadığımız seyahat deneyimi nasıl olacaktı? Bir süredir aklımda dönen bu soruyu üç başlıkta paylaşacağım;

  • Operasyonel sıkıntılar
  • Yolcu talebi ve havayollarının arzı
  • Seyahatin geleceği

Operasyonel Sıkıntılar

Havacılıkta yerde duran uçak zarardır. Bu nedenle Düşük Maliyetli Havayolları (LCC) operasyonlarında uçaklarını maksimum sürede kullanırlar. Zorunlu bakımlar ve kontroller için gereken süre dışında filodaki her uçak mümkün olan en uzun süre operasyonda, yani uçuştadır. Bir uçağın havalimanına inişinden tekrar kalkışına kadar yerde geçen süre (turn-around time) Pegasus, Ryanair gibi havayollarında 30dk. veya altındadır. Kabin temizliği her iki veya üç uçuşta bir yapılır, diğerlerinde çöpler alınıp, tuvalet paspaslanır, etraf toparlanır. Normalde her uçuştan önce yapılan can yeleği kontrolü bile birer veya ikişer sıra atlanarak yapılır zira vakit nakittir. Bu şekilde LCC filosunda bir uçak günün 24 saatin yaklaşık 20-21 saati operasyonda kalır. 

THY, Lufthansa gibi Tam Servis Havayolları (FSC) ise sundukları hizmet nedeniyle yukarıda saydığım kadar rahat değillerdir. Operasyonel veya tarife kaynaklı başka bir sebep yoksa iki uçuş arası yerde geçen süre çoğu zaman bir saat ve üzeridir zira kabinin temizliği, ikramın yüklenmesi, uçağın bir sonraki uçuşa hazırlanması vakit alır. Yine de havayolları bunu optimize etmek için çalışır. 

Kural hep geçerlidir; yerde duran uçak zarardır.

COVID ne getirdi?

İlk sorun geçmişte de olduğu gibi kabinin ve tuvaletlerin temizliğidir. Yolcularına hijyenik bir kabin sunmak isteyen her havayolu her uçuştan sonra belirli prosedürlere bağlı kalarak temizlik yaptırmak zorunda. Bu da her uçağın iki sefer arası yerde geçireceği süreyi uzatacak bir uygulama.

Yeri gelmişken gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki uçağın içindeki hava normal hayatınızda girip çıktığınız pek çok mekândan daha temizdir. HEPA filtreler sayesinde kabin havası %99,9 temizlendiği gibi buna dışarıdan gelen temiz hava eklenir ve yaklaşık her iki-üç dakikada bir kabinin havası yenilenir.

Qatar Airways geçtiğimiz günlerde ultraviyole ışınlarla kabini hijyenik hale getiren bir araç (trolley) kullanmaya başladı. Normal temizlik sonrası belli bir hızda koridordan ilerleyerek kabini virüsten arındıran bir işlem bile ekstra zaman gerektiriyor. Alternatifi ise her koltuk ve masanın anti bakteriyel solüsyonlarla silinmesi.

İkinci sorun ise bizzat Istanbul – Bodrum uçağında yaşadığım yolcu biniş ve iniş sürelerinin uzamasıdır. Sosyal mesafe kurallarına göre yapılan uçağa alım işlemleri (boarding) süresini uzatmaktadır. Aynı şekilde uçaktan iniş sırasında da bir yavaşlama söz konusu. Tercih edilen temizlik ve boarding yöntemleri ne olursa olsun uçakların iki sefer arası yerde kalış süreleri artacak, bu da havayollarının o uçağı gün içerisinde kullandığı sefer sayısını azaltacaktır.

Bunun biz yolculara yansıması ise artan bilet fiyatları olacak zira daha az sefer yapabilecek havayolları karlılıklarını koruyabilmek ve operasyonlarını sürdürebilmek için fiyatlarını buna göre belirleyecek. Türkçesi; o yapılamayan seferlerde uçması muhtemel yolcuların ücretlerini biz ödeyeceğiz.

Yolcu talebi ve havayollarının arzı

Öncelikle şunu belirtmek lazım; iş seyahatleri artık çok daha az olacak zira hiçbir şirket online yapılabilecek bir toplantı için çalışanlarını bir uçağa koyup bir şehirden diğerine göndermek istemeyecek. Düşünsenize Londra’da katılacağınız bir toplantı için sizin oraya uçmanız, bir gece konaklamanız, harcırahınız vs. şirkete en iyi ihtimalle 500$ yazıyor. Yöneticiyseniz ve Business Class uçma hakkınız varsa bu rakam 1.500$. Oysa online toplantının maliyeti 5$ bile değil. Bu da havayollarının en büyük gelir kalemi olan Business Class biletlerine olan talebin ciddi düşmesi demek.

Araştırmalar COVID sonrası yolcu talebinin daha çok kişisel seyahatler (leisure) için olacağını gösteriyor. Bu kategoriye tatiller ve akraba ziyaretleri giriyor. Yani sektörü toparlayacak olan sizin benim yapacağımız kişisel uçuşlar. (Konuyla ilgili bu yazıdan hemen sonra çıkan bir haberi paylaşmak isterim: Tatil Amaçlı Seyahatlerde Patlama Yaşanması Bekleniyor

Burada da maliyet devreye giriyor çünkü iş seyahatlerinde önemli olan toplantınızın kaçta olduğu, o şehre kaçta varıp kaçta döneceğinizken kişisel seyahatlerde daha düşük fiyat belirleyici oluyor. Bu da önümüzdeki dönemde Ekonomi sınıfına talebin artacağını gösteriyor.

Burada Düşük Maliyetli Havayolları (LCC) çok avantajlı bir durumda. Mevcut iş modellerini değiştirmeden, hijyen standartlarını arttırarak önümüzdeki dönemde talep-arz dengesinde doğru bir nokta yakalayabilirlerse bugün dünyada ve Avrupa’da sahip oldukları %33 payı çok daha yukarı çekebilirler. Üstelik Airbus’un A321-XLR gibi uzun uçuş yapabilen tek koridorlu uçakların devreye girdiği bugünlerde sadece Tam Servis Havayolları (FSC) tarafından uçulabilen noktalarını da uçuş ağlarına ekleyerek çok farklı noktalara gelebilirler. Düşünseniz Pegasus veya AnadoluJet ile Istanbul’dan New York veya Bangkok’a %30 daha ucuza uçabildiğinizi.

Seyahatin geleceği

İnsanoğlunun yeni yerler görme, yeni kültürleri keşfetme isteği her zaman oldu. Gemiler ve trenler vakti zamanında nasıl seyahati kolaylaştırdıysa havacılık dünyayı görece uygun fiyatlara ulaşılabilir kıldı. Sabah Istanbul’da yediğiniz kahvaltıyı 7-8 saat sonra dünyanın bir başka köşesinde doğaya bırakıyor olmanız bizim doğamıza pek uygun olmasa da bugün dünyanın herhangi bir noktasına 24 saat içerisinde ulaşmanız mümkün.

Bundan geri dönüş yok. Ancak uygun fiyat kısmı biraz şüpheli zira yukarıda bahsettiğim nedenlerle uçak biletleri eskisi kadar uygun olmayacak. Evet Ekonomi sınıfı da ucuz olmayacak. Bir de bizim gibi parası Dolar veya Euro karşısında ezik olan ülke vatandaşları için seyahat bir lüks olacak. Bu da hepimizi seyahatlerimizi daha özenli planlamaya itecek. 29 Ekim tatili perşembe gününe denk geliyor, köprü yapıp İtalya’ya gidelim artık geride kaldı.


Geçmişte olduğu gibi uzun ve anlamlı seyahatlerin bizi beklediğini düşünüyorum. 1890 yılında Orient Express ile Paris’ten Istanbul’a günlerce süren tren yolculuğu ile gelen, sırf bu trenin yolcuları için yapılmış olan Pera Palas otelinde kalan ve Istanbul’u, Avrupa'nın bittiği ve doğunun kapısı olan mistik şehri keşfeden birinin aldığı keyfi düşünün.

Mesela biz de pekâlâ yıllık iznimizi komple alıp 3-4 haftalığına Avrupa, Güney Amerika veya Güneydoğu Asya’ya gidip 2-3 ülkeyi sadece görmeyeceğiz gerçekten keşfedeceğiz, yeni dostlukları kurup oraların tadını çıkaracağız. İtalya’da dandik pizza veya makarnaya paramızı harcamak yerine o özenerek hazırladığınız seyahat programında belki de Peru veya Vietnam’ın iyi bir şefinin mekânında bir akşam yemeği olacak, o şehirdeki en keyifli barda sohbet olacak. Daha kaliteli içeriğe ve deneyime odaklanacağımız bu seyahatler bizi kişisel anlamda da daha doyuracak.

Aslında bir bakıma iyi de olacak çünkü tüketim çılgınlığının bir yansıması olan içi boş gittim-gördüm tatillerinin yerini anlamlı seyahatler alacak. Belki maddi imkanlar bunu her sene yapmamıza da izin vermeyecek ama o da iki yılda bir gidilecek ve özenle planlanmış bir seyahatten çok daha keyif almanızı sağlayacak.

Her zaman dediğim gibi, Yol Gidenindir!

