15 Aralık 2011

4 Flights to be won every week


4 Flights to be won every week by Abu Dhabi Int'l Airport. This week’s prizes –2 tickets to London and 2 tickets to Jeddah. All you need to do is answer three simple questions and register. Good luck and have a nice flight!

Next week's destinations; Singapore and Oman...

09 Ekim 2011

Singapur - Singapore

Singapur Gezi Notları

Şubat 2009'da Goa'dan başlayan Hindistan turu sonlara yaklaşırken Kemal Abi ile gezinin devamında nereye gidilebileceği konusunu yavaş yavaş netleştiriyorduk. Diğer taraftan Sona o tarihlerde Koh-Phangan'da olacaktı ve uzun zaman sonra bir dostu oralarda görme şansı da vardı. Gezinin sonu Tayland olarak gözüküyordu da Hindistan'dan Tayland'a nasıl gidilir sorusu cevaplanmalıydı. Aslında Madras'dan tek uçakla Bangkok'a gidilebilirdi ama bu seçenek hem maddi olarak en uygunu olmayacaktı hem de backpacker olarak gezmenin ruhuna çok uymuyordu... neticede ulaşmak ya da gitmek ayrı bir şey gezmek ayrı bir şey.

Madras'dan Sri Lanka aktarmalı Singapur uçak biletlerimizi aldığımızda çok daha keyifli ve iki ülke daha görebileceğimiz ekonomik bir programa sahiptik. Önce Singapur'u görecek, ardından tren ile Kuala Lumpur'a geçecek, sonrasında da yine trenle Penang üzerinden Tayland'ın Surat Thani şehrine varacaktık. Buradan da tekneyle Koh-Phangan'a geçilecekti, geze geze gidilecekti.

Singapore Changi Airport

Bunca yıldır seyahat ederim (bugün itibarıyla havacılık sektöründe 12 yılı geride bıraktım) ben böyle bir havalimanını henüz başka bir yerde görmedim. Şöyle bir aklınızdan geçirin en büyük ve sizi en şaşırtan havalimanlarını; Londra Heathrow T5, Zurich, Abu Dhabi T3, Dubai vs... hepsinin hakkını teslim edip bir kenara koyun, burası (Changi) gerçekten bir başka dünya.

Bir de düşünün ki bu havalimanına, uzun zaman Hindistan'da zaman geçirmiş ve beklentilerinizi minimumda tutmayı öğrenmiş biri olarak indiğinizi... yalan söylemeye gerek yok; etkileniyorsunuz.

Her şey bu kadar mı ince düşünülmüş, saat gibi tıkır tıkır işler diye kendinize sormadan edemiyorsunuz. Uçağımızdan inip, çantalarımızı alıp metroya binişimiz toplam bir saatten az bir sürede gerçekleşti. Metro ile şehir merkezine inmek yaklaşık 30dk sürüyor. Metro bir süre yeryüzünde hatta viyadüklerin üzerinde gittiği için şehrin dış mahallelerini görme fırsatınız oluyor.

Little India

Şimdi hatırlamıyorum ama sanırım Kemal Abi'nin bir yerlerden edindiği bir Lonely Planet Singapur kitabı vardı. Genelde hiç bir yerde LP kitaplarında yazanları körü körüne uygulamıyorduk zaten. LP genel olarak yol yordam gösterir ama aslında sizin kendi maceranız esastır. Backpackerlar Chinatown ve Little India'nın kesiştiği bir alanda kendilerine yaşam alanı bulmuşlar. Burada ilk gittiğimiz guest house gayet temiz ve hoş bir yerdi lakin odalar 6 kişilik yurt tipiydi ve bagajlarını odaya alamıyorduk. (adam başı 22SGD) Bu nedenle biz hemen yakınlardaki bir iki otele baktıktan sonra geceliği 60SGD olan HS Haising Hotel'de karar kıldık. Adını yazıyorum ki siz sakın gitmeyin diye ;) Odanın camı yoktu, kapı açıldığında yatak-banyo kapısı-oda kapısı üçgeninde iki kişi zar zor ayakta durabiliyordu. Parasını peşin ödememiş olsak hemen yan sokakta çok daha hoş Santa Grand Hotel'de de kalabilirmişiz geceliği 98SG Dolarına. Defterime, biraz da sinirle, söyle not düşmüşüm; ...burası kesinlikle backpackerlar için uygun bir yer değil. Fiyatlar Istanbul'un biraz üzerinde. Hindistan ile karşılaştırmak elbette doğru olmaz ama yine de çok pahalı. Kutu gibi bir odaya 60SGD ödedik! 