05 Ocak 2019

Yurt dışına seyahat kaça patlar?

2018 yılında yaşanan kur krizi nedeniyle ister tatil ister daha uzun geziler için olsun yurt dışına seyahat etmek oldukça maliyetli bir hal aldı. Eskiden ucuza bir bilet ayarlayıp üç-beş günlüğüne gidilen yakın yerlere gitmek bile insanlara zor gelmeye başladı.

Oysa yurt dışına gitmek, farklı ülke ve şehirleri görmek, farklı insanlarla tanışmak ve onların kültürlerini tanımak insana çok şey katan, kişisel gelişime inanılmaz katkısı olan bir olay. En azından kişinin önyargılarınıdan bir nebze kurtulmasına ve bakış açısını değiştirmeye yarar. Bir de içinde olduğunuzda fark etmediğiniz ama dışarıdan baktığınızda gördüğünüz hayatınızı, yaşadığınız şehri ve ülkeyi daha iyi anlamınızı sağlar.

Maalesef bu ekonomik durum ve seyahat etmenin masraflı bir şey olması bir süre böyle daha devam edecek ama çözüm yok değil. Gelin önce maliyetlere bakalım, sonra da alternatiflere...

Yurt dışına seyahat kaça patlar?

Pasaport:

Bu yıl başında zamlanan pasaport ücterleri 248TL'den başlıyor ama bu bir yıl geçerli pasaportun ücreti. Vize almanız gereken bir ülkeye seyahat edecekseniz sizden en az iki yıl geçerliliği olan pasaport isteyebilirler. İki yılı baz alırsak bunun bedeli 405TL. Devletimiz 133TL de defter ücreti alıyor. E fotoğraf da çektirmeniz gerekiyor haliyle. Kabaca 550TL ödeyerek bir pasaport sahibi oluyorsunuz.

Vize:

Ege kıyılarından bir feribot ile veya karadan kendi aracınızla gidebildiğiniz Yunanistan'a gitmek için bile Schengen Vizesi almanız gerekiyor. Avrupa Birliği'nin yeni yılda uygulayacağı vize ücretleri değişti. Buna göre normal turist vizesi 60€ / 388TL. Buna vize ofisine ödediğiniz hizmet bedeli olan 116TL ve fotoğraftı, sigortaydı diğer şeyleri eklediğinizde kabaca 700TL gibi bir para harcamanız gerekiyor. Evet hiç ucuz değil ama bu yine içlerinde en ucuz olanı zira İngiltere vizesi 93£ / 1.350TL, ABD 160$ / 850TL, Rusya ise 105$ / 560TL.

Ulaşım:

Kurlar görece düşükken kampanyadan denk getirdiğiniz uçak bileti 300-350TL'ye denk geliyordu. Bugün durum farklı. En ucuz gidiş-dönüş uçak bileti için bunun iki katını ödemek zorundasınız. Havalimanından şehre gidip gelmek için de bir 10€ / 60TL ekleyin ona. Biz yine en ucuzundan hesap yaparsak; Ege kıyılarından Yunanistan'a feribot biletleri 30€ / 180TL civarında oluyor. Ege'ye ulaşmanız da bir para tabi; Istanbul - Bodrum gidiş-dönüş otobüs bileti 225TL. Aslında kampanyadan alınacak bir uçak bileti ile otobüs+feribot biletleri arasında çok fark yok.

Konaklama:

Elbette gideceğiniz ülkedeki fiyatlar değişkenlik gösteriyor. Amsterdam'da 3 yıldızlı bir otele veya merkeze yakıca bir Airbnb evine gecelik 80-100€ verirken Yunanistan'ın bize yakın adalarında fiyat ortalama geceliği 50€ / 300TL olur. Ama bu işin pansiyonu var, gençseniz hosteli de var. İyi bir otlede kalayım derseniz de gecelik 100€ üstüne çıkmanız lazım.

Yeme-İçme:

Bu da çok göreceli bir kalem. Ne yediğiniz, ne kadar yediğiniz ve nerede yediğinizle alakalı ama Avrupa'da her kahvaltı için 8-10€, öğlen yemeği için 12-15€, akşam yemeği için de 18-20€ civarı gibi düşünebilirsiniz. Bir bira da mı içmeyeceksiniz? Bahşiş olarak en azından bozuklukları bırakmayacak mısın? Kabaca günlük kişi başı 35-40€ / 200-250TL su içinde gider.

Gezme-tozma ve alışveriş:

Bulunduğunuz şehri yürüyerek gezebiliyorsanız ne ala. Yok bir şeylere binmeniz gerekiyorsa yazın bir 10€ günlüğüne. Alacağınız 3 magnet 10€. Hiç bir şey almadan döneceğinizi düşünsek bile ki inandırıcı değil ıvır zıvıra gider bir 10€.

Hesap:

Eşiniz, sevgiliniz veya arkadaşınızla vize isteyen bir Avrupa ülkesine gittiğinizi düşünerek ve ortalama fiyatlarla kabaca bir hesap yaparsak iki kişinin iki geceliğine 4.500-5.000TL'yi gözden çıkarması gerek. Pazartesi gününü izin alıp köprü yaptık, gitmişken üç-beş gün kalalım, derseniz bu rakam 6.000-6.500TL'ye dayanır.

Pasaportunuz varsa, geçen yıl aldığınız uzun dönemli vize de hala geçerli ise şanslısınız. 23 Nisan tatilinde gittiniz diyelim ki ben pek tavsiye etmem, yine harcarsınız bir 2.000-2.500TL bomboş bir Yunan adasında :)

Peki hiç mi çıkamayacağız yurt dışına? Yok mu bunun bir yolu?

Pasaporta ve vizeye ihtiyaç olmadan gidebileceğiniz K.K.T.C var. Onu saymam, o yavru vatan derseniz Ukrayna, Moldova ve Gürcistan'a pasaportsuz, T.C. Kimliğinizle seyahat edebiliyorsunuz. Bu ülkeler görece yakın olduklarından uçak biletleri de hesaplı oluyor. Üstelik hayat da ucuz olduğundan gayet hesaplı bir şekilde dört farklı ülkeyi görebilirsiniz. Gürcistan gezi yazıma bir göz atın, gayet güzel bir yer. Zorlarsanız otobüs bile var.

Belgrad, Sırbistan
Beni kesmez oralar derseniz dünyada 89 ülke Türk vatandaşlarından turistik seyahat için vize istemiyor. Bu ülkelerin yanı sıra 15 ülke sınır kapılarında, 9 ülke de online vize ile Türk vatandaşlarına kolaylıkla turistik vize veriyor. Yani bir pasaport edinerek 113 ülkeye vizesiz seyahat edebilirsiniz. Komşu ülke İran bu kategoride mesela ve otobüs veya trenle gidebiliyorsunuz. Bu sene Rusya'dan bir müjde gelebilir ve vizesiz seyahat tekrar başlayabilir. Listenin tamanına buradan >>> ulaşabilirsiniz.


Bakü, Azerbaycan
Bu ülkeler içinde ucuza uçabileceğiniz ve az para harcayabileceğiniz, ilginç pek çok ülke var. Dil sıkıntınız varsa Azerbaycan listenin başında yer alıyor. Tek millet - iki devlet değil miyiz biz? Balkanları gezebilir Bosna-Hersek, Arnavutluk, Karadağ veya Sırbistan'ı görebilirsiniz. Belgrad şahaneymiş. Buralar da hesaplı ülkeler. Yeter ki niyet edin. İyi araştırma, önceden bilet satın alma ve rezervasyon her zaman kazandırır ;)

Yol Gidenindir!

08 Kasım 2017

Macaristan Gezi Notları - Budapeşte

Prag - Bratislava - Budapeşte de olabilirdi bu yazının başlığı zira bu notlar Prag'dan Budapeşte'ye 525 kilometrelik bir yolu da kapsıyor...

Macaristan

Pek çoğumuz için Budapeşte, tarih derslerinden aklımızda kalan, Osmanlı İmparatorluğu’nun batıdaki en önemli şehri olarak yer etmiştir. Malumunuz 240km ötedeki Viyana’yı iki defa deneyip alamamış, Kanuni Sultan Süleyman’ı da Szigetvár (Zigetvar) Macaristan’da kaybetmişiz.

Bunlar size yanıltmasın zira Macaristan’da ve de Budapeşte’de Osmanlılardan kalan pek bir şey yok. Zaten hepi topu 145 yıl Osmanlı egemenliğinde kalmış. Sanki hiç yaşanmamış bir dönem bu. Ülke size daha çok Avusturya veya Çek Cumhuriyeti gibi yabancı gelecek size. Bu bilgiyi cepte tutun. Macarlarla da Türk goygoyu yapmayın.

Avrupa’nın göbeğinde yer alan Macaristan bir Doğu Avrupa ülkesi değil bana sorarsanız. Politik olarak soğuk savaş döneminde öyle adlandırılsa da komşusu ve tarihi bağları bulunan Avusturya gibi bir ülke. Çok da normal değil mi; Avusturya – Macaristan İmparatorluğu Osmanlı’nın belalısı değil miydi? ;)

Prag – Bratislava – Budapeşte

Budapeşte gezisi Prag’da başladı. Rentalcars isimli uygulamadan araç kiraladık, memnun da kaldık. Bu yol, başlı başına bir deneyim. Vakti olanlara tavsiye ederim. Aslında iki rota üzerinden gidilebiliyor. Biri Prag – Viyana – Budapeşte, diğeri ise bizim tercih ettiğimiz ve biraz daha kısa olan (525km) Prag – Bratislava – Budapeşte.

Prag - Brno - Bratislava - Györ - Budapeşte
Brno

Yol üzerinde, her iki rota da, Çek Cumhuriyeti’nin ikinci büyük şehri Brno’yu görme fırsatı oluyor. Öğle yemeği için burada durduk zira neredeyse yarı yola denk geliyor. Prag – Brno 235km. ve yaklaşık 3 saat.


Şarapları ile ünlü Moravia bölgesinin başkenti olan şehir aynı zamanda Çek Cumhuriyeti’nin adli başkenti. Anayasa Mahkemesi, Danıştay vb. Adli makamlar burada. Bizim vaktimiz olmadı ama kaleleri, parkları tiyatroları ile tipik bir orta Avrupa kenti.

Bratislava - Slovakya

Yola sabah erken çıkarsanız Bratislava da öğlen yemeği için bir alternatif olabilir, hatta daha mantıklı olabilir. Şayet Viyana üzerinden gidecekseniz bence oraya daha fazla vakit ayırmanız, hatta bir gece kalmanızı tavsiye ederim.

Slovakya’nın başkenti denilince aklınıza ne geliyor bilemiyorum ama beklentilerinizi epey aşağı çekmeniz gerekiyor. Toplam 415.000 kişinin yaşadığı şehri yürüyerek 3-4 saatte gezmeniz mümkün. Biz arabayla hızlı bir tur attık, bir de kahve içtik o kadar. Bratislava’dan Budapeşte yaklaşık 200km.

BUDAPEŞTE


Tuna nehrinin yakalarında kurulu şehrin batı tarafı Buda, doğu tarafı ise Peşte ve iki yakayı birbirine bağlayan yedi köprü mevcut. Bunların en ünlüsü ve güzeli, şehrin merkezinde yer alan The Chain Bridge. Daha çok Peşte tarafında olacaksınız zira olay daha çok bu yakada dönmekte.

Şehri yürüyerek gezmek mümkün ve bence yapılması gereken de bu. Nehir kenarında bulunan Parlamento binası harika bir yapı ama bence mutlaka görülmesi gereken yer şehri Buda tarafındaki bir tepeden gören Buda Kalesi ve Kraliyet Sarayı (Royal Palace). Aslında ilk iş olarak buraya gidip şehre tepeden bakarak oryantasyonunuzu yapabilir, hafızanıza alabilirsiniz. Sonra vurun kendinizi sokaklara!

Tuna nehrinin her iki tarafından yürümek şart. Bu sırada 2. Dünya Savaşı sırasında Naziler tarafından nehir kenarında sırtlarından vurularak öldürülen ve nehre atılan Yahudiler anısına yapılmış Shoes on the Danube Bank enstalasyonunu atlamayın.

Biraz soluklanmak isterseniz Elizabeth (Erzsebet) Square ve şehrin en önemli ve güzel binalarına ev sahipliği yapan Andrassy Bulvarı, civarındaki parklar keyifli. Alışveriş için adres Vaci caddesi. İkinci tavsiye edebileceğim yer, şehrin en büyük kapalı pazarı; The Central Market Hall. Burası Vaci caddesinin sonunda yer alıyor. Bana Avrupa ve Latin Amerika’da gördüğüm benzerlerine göre biraz daha turistik geldi ama olsun.

Üçüncü ve bence mutlaka deneyimlemeniz gereken önerim termal banyolar. Biz Széchenyi Baths’ı tercih ettik. Öyle lüks bir yer gelmesin aklınıza, bildiğiniz halk işi. Girişte pek çok seçenek ve farklı ücretlerle karşılaşacaksınız. Biz bir kabin aldık ve eşyalarımızı buraya koyduk. Mayo şart tabi. Bu arada giderken terlik ve havlu götürmek de faydalı olacaktır. İçeride çeşitli sıcaklıklarda irili ufaklı pek çok kür havuzu, buhar banyoları ve saunalar var. Açık havuzlar da ılık ve keyifli. Bir yarım gün bu deneyim için ayrılabilir. Ayrıca buraya giderken Andrassy Bulvarı üzerinden Heroes Square’e varıyorsunuz (Kahramanlar Meydanı) ve böylelikle görülmesi gereken iki yeri daha görmüş oluyorsunuz. Bizim toplamda iki günümüz olduğu için daha fazlasını yapamadık ama hissiyatım bir şey kaçırmadığım yönündeydi. Maksimum üç günlük bir şehir Budapeşte. Hafta sonu için ideal.

İlla Osmanlılardan bir iz görmek ve yaşamak istiyorsanız Rudas Bath’a gidebilirsiniz. Burası şehre tepeden bakan özgürlük heykelinin de bulunduğu Gellert Tepesinde yer alıyor.

Yeme-İçme
  • Gulaş! Ancak bizde yapılan gulaşın eti bol suyu azdır, orijinali ise çorba kıvamında. Arıza çıkarmayın.
  • Bizim sulu yemeklere benzer balık ve tavuk yemekleri var. Ben yemedim ama siz deneyebilirsiniz.
  • Kahvaltı için Buda tarafında Déryné Bistro’yu öneririm. Oradan kaleye çıkarsınız.

Ne alınır?

Paprika. Çeşit çeşit kutularda ve acılıkta mevcut. Toz hali, tüpte püresi ya da kavanozlarda sos gibi olanları var. Bunun dışında her yerde bulunan hediyelikler ve porselen objeler alınabilir.

Nerede kalınır?

Mutlaka Peşte tarafında kalın ki şehri yürüyerek gezerken helak olmayın.

Gece Hayatı
  • Jewish Quarter ya da diğer adıyla 7nci bölgeye gidin. 
  • Budapeşte’de ruin bar denilen bir konsept var. Harap haldeki binalara kurulan bu geçici (!) barlar bir şikayet olmadıkça, binalar yıkılmadıkça veya yenilenmediği sürece hayatlarına devam ediyorlar. Olmadı başka bir binaya göçüyorlar. Gittiğinizde araştırın, kafanıza uyana girin. Keyifli.
  • Taksicilerin veya turist görünümlü kızların önerdiği, sizi davet ettikleri barlara gitmeyin. Bizdeki gibi fahiş hesap dayıyorlarmış. 
  • Bunun dışında gece kulübü tarzı yerler mevcut ama biz gitmediğimiz için yorum yapmam yanlış olur. Tripadvisor candır!
Nasıl gidilir?

Yazının yazıldığı tarih itibariyle THY, Pegasus ve WizzAir’in Istanbul’dan uçuşları mevcut. Yazının başında anlattığım gibi biz Prag’dan arabayla geldik. Hafta sonu için değil de daha uzun bir seyahat planlıyorsanız Budapeşte’yi Viyana veya Prag ile kombine edin. Gidiş biletini bir şehre, Istanbul’a dönüşü diğerinden ayarlayın.

Ne zaman gidilir?

Biz Haziran ayında oradaydık ve hava-kalabalık dengesi gayet iyiydi. Genelde Mayıs-Haziran ve Eylül-Ekim öneriliyor. Kışın soğuk oluyormuş ki ben bunu bir önceki Prag gezimden biliyorum. Orta Avrupa’nın kışı hiç sevimli değil.

Bonus: Sziget Festival

Hey yıl Ağustos ayında gerçekleşen Sziget Festivali’ne denk getirin seyahatinizi... hatta sırf bunun için gidin Budapeşte’ye. Festivalin yapıldığı ada şehrin hemen dışında. Festival biletlerini Türkiye'den temin etmek mümkün. Resmi sitesinde Türkçe de mevcut. https://szigetfestival.com/tr/


Aklınızda bulunsun!
  • Ülke AB üyesi olmakla beraber Euro bölgesine dahil değil. Para birimi Forint ve 1TL yaklaşık 70 Forint. Biz gittiğimizde 1TL yaklaşık 100 Forinte denk geliyordu. Türk lirasının değerinin ne kadar hızlı düştüğünün bir başka kanıtı.
  • Ülke genel olarak ucuz ama siz yine de sıfırlara dikkat edin. Bazen sizin dalgınlığınızdan bazen de turistleri kazıklama niyetinde olanlar sebebiyle fazla para ödemeyin.
  • Şehir gayet güvenli ve medeni bir yer. Kendimi hiç huzursuz hissetmedim ama siz yine de dikkatli olun. Neticede turistsiniz ;)
  • Denk gelirseniz Haziran veya Temmuz ayındaki Red Bull Air Race ilginç oluyor ama yarış zamanı The Chain Bridge kapalı oluyor. (Biz denk geldik de)
  • Sokak, cadde, mekan isimlerinin İngilizceleri pek işe yaramıyor zira genelde Macarcasını söylemeniz gerekiyor. Hoş kim artık sora sora yol buluyor ki?
  • Otoyollarda bulunan benzin istasyonlarında tuvaletler paralı ama yiyecek-içecek alışverişi yaparsanız aldığınız fişle girebiliyorsunuz. Önce alışveriş sonra tuvalet ;)
  • Bahsetmeden geçemeyeceğim, eğer benim gibi tilt ya da yabancıların tabiri ile pinball oynamayı seviyorsanız Budapeşte’de bir müzesi var :)
Yol Gidenindir!