Riverbanks - CMD - Orchard Road

Singapur nehri şehri ikiye ayırıyor. Kuzeyde Colonial Distrcit, Little India, güneyde ise CBD ve Chinatown. Boat Quay denilen ve bölgedeki ilk ticaretin başladığı yer nehrin denize döküldüğü yerin hemen içerisi. Zaten İngilizler de burayı kolonileştirdiklerinde bu bölgeye yerleşmişler. Dolayısıyla şehrin bu tarafı ticaretin döndüğü batılı ve Çinli taraf olmuş.

Bugün bu bölgede nehir kıyısında publar ve restaurantlar, onların hemen arkalarında ise uluslararası şirketlerin genel müdürlükleri ve Asya merkez ofislerinin bulunduğu koca koca binalar. Yani İngilizler halen orada ;) Kendine bir süre baktıran değişik bir manzara.

Akşam yemeğini "battı balık yan gider" kuralını uygulayarak Boat Quay'deki publardan biri olan Harry's'de yedik. Bira 11.22SGD, Hamburger 15.89SGD toplam hesap 108SGD. Fakat uzuuun zaman sonra öyle bir keyfi yaşamak güzeldi.

Orchard Road ise bizim Bağdat Caddesi'nin daha genişi, yüksek binalısı ve yeşili olarak düşünülebilir. Hem gece hem de gündüz gayet canlı ve keyfili. Tümünü keşfetmeniz bir-iki gün alır zira pek çok dükkan ve alışveriş merkezi mevcut. Biz üstün körü baktık ve geçtik ;)

Ucuz Şehir Turu

İlk günden anlaşıldı ki burası backpacker yeri değil, hayat pahalı ve burada normal turist gibi davranmazsan hayat zor. Biz de bu işi en ekonomik yoldan çözmek için iki karar aldık; ikinci gece kalmayacaktık ve şehir turunu iki katlı Hippo tur otobüsleri ile yapacaktık.

Bunların iki rotası var ve istediğiniz kadar indi-bindi yapabiliyorsunuz. Sabah ilk sefer (09:00) ile yola çıktık, öğlen rota değiştirip sistemin etinden sütünden sonuna kadar yararlandık ve son otobüs ile (18:30 kalkış) Orchard Road'a yakın bir yerde indik. Ayrıca püfür püfür şehri gezmek de güzeldi.

Şehrin geneline baktığınızda her bina zaten bir mimari harika, bir tasarım. İngilizlerin imparatoluk dönemi binaları da yeni yapılan müzeler de şehrin kendisi ile uyumlu ve güzel. İklimi yağışa müsait olduğu için her binanın altında bizim Harbiye'deki sıra binalar gibi üstü kapalı pasajımsı kaldırımlar mevcut. Böylelikle yağmur yağarken minumum ıslanarak yürümeye devam etmeniz mümkün. Tabi yağışı bol olunca şehir her yerden bir bitki ya da ağaç fışkıran yemyeşil bir şehir oluyor.

Biraz daha okumak öğrenmek isteyenler için güzel bir link paylaşmak istiyorum; Wikitravel

Singapore - Kuala Lumpur

İlk ve tek tam günümüze noktayı saat 19:00 gibi Orchard Road'da koyduk ve gece 22:00'de Singapur'dan kalkan ve sabah 06:23'de Kuala Lumpur'a varan yataklı trene (38SGD) yetişecek şekilde önce otele sonra da gar'a doğru yola çıktık.