06 Ocak 2017

Yunanistan Gezi Notları - Günübirlik Kos

Özellikle birkaç yıldır, bayramlarda seyranlarda veya tatillerde yurdum insanının favorisi Yunan Adaları. Özellikle Ayvalık’tan geçilen Midilli, Çeşme’den geçilen Sakız ve Marmaris’ten geçilen Rodos bunların başında geliyor. Bir de tabi uçakla gidilen ve pek revaçta olan Mikanos var. Yetmezmiş gibi vizesiz Yunan Adaları turu yapan pek çok gemi seyahati de mevcut.

Lakin bunların dışında, genelde akla gelmeyen fakat Bodrum’da yaşayan veya yazlarını geçirenler için kelimenin tam anlamıyla komşu kapısı olan Kos ya da Türkçe adı ile İstanköy adası bu yazının konusu.

On İki Adalar © LP
Son on iki ayda dört defa gittiğim bu ada aslında On İki Adaların Rodos’tan sonra ikinci büyük olanı. Tarihi olarak bizimle olan bağı diğer Yunan Adalarına göre biraz farklı. Tarih kitaplarınızı hatırlayın, 1912’de Uşi anlaşması ile İtalyanlar tarafından işgal edilen On İki Adalar Türkiye’ye iade edilecekken biz Balkan Savaşı nedeniyle (Yunanlılara kaptırmayalım diye) İtalyanlara tam olarak “siz de dursun sonra alırız” diyoruz. Fakat işler pek de planladığımız gibi gitmiyor ve iki dünya savaşı sonrası, 1947’de adalar bir şekilde Yunanistan’a dahil oluyor. Farklılık ise, bu gecikme nedeniyle on iki adada yaşayan Türkler, Türkiye ile Yunanistan arasında 1923 yılında yapılan mübadeleden muaf oluyorlar. Bunun sonucu olarak Kos adasında halen 2.000 civarı Türk yaşamakta. Aynı sebepten dolayı Rodos Adasında bir Türk Konsolosluğu mevcut.

Nasıl gidilir?

Yazın Bodrum ile Kos arası hem Türk hem de Yunan bandıralı tekneler her gün karşılıklı sefer yapmaktalar. Ek olarak Turgutreis’ten de seferler mevcut. Günübirlik gidilecekse sabah Bodrum’dan kalkan ve akşam dönenler daha mantıklı tabi.

Tarife
  • Bodrum Express (Hızır Reis) her gün Bodrum (Kale) Limandan saat 09:30’da kalkıyor. Yolculuk havaya göre 1 saat civarı sürmekte. Dönüşü saat 16:30
  • Turkish Sealines (Asım Kaptan) her gün Bodrum (Yolcu) Limanından saat 09:15’de kalkıyor. Yolculuk 1 saat civarı sürmekte. Dönüşü saat 16:30
  • Bizim günübirlik ziyaretler için favorimiz ise Yeşil Marmaris şirketinin Kartepe katamarını. Her gün Bodrum Yolcu Limanı’ndan saat 09:00’da kalkıyor. Yolculuk 25dk civarı sürmekte. Dönüşü saat 18:00
  • Turgutreis’ten ise kalkış 09:30, dönüş 18:00. Seyahat süresi ise 20 dakika.
Kış döneminde Bodrum – Kos arasındaki seferler azalarak devam etmekte. Tabi bir de hava durumu önemli zira fırtınalı günlerde seferler iptal olabiliyor. Güncel tarife bilgisi için firmaların web sitelerine göz atmanız gerekecek. İlgili sayfaların linklerini aşağıda paylaşıyorum.
Update: 01 Nisan 2017 tarihinden itibaren Bodrum Express'in Bodrum - Kos seferleri her güne çıktı, saatler aynı. Turgutreis - Kos ise 01 Haziran 2017 tarihinde başlıyor. Yeşil Marmaris'in katamaranı ise Nisan ayında iki günde bir sefer yapıyor gözüküyor, Mayıs ayında her güne çıkıyor.

Zamanlama

Gerek Bodrum çıkışta gerekse Kos dönüşünde pasaport kontrolü nedeniyle en az bir saat önce limanda olunması gerekiyor. Bu nedenle normal teknelerle gidildiğinde Kos’a varışınız 10:30, inmeniz ve pasaporttan çıkışınız ise 11:00-11:30 gibi oluyor. Dönüş için de 15:30 gibi limanda olmanız gerektiğinden şehri gezmek ve yemek için topu topu dört saatiniz kalıyor. Yeter mi? Elbette yeter ama katamaran ile gitmek lokmayı boğazınıza dizmemenizi sağlıyor.

Kışın durum biraz daha enteresan. Türkiye yaz saatini kalıcı yapınca yazın aynı saati kullandığımız Yunanistan ile artık kışın bir saat farkımız var. Komik ama gerçek! Mesela 09:30 Bodrum’dan kalkıyorsunuz, bir saat gittikten sonra yine 09:30’da Kos’a varıyorsunuz. Yani bir saat ekstranız var. Dönüşte 16:30 kalkıp Bodrum’a bu sefer 18:30’da varıyorsunuz. Kışın pasaport sıraları daha az ve işlemler hızlı.

Vize

Neticede Yunanistan’a giriş için Schengen Vizesine ihtiyacınız var. Bir de kapı vizesi denilen bir uygulama var. Bu adı ile tezat olarak kapıda alınan yani oraya gidip orada aldığınız bir vize değil. Normal bir vize başvurusunda verdiğiniz evrakların bir kısmını 3-4 iş günü öncesinde biletinizi aldığınız tekne firmasına teslim ediyorsunuz, onlar tek girişli vize alıyorlar sizin için. Üstelik vize ücreti de Schengen Vizesi ile aynı. Yani bana pek de mantıklı gelen bir iş değil bu kapı vizesi ama yine de kolay ve daha az evrak teslim ederek alınması sebebiyle tercih edilebilir.

Update: Basında çıkan haberler kafanızı karıştırmış olabilir ama bu sene de (2017 sezonu) kapıda vize uygulaması devam ediyor.

KOS


Kos Limanı



















İlk defa gidecekleri düşünerek günübirlik program önerim şu şekildedir; Bodrum'dan gelen tekneler yukarıdaki fotoğrafta limanın girişinin solunda yer alan binanın önüne yanaşıyor. Limandan çıkmak için kalenin surlarının dibinden zaten yürümek zorundasınız. Sahil caddesine vardığınızda karşıya geçin ve Elefteria Meydanı’na çıkın. Buradaki cafelerde kahvaltınızı yapabilirsiniz. Benim favorim Cafe Aenaos, plase sadece kadınların çalıştığı ve yerel bir STO’ya bağlı Cafe Aegli. Yunanlıların bizimki gibi bir kahvaltı kültürü, adeti yok. Tost, sandviç, kruvasan, meyve suyu ve kahve.

Meydanda bulunan mini arkeoloji müzesi ücretsiz. 15-20 dakikanızı ayırıp gezebilirsiniz. Şehrin diğer arkeolojik kalıntıları sahilden 10-15 dakika yürüyerek ulaşabileceğiniz yakınlıkta. Meraklıysanız dersinizi çalışıp gidin. Amfi tiyatrosunda bizim Bodrum’da olduğu gibi zaman zaman konserler olmakta.

Kos Şehir Haritası (Büyütmek için tıklayınız)
Modern tıbbın babası, doktorların mesleğe başlarken ettiği Hipokrat yeminin Hipokrat’ı Koslu olup bu adada bir ağacın altında öğrencilerine ders verirmiş. İşte o ağaç günümüzde öyle veya böyle halen Hipokrat Meydanı’nda yaşamakta. Çökmesin, kırılmasın diye çelik bir konstrüksiyonla desteklenmiş durumda ama ayakta. Bu meydanın köşesindeki Cafe Neratzia ağaç gölgesinde sabah kahvesi keyfi için güzel bir başka adres. Meydan hem bir kiliseye hem de bir camiye (kapalı) ev sahipliği yapıyor.

Sonra vurun kendinizi sokaklara... zaten merkezin tüm sokaklarında dolaşmanız için bir yerlere takılmazsanız 1 saat civarı bir vakit yeterli olacaktır. 

Ama sadece alışveriş sokaklarında dolaşmayın. Kos’un diğer sokaklarına da göz atın, çaktırmadan evlere ve içlerine göz atın, ne kadar benzer olduğumuzu size gösterecek pek çok an ve diyalog yakalayacaksınız dili anlamasanız da. Arada kahve molası vermek isterseniz tavsiyem Mikro Cafe.

Tüm bunları yapmanız yaklaşık iki saatinizi alacak. Bu da saatin 13:30 civarında olması ve artık yemek vaktinin geldiği anlamına geliyor. Zaten yemekten kalkıp limana gideceksiniz.

Vaktinizi ayarlayabilirseniz Kos şehrinin dışında, tepede mukim Asklepieion’u görebilirsiniz. Kelime anlamı olarak şifa tapınağı olan bu sağlık merkezi vakti zamanında Hipokrat’ın da eğitim aldığı bir yer. Manzarası ise muhteşem. Giriş €8. Otobüs ile €1,10’a gidebiliyorsunuz. Dönüşte yürüyerek Türk köyü Platani (Germe) üzerinden 30-35dk’da dönebilirsiniz.

Asklepieion'dan Türkiye'ye doğru bakış










Yeme-İçme

Çok fazla Türk adayı ziyaret ettiği için pek çok turistik lokantada menülerde Türkçe de var. Olmasa da zorlanmazsınız zira pek çok yemek adı dahil size yabancı değil. Burada bir iki kritik notum var;
  • Porsiyonlar - Elleri bol. Porsiyonlar bizimkilerin %30 daha fazlası. Sipariş verirken unutmayın. 
  • Siparişleri parça parça verin, bizdeki gibi önce mezeler sonra ara sıcaklar en son balık gibi bir sıralama alışkanlığı yok.
  • Cheese Saganaki – Sahanda Peynir, her yerde farklı peynirden yapılabildiği için tadı da pek değişken.
  • Dolmades – Bizim zeytinyağlı dolmanın harcı değişik ve ılık olanı. Bizim usul soğuk zeytinyağlı dolma ise yalanci dolma. (Bir de dolma Yunan derler...peh)
  • Ahtapot – Bizdekinden farklı olarak önce sirkede bekletip sonra açık havada kurutuluyor. Izgarası güzel oluyor ama bizim bildiğimizden daha sert. Boşuna şikayetçi olmayın, usul bu ;)
  • Yunan Kahvesi/Türk Kahvesi – Bana sorarsanız da Yunan Kahvesi gerçekten bizimkinden farklı. Bir kere bizimkinde %100 Arabica kahve kullanılırken onlarınki Arabica-Robusta karışık. Dolayısıyla daha hafif ve tadı değişik. Bir de her zaman mikro yani küçük sipariş edin zira onlarda duble kahve de var.

Günübirlikçiler için lokasyon önemli tabi. Limana en yakın lokantalar sahil caddesi üzerindekiler. Pek çoğunun mekan sponsoru zaten Yeni Rakı. Turistik olabilirler ama yine de bizim ülkemizden ucuza çıkarsınız. Bizim ayağımızın alıştığı iki mekan var; biri Socrates –ki 41 yıldır bu işi yapıyor Socrates Abi, rahat davranabileceğiniz, kasılmadan yiyip içebileceğiniz bir yer. Maalesef kışın kapalı.

Diğeri ise merdivenlerle bir üst sokağa çıkıp ulaştığınız Taverna Fish House. Burası kalabalıktan uzak, daha siz size olabileceğiniz bir yer. Ayrıca en güzel Cheese Saganaki burada. Maalesef burası da kışın kapalı.

Plajların olduğu tarafta ise daha çok akşam yemeği için tercih edilen yerler var. Öğlen de gidilebilir tabi. En şık olanı Barbouni, en yereli Kalymnos, en meşhuru Nick The Fisherman. Manzarayı boş verip lezzet odaklı bir seçim yapacaksanız bizim favori mekanımızı tavsiye ediyorum; Stergos Stamatis’in lokantası Psaropoula. Escalop, ahtapot, kalamar dolma, mezeler hepsi şahane. Buranın Cheese Saganakisi bile Yunan konyağı Metaxa ile glaze.

Uzo – Tsipuro

“Uzo ile rakı aynı şey ya” muhabbetini unutun. Değiller. Uzo genelde bizim rakıdan biraz daha tatlı ve yumuşak, anasonlu bir içki. Uzo-su evliliğini yaparken suyu rakı-su ayarınızdan daha az koyun. İkincisi çeşit çeşit uzo var. Benim tercihim Barbayani Mavi. Bunun yeşili daha az alkollü, bir de bordo olanı var ama ona pek rastlamıyorsunuz. Plomari de güzel ama siz deneye deneye bulun bence. Hepsi 20’lik geliyor.

Tsipuro (Çipuro ile zipuro arası bir telaffuzu var) ise bizim boğma rakının muadili. Bana sorarsanız adının çağrıştırdığı ispirto gibi bir şey ama hayranı ve sadece bunu içen de çok. Bunu sipariş ederken özellikle şekersiz ve anasonsuz olanını tercih ederseniz muhtemelen Babacim içeceksiniz. Bulabilirseniz, bazı mekanlar gerçekten tezgah altından ev yapımı tsipuro satıyor. Sevenleri işte bunun hastası. Bir de bu tsipuronun daha özenle, seçilmiş üzümlerle yapılıp, meşe fıçılarda dinlendirilenleri var, işte bunlar da İtalyanların Grappası ile benzer.

İşte bu kadar

Yemek sonrası zaten liman ve pasaport kontrolü sizi bekliyor. Pek çok tekne yakın saatlerde kalktığı için pasaport sırası uzun oluyor. Akşam saatlerinde Bodrum’a döndüğünüzde değişik bir Ege deneyiminin keyfini yaşamış olacak, aynı coğrafyanın geçtiğimiz 100 yılda nasıl farklılaştığını göreceksiniz.

Kalanlar için...

Şayet bir gece Kos’da kalmayı planlayarak gelenlerdenseniz tavsiye ve önerilerim biraz daha farklı olacak tabi. Akşam Yemeği için yukarıda yazdıklarımdan farklı olarak iki önerim olacak;
  • Alla ki Alla – Marina bölgesinin arka tarafında yer alan bu bahçeli lokanta daha az turistik, sakin ve güzel bir akşam yemeği için ideal. Buraya Ekim ayında gittik. Kışın deniz mahsullerinden yapılan mezeler maalesef yok. Eminim yazın daha keyiflidir.
  • Arabın Yeri – Yazının başında bahsettiğim, adada yaşayan 2000 civarı Türkün ağırlıklı olarak yaşadığı Platani köyünde Kadri Memiş’in sahibi olduğu bu lokanta pek çok ödüle sahip bir mekan. Kos merkezden taksi ile 10dk mesafede. Hem bu şekilde merkez dışında bir başka yerini de görmüş olursunuz adanın.


    Adanın diğer tarafları

    Kos büyük bir ada ve merkezin dışında pek çok köyü/kasabası var. Araba veya motor kiralayıp gezebilir, farklı plajları keşfedebilirsiniz. Özellikle Kefalos bölgesi harika. Zia köyüne çıkıp -ki adanın en yüksek noktalarından biri, manzara eşliğinde güneşi batırabilirsiniz. Ben yapmadım ama Bizim Bozcaada, yel değirmenleri kafası gibiymiş.

    Komşu adalar Kalimynos ve Nisyros

    Kos’tan ufak teknelerle yine günübirlik Kalimynos (Kilimli) ve Nisyros’a geçebilirsiniz. Nisyros’a günlük tur €35. Kardemena limanından sabah 09:30 kalkıyor, 16:30’da dönmüş oluyor. Kalimynos’a ise Mastichari’den kalkan teknelerle geçebiliyorsunuz.

    Bir de oniki adalar arasında her gün sefer yapan Dodekanisos feribotu var. Bununla Rodos’a kadar gitmek mümkün ama sabah Rodos’tan yukarıya çıkıp akşam da geri dönüyor. Tarife bilgisine Dodekanisos Seaways sitesinden ulaşabilirsiniz. Daha da ötelere gitmek istiyorsanız Bluestar Ferries şirketinin web sitesine bakmanızı öneririm.

    Kos Gece Hayatı

    Elefteria Meydanı ile Hipokrat’ın ağacının bulunduğu meydan arasındaki bölge aynı zamanda Kos’un barlar sokağı. Burada tipik Bodrum/Gümbet barlarının benzerlerini bulabilirsiniz. Genelde Avrupalı turistlerin takıldığı yerler.

    Tabi Biz buraya takılmadık. Size iki tavsiyem olacak. İlki sahil tarafındaki Sitar. Sokak barı tadında güzel müzik eşliğinde takılabileceğiniz bir yer. Mojitosu çok fena, siz barmenleri uğraştırmayan içkileri tercih edin. Alın vodkanızı, viskinizi keyfinize bakın. İkinci mekan ise çeşit çeşit bira bulabileceğiniz ve yaz-kış açık mekan Kostas’ın yeri Coffee Zero. Sahibi Kostas hoş sohbet biridir. Mekan adada TripAdvisor'da 5 yıldız almış ender yerlerden.

    Ne zaman gidilir?

    Yaz-kış gidilir :) Ama genel kural olarak Yunanlıların ve de Avrupalıların tatil ayı olan Ağustos dışında her zaman gidilebilir. Yazın günübirlik gidecekler Pazar günü dışında bir gün tercih etsinler zira pasaport kuyrukları normale göre daha uzun, feribotlar rötara giriyor. Kışın bu problem de yok. Elbette kışın adanın nüfusu azalıyor. Kimi okuluna kimi başka yerlere gidiyor, mekanların çoğu kapanıyor ama o hali de güzel Kos şehrinin.

    Ne alınır?