Bu kısa ziyaretten ve Singapur'a dair genel notlar;
  • Singapore Visitor Center bugüne kadar en iyi hizmet aldığım turizm bürosu olmuştur, üstelik 30dk ücretsiz internet hizmeti de cabası
  • Toplam 4.7 milyon nüfuslu küçük ama büyük bir ülke
  • Garip kuralları ve temizlik takıntıları olduğu doğru ama abartıldığı kadar değil
  • Çinlisi, İngilizi, Hintlisi, Malezyalısı, Avrupalı expat'ı hepsi bir arada yaşamakta, her din de özgürce yaşanmakta
  • Singapur şehri, New York'tan sonra dünya üzerinde gördüğüm, batı dünyasını ve kapitalizmi temsil eden, size bunu hissettiren ikinci şehir
  • Şaşırtıcı ama kapitalizmi en medeni şekilde uygulayan inanılmaz güzel bir şehir
  • Red Dot Design, SQ Art Museum ve daha pek çok müzesi için tekrar gelinesi bir şehir
  • Havalimanı içerisindeki Kelebek Parkı ve havuz için bağlantılı uçuşun biraz ötelenebileceği bir şehir
  • Singapur'un tarihi hikayesi de enteresan. İngilizlerden sonra Malezya'nın bir parçası olmakla bağımsız olmak arasında gidip gelen, Çinli ve Malay kökenlilerin itişmesi arasından önce resmi olarak Malezya'ya katılan fakat ardından bu birlikteliği yürütemeyip kendi yolunu çizen ufak bir şehir devleti. 
  • Singapore Airlines ise henüz Emirates, Etihad ve Qatar piyasada yokken yepyeni Boeing 747'leri ve mükemmel servis anlayışı ile Avrupa havayollarına kök söktüren bir havayoluydu, yazık ki uçmak kısmet olmadı

23 Eylül 2011

Beyrut - Lübnan Gezisi

Çocukluk anılarımda iki adet savaş mevcut; biri İran - Irak savaşı diğeri ise Lübnan'daki iç savaş. Tabii ki o zamanlar kimin kiminle neden savaştığı ya da bu savaşların sebepleri ve sonuçlarından ziyade aklımda kalan kareler birbirlerine ateş eden bir takım adamlar, ölen insanlar ve harap binalar...

Lübnan'ı özellikle babamın anlatıklarından hatırlıyorum; savaş öncesi Ortadoğu'nun Paris'i olarak anılan, dünya sosyetesinin uğrak yeri olan zengin ve modern bir ülkeden, birbirine düşmüş bir toplum, ikiye bölünmüş bir şehir ve işgal altındaki bir ülkeye dönüşmenin hikayesi. Ha bir de pek çok teröristin yuvalandığı ve eğitim gördüğü  Bekaa Vadisi ismi uzun zaman kulağıma çalındı.

Yıllar içinde her iki savaş da bitti ama dertler bitmedi. Irak Amerikan işgali ile uğraşa dursun Lübnan tam kendini toparlayacak derken iki önemli olayla daha sarsıldı. Biri başbakan Refik Hariri'nin öldürülmesi diğeri ise İsrail'in güney Beyrut'daki Hizbullah mahallelerini bombalaması.

Ne yazık ki Lübnan, pek çok diğer bölge ülkesi gibi Osmanlı'nın bu toprakları kaybetmesinden sonra bir türlü huzuru bulamamış, batılı ve doğulu güçlerin birbiri ile itiştiği bir oyun sahası olmuş bir ülke. Lübnan'da kime sorsanız iç savaş ve yaşanan tüm diğer olaylar hakkında konuşmak istemiyorlar. Geride kaldı diyorlar lakin o geçmiş onlarla beraber derinlerde yaşamaya devam ediyor.

Ne kadar iç sıkıcı ve karanlık bir giriş oldu değil mi?

Hikayenin tamamının özetini yazmaya kalksam sayfalar sürer. O nedenle merak edenlere Lonely Planet'in Syria & Lebanon kitabını almalarını ve okumalarını tavsiye edebilirim. Osmanlı sonrası başlayan din ve mezhep ayrımı temelinde gelişen çok çetrefilli bir mevzu.

Biz gelelim Beyrut gezisine...