    Adaya has, ilginç ve bizde olmayan bir şey yok. Magnet vs. gibi turistik birkaç parça dışında pek bir şey yok. Arada üç-dört yerel sanatçıların işlerinin bulunabileceği dükkanlar yok değil.

    Duty Free belki de Kos seyahatlerinin en önemli alışveriş olayı. Türkiye’den çıkarken almayı planladığınız şeylerin fiyatlarını kontrol edin, not alın. Kos’un merkezinde pek çok içki dükkanı var. Bu dükkanlardaki fiyatlar ile karşılaştırma yapın. Genelde çok satılan içkilerin fiyatları ya Türkiye ile aynı ya da çok az daha ucuz. Bazı çok popüler olmayan ama enteresan içkiler daha ucuz olabiliyor. Yunanistan’dan çıkarken Duty Free’ye uğrayın ve fiyatları Türkiye ile karşılaştırın. Hangisi daha hesaplıysa alışverişinizi ya gemiye binmeden Yunan Duty Free’sinden ya da vardığınızda Bodrum’daki Duty Free mağazasından yapın.

    Yurtdışından Türkiye’ye 1 litre sert alkollü (%40 ve üzeri) ve 2 litre düşük alkollü (%40’ın aşağısı) toplam 3 litre içki getirme hakkınız var. Örneğin bir şişe viski aldınız, yanına iki şişe likör alabilirsiniz. Türkiye varışınızda gümrük memurları çantalarınızı kontrol etmekteler ve hatta x-ray’den geçirmekteler. Bu notum biraz Yunanistan’dan alırım biraz da Türkiye’den alırım diye düşünenlere gelsin ;) Elbette gide gele bazı püf noktaları öğreniyorsunuz ama bu bilgi de Bodrumlulara kalsın.

    Aklınızda bulunsun...
    • Kos güvenli bir ada. Gece dahil sokaklarında huzurla dolaşabilirsiniz.
    • Bir gece kalmalı gidiyorsanız feribot biletiniz günübirlikten biraz daha pahalı
    • Gezmek isterseniz Kos Kalesi şehirle liman arasında, giriş ücreti 7€
    • Gıda alışverişi için ya sahil caddesinde plajlara doğru giderken soldaki market ya da teknelere ürün satan Cash&Carry marketi öneririm. Yanınızda termo çanta götürürseniz alacağınız ürünleri bozulmadan Bodrum’a getirebilirsiniz
    • Halk pazarının arkasındaki Orange Tree’de Mojito değişik ama güzel, feribot öncesi vaktiniz kalırsa patlatın birer tane
    • Kışın saat farkımız olduğunu unutmayın (en azından bu sene böyle, 2017 kışında duruma bakacağız)
    • Bodrum Cup zamanı Kos ve Kalimynos çok kalabalık olabiliyor, ona göre ayarlanın

    Yol Gidenindir!

    26 Eylül 2016

    İtalya Gezi Notları - Floransa

    Hayatımda ilk defa çok spontane bir seyahat gerçekleştirdim, bu da Floransa’ya oldu. Uzun zamandır planladığım o uzun Toskana gezisi değildi bu gidiş. Denk geldi. Zaten gidecek olan arkadaşlarıma uzun zamandır görmediğim iki dostumun daha eklendiğini öğrendiğimde “keşke ben de gitsem” fikri düştü aklıma.

    Ertesi gün sadece biletimi almıştım. Nerde kalacağım, nereleri gezeceğiz ya da gezmeyecek miyiz gibi planlamaya dair hiç bir şey yapmadan uçtum Bolonya’ya. Sadece kafayı değiştirmeye, dostlarla vakit geçirmeye. Pek rahat pek güzel oluyormuş!
















    Nasıl gidilir?

    Floransa’da havalimanı var ama hem küçük bir havalimanı olması sebebiyle hem de Bolonya’dan hızlı trenle Floransa’ya ulaşmak mümkün olduğundan pek çok kişi gibi ben de Istanbul’dan direkt Bolonya’ya uçmayı tercih ettim. Uçuş 2 saat 45dk civarı. THY ve Pegasus’un günde birden fazla uçuşu var. İlla Floransa’ya ineceğim diyorsanız o zaman SWISS, Lufthansa veya İtalyan Havayolları Alitalia ile aktarmalı uçmanız gerekiyor. Şöyle bir plan daha iyi; Bolonya gidiş Pisa veya Roma dönüş alabilirsiniz ve geze geze aşağılara inersiniz.

    Bolonya

    Biz Pegasus ile uçuyorduk ve Bolonya’ya öğlen gibi inmeyi planlıyorduk. Hem belki Bolonya’yı şöyle hızlıca gezip, güzel bir yemek yeme şansımız olabilirdi. Siz böyle planlayabilirsiniz gezinizi ama bizimki pek öyle olmadı. İstanbul’daki radar arıza nedeniyle uçuşumuz yaklaşık 3 saat gecikti. 

    Bu planı dönüşte kısmen uyguladık; bir şarküteriden sandviçlerimiz yaptırdık, bir de şarap alıp şehrin kalbi olan Piazza Maggiore’de caz müziği yapan bir grubun mini konseri eşliğinde kısacık da olsa şehrin keyfini çıkardık.

    Harika bir Neptün Çeşmesi olan bu meydan yaz aylarında film gösterimleri de dahil pek çok etkinliğe ev sahipliği yapan bir yer. Zaten denilene göre çok öğrencinin yaşadığı bir yer olduğundan canlı bir şehirmiş.

    Floransa - Firenze

    Plansız ve asıl amacı kafayı değiştirmek olan bu gezide Floransa’nın hiç bir ama hiç bir sarayına, müzesine gitmedim. Rönesansın doğduğu yer 2,5 günde gezilir mi hiç?

    O tür gezmeyi bir sonraki ziyarete bıraktım. Bu sefer farklı bir Floransa yaşadım ben. Mesela eski bir kütüphanede kaldım. Sokaklarında dolaştım, meydanlarında kahve içtim, Floransalı dostlarla veya onların tavsiye ettiği yerlerde çok güzel yemekler yedim. Eğlendim, keyif aldım.

    Şehir, Arno nehrinin iki kıyısına kurulmuş durumda. UNESCO dünya mirası listesinde olan tarihi eski şehir kısmı sizin için önemli. Bu arada öyle çok büyük zannetmeyin, bir ucundan diğerine 1 saatte filen yürürsünüz.

    Arno nehrinin üzerindeki Ponte Vecchio köprüsü şehrin alamet-i farikalarından biri ancak uzaktan görünüşü harika olsa da kendisi kuyumcularla dolu olduğundan uzaktan sevilesi daha iyi. Gezilip görülecek yerlerin listesini tripadvisor veya lonely planet sitelerinden bulabilirsiniz. Bana en mantıklı geleni “2 günde Floransa” başlıklı listedir.

    Atlamamanızı tavsiye edebileceğim bir yer; Santa Maria Novella Eczanesi olacaktır. Burası dünyanın en eski eczanesi. Esans, parfüm, sabun vb ürünler şifa niyetine. İçerisindeki cafe’de ilaç gibi likörler sizi bekliyor. Ucuz değil ama yaşanması gereken bir deneyim.

    Dediğim gibi bu gezi ve yazısında gezilecek-görülecek yerleri yazmayacağım. Hem kendi ziyaretimden aldığım notlar hem de işi nedeniyle bir ayağı bu şehirde olan bir dostumun tavsiyelerini aktarıyor olacağım.

    Yeme – İçme
    Gece gezmeleri

    Hayat sokakta yaşandığı için ve sınırlı akşamınız varsa, öyle tavsiye edildiği gibi Tenax’a filan gitmeyin. Kafanıza uyan bir şey yakalarsanız o başka. Bence yerel insanların yaptığı gibi mahalle aralarındaki barlara takılın. Bizim favorimiz Archea Brewery. Alternatif olarak ve özellikle cin sevenler için; I cinque sensi

    Nerede kalınır?

    Airbnb’den merkezde bir oda veya ev kiralayın. Böylelikle arada kaldığınız yere uğrayıp tekrar yollara vurabilirsiniz kendinizi. Yok ben otelden şaşmam diyorsanız yine merkezdeki otelleri tercih edin. Unutmayın şehir küçük ve yürüyerek gezeceksiniz. Ne kadar merkezi o kadar iyi.

    Ne alınır?

    Clet
    Ivır zıvır turistik hediyelikler haricinde Rönesans’ın beşiği bu şehirden yerel sanatçıların ürünlerini almanız duruma daha uygun olacaktır. Pek çok Toskanalı sanatçıya ek olarak ünlü Fransız sokak sanatçısı Clet’in de stüdyosu burada. Bir de Signum isimli defter dükkanını tavsiye edebilirim. (Üç tane var şehirde) Özel üretim parfüm, sabun ve benzeri ürünler için; Aqua Flor

    Ben o kadar camı, kolyeyi ve hediyeliği taşıyamam diyorsanız Toskanalı sanatçıların el emeği göz nuru ürünlerini ülkemizde satan Ruvre.com sitesine göz atabilirsiniz. Clet'in magnet ve posterleri de mevcut bu sitede.

    Ne zaman gidilir?

    Yazın turist çılgınlığı yaşandığından bahar ayları nispeten daha tercih edilebilir zamanlar. Ancak Arno nehri kaynaklı rutubet serin havalarda ve özellikle gecelerde sizi üzebilir, kıyafet seçiminde bunu göz önüne alın.

    Aklınızda bulunsun
    • Floransa yolunda, Bolonya’da, gelişte veya dönüşte bir yemek için Da Cesari tavsiye edilir
    • Şubat ayındaki karnaval, ve Eylül ayındaki kağıt fener festivali denk getirebilirseniz ziyaretinize tat katacak iki etkinlik.
    • Haziran ayında Calcio Storico turnuvası var.
    • Ayrıca 24 Haziran kentin azizi olan San Giovanni günü. Tatiliniz bu döneme denk gelirse gün boyunca kentteki etkinliklere katılabilir ve gece inanılmaz güzel bir havai fişek gösterisi izleyebilirsiniz.
    • Gideceğiniz tarihlerdeki etkinliklerin listesi için Floransa’nın resmi sitesini inceleyebilirsiniz 
    • Bahşişler hesaba dahil ediliyor genellikle. Hesabı istediğinizde kontrol edin ;)
    • Müzeler ucuz değil, zaten hepsine gidecek zamanınız da olmayacak.
    • Balık pazarının yanındaki sabit bit pazarı enteresan, geçerken uğrayın
    • Şehir suyu içilebiliyor, boşuna şişe suyuna para vermeyin
    • Bira markası olarak Peroni veya Moretti tavsiye edilir
    Daha önce yazdığım ve gittikçe güncellediğim Roma ve Milano gezi yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

    Yol Gidenindir!

    20 Şubat 2016

    Güney Afrika Gezi Notları - Cape Town / Durban

    Havacılığa başladığım 90’lı yıllardan beri gitmek istediğim lakin hem zaman hem de bütçe kısıtları nedeniyle gidilmesi hep ertelenen bir ülke olan Güney Afrika’ya bir iş gezisi vesilesiyle nihayet gidebildim.

    Güney Afrika’ya gidenlerden genelde duyduğunuz Johannesburg, Cape Town, Sun City, Krugger Park gibi kulağınıza aşina olan yerler olduğunu biliyorum. Benim seyahatim ise THY’nin yeni uçmaya başladığı Durban’da gerçekleşen bir konferans nedeniyle bu şehirden başladı. 4 günlük iş seyahatinin sonuna ekleyerek sadece Cape Town şehrini görebildim.

    Güney Afrika hakkında

    Afrika Kıtasının en ucundaki bu topraklara ilk gelenler 1652 yılında Hollandalılar. Bu nedenle pek çok şehir, bölge ve sokak ismi, buna ek olarak ülke genelinde konuşulan Afrikaans dilinin de özü Felemenkçe. Daha sonra Hollanda’nın gücünün azalması ve İngiltere’nin yükselişi ile 1700lü yılların sonundan itibaren İngiliz hakimiyeti söz konusu. Şans mı yoksa tesadüf mü bilinmez ülkenin bugün bile en önemli gelir kaynağı olan elmas ve altın madenleri 1800lü yılların başında bulunuyor. Avrupa kıtasından ciddi bir göç yaşanıyor. Bu arada Hollanda kökenli Boerler ile İngilizler arasında iki savaş oluyor. Aralarındaki barış anlaşması 1939 yılında 2. Dünya Savaşında ülkenin İngiltere’nin mi yoksa Almanya’nın mı yanında saf tutacağı konusunda yaşanan anlaşmazlık nedeniyle bitiyor.

    Apartheid – Irk Ayrımı

    2. Dünya Savaşı sonrası ülkede Boerlerin partisi olan sağcı Ulusal Parti hakim oluyor ve ırk ayrımına dayanan politikalar hayata geçmeye başlıyor. %80’i siyah olan nüfusu beyaz azınlık yönetmeye başlıyor... hem de ne yönetmek! 1990 yıllara kadar Afrika kıtasının en gelişmiş ülkesinde beyazlar sefa sürmüş, siyahlar ve renkliler ise cefa çekmiş. Dünyadan gelen baskılara ve ambargolara dayanamayarak Ulusal Parti politikalarından taviz vermesi, Nelson Mandela’yı serbest bırakması ve 1994’de yapılan seçimlerle bu ırk ayrımı dönemi resmi olarak kapanmıştır.

    Günümüz

    Para ve ticaret halen beyazların kontrolünde. Hal böyle olunca eğitim alabilmiş ve kendine toplumda öyle veya böyle yer bulabilmişler dışında siyah halkın çoğunluğu yine fakir, yine zorda ve yine tepkili. Önyargılı yaklaşmamak gereken bir durum var; siyahların hepsi sizi soymak, dolandırmak ve hatta öldürmek isteyen insanlar değil. Suç oranının ülke genelinde yüksek, Johannesburg’da ise çok yüksek olmasının nedeni elbette bu eşitsizlik ve beyazlara karşı dinmeyen öfke. Neticede hala aç olmasının, teneke mahallelerde yaşamasının sebebi olarak beyaz adamı gören bir grup insanın olması kimin suçu iyi düşünmek lazım.

    Güvenlik

    Sıkıntılı bir konu bu güvenlik. Bir beyaz turist olarak Cape Town ve civarı dışında öyle elinizi kolunuzu sallaya sallaya gezemeyeceğinizi biliniz. Cape Town’da bile gezerken algılarınızın açık olmasına, tüm dünya şehirlerini gezerken takındığınız dikkatli tavrınıza ve iç güdülerinize ihtiyacınız olduğunu unutmayın. Merkezi yerlerde, turistlerin bulunduğu bölgelerde Public Safety, yani bizim Zapıta ile Güvenlik Görelisi kırması elemanları gezinmekte. Zararı yok faydası var bu arkadaşların.

    Durban’da bize mümkünse tek başımıza yürümememiz, akşam 20:00-21:00’den sonra sokağa çıkmamamız öğütlendi. Abartanlar da var tabi ama bilmediğiniz bir coğrafyada risk almamak daha doğru. Johannesburg hakkında yorum yapmam pek doğru olmaz ama en sıkıntılı şehrin de orası olduğu aşikar. Siz tedbirli olun, üzülmeyin ;)

    Nasıl gidilir?

    THY’nin Istanbul’dan Johannesburg ve Durban’a direkt sefer mevcut. Bu uçuşlar, uçak değiştirmeden Cape Town’a devam ediyor. Emirates, Etihad ve Qatar Airways’in körfez aktarmalı uçuşlarına da bakmanızı tavsiye ederim. Özellikle Cape Town’a gidiyorsanız THY ile Jo’burg veya Durban’da uçak içinde beklemeniz olacak. Bu nedenle körfezden bir aktarma ile gitmek aynı kapıya çıkıyor. Ucuz bir alternatif ise Mısır Havayolları.

    Yol uzun, Istanbul – Jo’burg 10 saat sürüyor. Ben dönüşte THY ile Cape Town - Jo'burg - Istanbul uçtum. Cape Town - Jo'burg 1,5 saat sürüyor. Yerde uçak içinde yaklaşık bir 45dk bekleme var. Sonra yine 10 saat Jo'burg - Istanbul. Toplam 12 saati geçti yolculuk süresi. Miles & Smiles milleriniz varsa Business Class'a upgrade olun. Ben yaptım, her miline kadar değer.

    Ne zaman gidilir?

    Güney Afrika güney yarımkürede yer aldığından mevsimler ters. Sezon Ekim – Nisan arası kabul edilebilir. Hava her daim sıcak ancak en çok yağış Aralık ve Ocak aylarında.

    Güney Afrika'da ne yapılır?

    Durban

    Zuluların memleketi KwaZulu Natal bölgesinin en büyük şehri ve ülkenin doğusunda yer alan en büyük liman. Jo’burg ve Cape Town’dan sonra ülkenin en büyük üçüncü şehri olan Durban 2010 yılında gerçekleşen Dünya Kupası’nın ev sahiplerinden de biri olmuş. İngilizlerin şeker kamışı tarlarında çalıştırmak üzere getirdiği Hintliler nedeniyle bugün Hindistan dışındaki en büyük Hint nüfusuna sahip bir yer burası. Hindistan’ın temizi ve düzenli hali nasıl olurdu diye soranlara bu şehri görmelerini söyleyebilirim. Bunun dışında pek bir şey yok maalesef. Yine de yolu düşecek olanlar için yazalım;

    • uShaka Marine World şehrin sahili boyunca uzanan Golden Mile yolunun sonunda yer alan bir akvaryum. Dükkanları, restoran ve kahveleri ile ilginizi çekebilir
    • Kumar tutkunları için adres Sun Coast Casino
    • Şehrin biraz dışında yer alan ve pek çok tür barındıran timsah çiftliği günübirlik bir gezi için düşünülebilir
    • Tabi ki safari! Pek çok seçenek var, araştırmak şart. Şu siteye göz atarak başlayabilirsiniz. www.safarikzn.com

    Cape Town

    Şehrin en önemli noktası Table Mountain. İngilizce yazınca pek bir şey ifade etmeyebilir, orijinal adı Masa. Evet, tepesi dümdüz bir dağdan bahsediyoruz. Hemen karşısında Lions Head ve Signal Hill var. Bunlar küçük olan tepeler. İkisinin arası ise City Bowl, yani şehir çanağı. Lions Head’in deniz tarafı zengin banliyö Camps Bay. Güneye doğru indikçe istikamet Cape Point, bizim bildiğimiz Ümit Burnu ve civarı. Yandaki foto ile mevzuyu çözersiniz. Stadyumu baz alırsanız; saat 12 yönü Lions Head, saat 11 yönü Table Mountain, 8:30 yönü V&A Waterfront.