Beyrut

07 Temmuz 2011 akşamüstü Dubai'den FlyDubai havayolları ile Beyrut'a doğru hareket ettik. Uçuş saatleri Dubai'de yaşayan Lübnanlıların haftasonu Beyrut'a gidip Pazar sabahı dönecekleri şekilde ayarlandığı için dolu dolu bir haftasonu bizi bekliyordu.

Akşam Beyrut havalimanından şehir merkezine giderken gerçek bir Ortadoğu şehrinde olduğumu hissettim. Beyrut'un Abu Dhabi, Dubai ve diğer körfez ülkelerinden tamamen farklı bir havası var diyebilirim.

Kendimizi otele atıp, üst-baş değişimi sonrası istikamet ertesi gün evlenecek olan arkadaşlarımızın partisinin yapıldığı Byblos kasabasıydı. Arabayla 1 saat civarı sürüyor Byblos. 60'lı - 70'lı yıllarda özel yatları ile gelen uluslararası sosyetenin uğrak yeri olan bu sahil kasabası bugünlerde popülerliğini kaybetmiş durumda. Tarihi kalıntıları, deniz mahsülleri yiyebileceğiniz restaurantları ve beach club'ları ile halen hoş, halen ilginç. Biraz bizim Ege kasabalarını andırıyor. Tabii biz gece gittiğimiz için işin sadece eğlence tarafını görebildik.

Nejmeh Meydanı
Ertesi gün sabah kahvaltısı için otelimizin bulunduğu Rue Clemenceau'dan 20dk yürüyerek "Downtown"a gittik. Bu bölge, Refik Hariri ve ailesinin sahip olduğu şirket tarafından restore edilmiş ya da yeniden yapılmış bir bölge. Sokaklarında gezinmek oldukça keyifli. Souq (ki Arapça çarşı demek) 2000 model yarı açık yarı kapalı bir mall. Bir de en komiği şehrin tam ortasında bulunan, Istanbul'daki Sultanahmet Camii'den kopyalanarak yapılmış Mohammad al-Amin cami... kelimenin tam anlamıyla olmamış, sırıtmış! İlginç ve güzel olan bu caminin hemen yanında St. George Maronite Kilisesinin bulunması.

Öğleden sonra şehrin daha eski tarafına, Hamra tarafına geçtik. Amerikan Üniversitesi de bu bölgede yer almakta. Birşeyler atıştırmak ve biraz soluklanmak üzere sahilde bir cafe arama çabalarımız hüsranla sonuçlandı. Kendimizi şehrin Achrafiye (Aşrafiye okunuyor) tarafında bulunan Mandaloun Cafe'ye attık. Biz denk getirip de vakit ayıramadık ama sanat galerileri, antikacılar ve Quartier de Artes ya da diğer adıyla Saifi Village doğru adres.

Akşamına yine aynı bölgede bulunan Abdel Wahab El-Ingilizi (İngiliz Abdülvahap oluyor tabi ki) isimli restauranta gittik. Terastaki masamızda Lübnan mezeleri ve Arak mevcuttu. Asmalımescit'deki masanın Lübnan versiyonu oldu sizin anlayacağınız. Elbette gecenin en güzel mezesi sohbet oldu...

Downtown - Souks
Beyrut'a gelmişken gece dışarı çıkmamak ve hep sözü edilen gece hayatına karışmamak olmazdı. Lakin tek kapı yapma şansımız olduğundan biz Buddha Bar'da karar kıldık. Direkt üst katında bar tarafına konuşlandık ve Dubai'den alışık olduğumuz, bize biraz abartılı gelen Lübnan tarzı gece giyim kuşamını, makyaj ve alemdeki raconun son halini izlemeye koyulduk. Müzik ve dekor her Buddha Bar'da olduğu gibi gayet hoştu. Burada da kapalı mekanlarda sigara içilebildiği için şahsen benim keyfime diyecek yoktu. Bana tavsiye edilen ve aklıma yatan diğer adres ise B 018'di. 360 ise hem kalabalık hem de gereksiz pahalı bir yer olarak notlarımdaki yerini aldı.