    Benim zaman kısıtım vardı. Dolayısıyla olmazsa olmazları görmek üzere bir plan yaptım. Uçağım öğlen Cape Town’a indiği için eşyaları otele atıp direkt Table Mountain’a çıktım. Şanslıydım zira sis, bulut yoktu. Hem harika bir manzara var hem de oryantasyon için iyi bir fırsat. Ücretsiz rehberlik var, kulak kabartıp pek çok şey öğrenmeniz mümkün. İndisi-çıktısı iki saatinizi alır. Tepede güzel bir cafe var, öğlen yemeğini burada yiyebilirsiniz.

    Ardından direkt V&A Waterfront’a gittim. Burası belki de Cape Town’ın hem turistler hem de yerlileri tarafından tercih edilen en popüler ve de keyifli kısmı. Eski tersane bölgesi bugünün gezinti, alışveriş, yeme-içme ve otel bölgesi olmuş. Biraz ABD’yi hatırlatıyor ama yine de biraz gezinti ve bir akşam yemeği için ideal.

    Ertesi gün Greenmarket bit pazarı ile başladı. Burası her gün kurulan hem eski hem de yeni el işlerinin, hediyeliklerin ve kıyafetlerin satıldığı bir yer. Eşe dosta ve en önemlisi eve alışverişi buradan yapabilirsiniz ancak sıkı pazarlık şart.

    Öğleden sonra yarım günlük tur ile Ümit Burnu’na doğru yola çıktım. Güney Afrika’nın yolunu şaşırıp gelmiş ve kumda yaşayan meşhur penguenlerini yol üzerindeki Boulders Beach’te görebiliyorsunuz. Sonra Ümit Burnu Feneri ve en sonunda burnun kendisi. Bu arada belirtmeden geçmeyelim; coğrafi olarak Afrika’nın en uç noktası değil Ümit Burnu. O nokta 150km ilerideki Cape Agulhas. Ümit Burnunun özelliği ise Atlantik ve Hint Okyanuslarının buluştuğu nokta kabul edilmesi. Gemiciler için zoruluğu buradan geliyor ;)

    Dönüşte rehberden beni Camps Bay’de indirmesini istedim. Burası belki de şehrin en keyifli yeri. Sahilde boylu boyunca uzanan parkı, yolun karşısındaki lokantaları, insanları ve tarzı ile gayet keyifli bir yer. Gün batmadan gitmenizi ve günü sahilde batırmanızı tavsiye ederim. Ben yemek kısmına yetişebildim.

    Ertesi sabah Long Street’de yapılan kısa bir gezinti ve kahvaltının ardından dönüşe geçtim.

    Alternatif Rotalar

    Birkaç günüm daha olsaydı gitmek isteyeceğim yerler ise şunlar olurdu;
    • Üzüm Bağları: Güney Afrika şarapları ile ünlü. Bu bağlar şehrin dışında yer alıyor. En yakını Stellenbosch ve civarındakiler. Tercihen bir gece konaklamalı, olmuyorsa tam gün tur alarak gezebilirsiniz. Sabah 08:30 gibi çıkıp akşam 18:00 gibi dönüyorsunuz. Arabayla 1,5 saat sürüyormuş.
    • Disctrict Six: Apertheid rejiminin 60’lı ve 70’li yıllarda beyazlara ait ilan ettiği, 60.000’den fazla siyaha zorla boşalttırdığı, gettolara gönderdiği ve dümdüz ettiği bölge. District Six müzesi şart. Townships: Zorla yerlerinden edilen siyahların yerleştirildiği gettolar. Rejim değişikliği sonrası kısmen değişen bölgeleri rehber eşliğinde gezmekte bir sıkıntı yok ama kafanıza göre alıp başınızı gitmeyin, tehlikeli.
    • Robben Adası: Mandela’nın da yıllarca tutulduğu, Hollandalıların gelişinden itibaren 1996 yılına kadar kullanılan hapishane şimdilerde UNESCO tarafından dünya mirasına dahil edilmiş. 4 saatiniz alan bu gezi için V&A’den kalkan feribotlar var.
    • Garden Route: Bunun için araba şart. Cape Town’dan yola çıkıyorsunuz ve sahil hattından doğuya doğru geze geze gidiyorsunuz. Bence iki kişi yerine 3-4 kişi olmak daha iyi olur.
    Yeme-İçme

    Güney Afrika’nın nesi özel ve meşhur derseniz cevabım maalesef yok. Lakin sıkıntı da yok zira memlekette çeşit çeşit millet yaşadığından her türlü mutfak da mevcut. Bence deniz ürünlerini pas geçmeyin. Devekuşu, timsah, antilop gibi hayvanların etlerini tatmak istiyorsanız Güney Afrika bu iş için ideal. Hem temizliği konusunda eminsiniz hem de pişirmesini biliyorlar. Ben yerel adıyla Kudu olan bir antilop türü denedim. Geyik etine benziyor, az yağlı ve lezzetli.

    Cape Town’da kahvaltı/brunch için Bree Street’in sonundaki Borage Bistro, V&A Waterfront’da balıkçı Harbour House, Hint yemeği seviyorsanız Bukhara ve son olarak cafe tarzında Mozart ve Hemelhuijs bana önerilenler.

    Ülke şarapları ile meşhur. Ama bence Pinot noir ve Cinsaut üzümlerinin 1920 yıllarında aşılanması ile yaratılan Pinotage’dan yapılan şarapları tavsiye ediyorum.

    Gece Hayatı

    Gece dışarı çıkmanın gündüz dışarı çıkmakla hiç bir farkı yok. Normal dikkat haliniz devam ettiği sürece ekstra bir endişeye gerek olmadan mekanları keşfe çıkabilirsiniz. 

    Cape Town için tavsiyeleri bir süre orada yaşamış bir arkadaşımdan aldım, aynen aktarıyorum. Bree Street ve Long Street civarında çok cool küçük barlar var. Bana The House of Machines diye bir bar önerdi (84 Short Market Street), gayet keyifliydi. Harika ev yapımı kokteyller var; ayrıca Southern Comfort'u isli yapmak için bir parça odunu gözünüzün önünde yakıp bardağı üstüne kapatıyor ;) Özeniyorlar yani. İnsanlar da gayet medeni, rahat, hoş sohbet... fakat çok geçe kalmadan dağılınılıyor.

    Nerede kalınır?

    Ben barların ve cafelerin olduğu, hafta sonları daha da canlan Long Street’de kaldım. Pansiyondan 5 yıldızlı otele kadar pek çok alternatif mevcut. Araba kiralama gibi bir düşünceniz varsa isterseniz şehrin banliyölerinde kalabilirsiniz. Çok güzel, keyifli villar, mini konaklar var. Şehirde kalacaksanız ve araba da olsun diyorsanız ki sağa sola giderken faydalı olur, otelin otoparkının olmasına ve fiyatlarına dikkat edin.

    Aklınızda bulunsun
    • 1 Rand 20 kuruşa denk... yani 1 Türk Lirası 5 Rand civarı.
    • Cape Town’da havalimanından şehre taksi ile gidecekseniz dışarıda sıralanmış resmi taksileri tercih edin.
    • Cape Town’dan gidilebilen bir-iki günlük safariler bence anlamsız. Güney Afrika’da safari için en iyi adres Kruger Park. Ben yine de safari yapacaksanız Tanzanya’yı öneririm.
    • Yeni çıkan yasaya göre restoranların açık alanlarında da sigara içmek yasak. Ancak bizdeki gibi esnek davranan yerler var. Oturmadan sorun.
    • İç hat uçuşları için Mango Havayollarını tercih edebilirsiniz. Güney Afrika Havayollarının SAA'in yan kuruluşu /AnadoluJet hesabı), güvenli ve Miles & Smiles kartınıza mil işletebiliyorsunuz. Bunu yanında SAA'in kendisi, British Airways ve Kulula var.
    • Table Mountain için teleferik biletini önceden internet üzerinden almanız sizi sıra beklemekten kurtarır.
    • Gideceğiniz tarihe yakın Time Out Capetown sayfasına göz atmakta fayda var.
    • Long Street'te bulunan The African Music Store'a mutlaka uğrayın. Burası hem Afrika müziklerini bulabileceğiniz bir yer hem de sahibi çok yardımcı. Ayrıca kendi projeleri de var. Neticede yerli müziklerinden tutun oranın isyanından beslenen müziklere kadar pek çok tür var. Ben African Jazz dedim bana 8-10 CD dinletti ve seçtirdi. 10 numara hediye de olur ;) 
    • Güney Afrika’ya bir kez gidilir, daha da gidilmez


    Yol Gidenindir!