Gemayzeh
Ertesi gün düğün günü olması sebebiyle kısa bir programla Gemmayzeh (Cemayze okunuyor) bölgesinde dolandık. Burada, bizim esnaf lokantaları tadındaki Le Chef isimli lokantada o günün menüsünden birşeyler yedik. Ben moolookhiye denedim, güzeldi. Gemmayzeh'yi Achrafiye bölgesine bağlayan merdivenler ve bu merdivenlerin aşağı tarafı gece sokak eğlencelerinin, barların mekanı. Aynı bölgede gece acıkmaları için bir çok yemek alternatifi de mevcut. Uzun kalıyorsanız bir geceyi buraya ayırmak lazım gerekir.

Akşamüstü, Hizbullah taraftarlarının yoğunlukta olduğu mahallelerden geçerek arkadaşlarımızın evleneceği kiliseye vardık. Bu bölge birkaç yıl önce İsrail'in hava saldırısı ile bombaladığı yerdi. Kilisedeki merasim ise daha da ilginçti. Dualar Arapça olduğu için rahibin ağzından çıkan "Allah", "Rab", İnşallah" gibi kelimeler bizi şaşırttı. Hatta bir ara "hah şimdi El-Fatiha diyecek" hissine kapıldım.

Gecesinde ise Mount Lebanon bölgesindeki Brummana semtinde mukim bir oteldeki düğüne davetliydik. Yazılanlara göre burası kabur üstü bir semtmiş. Epey bir yol gittik, tırmandık, döndük yukarı doğru. Yukarı çıktıkça hava serinliyor ki bu nedenle sıcak yaz aylarında dağlık taraf daha makbul.

Hayatımda ilk kez bir Ortadoğu düğününe gittim. Bu arada şunu da belirtmekte fayda var; kızımızın ailesi Ermeni, oğlumuzun ailesi ise Lüblanlı. Fakat her iki taraf da bu bölge insanı olduğu için, oldukça atraksiyonlu, şovları, şarkıcıları bol bir düğündü. Sabaha karşı Dubai'ye hareket edecek uçağımıza yetişmek üzere 02:00 civarı yola koyulduk.

Aklımda kalanlar - Aklınızda bulunsun!
Holiday Inn Beirut
  • Lübnan'ın parası pek makbul bir para değil. Taksiler genelde Amerikan Doları tercih ediyor mesela. Şehir içinde 10 dolardan fazla vermeyin sakın, binmeden pazarlığınızı yapın.
  • Taksiler siz içindeyken başka müşteri alabilir. Atina'da da böyleydi, bazı şehirlerde usül bu.
  • Dükkanlarda alışveriş yaparken para üstünüzün yarısı Lübnan Lirası yarısı dolar olabilir, şaşırmayın. Sizin anlayacağınız iki para da tedavülde.
  • Beyrut güzel bir şehir. Fakat biraz fazla şişirilmiş, reklamı yapılmış bir yer. İngilizce tabirler overhyped.
  • İç savaştaki yeşil hat ortada yok ama iç savaşın sembol binalarından biri olan Holiday Inn otelini, delik deşik duvarlarını ve halen lobisinde bulunan tankları mutlaka görün.
  • Sokak başlarını tutmuş askerlere ve kontrol noktalarına şaşırmayın.
  • Türk vatandaşları vizesiz seyahat edebilmekte ama pasaportunuzda İsrail damgası olmadığından emin olun, varsa yeni pasaport alın.
  • Gitmeden politik durumu kontrol edin. Malumunuz orası Lübnan, ne yazık ki her an işin rengi değişebilir...
  • Bir uzun haftasonu Beyrut için yeter de artar
  • Son söz; iyi ki gitmişim, iyi ki görmüşüm... yine gitmem ama ;)
2013 Update: Beyrut'u bir de yerlisi sayılacak birinin gözünden okumak isterseniz Damla'nın bloguna bir göz atın... üstelik yeni gitti ;)

Yol Gidenindir!

15 Eylül 2011

Hindistan - Bölüm VI: Kanyakumari / Mamalapuram / Madras

Hindistan - Bölüm VI, ülkenin en güney ucu Kanyakumari'den yukarıya çıkışı anlattığım kısım olacak. Gözünüzün önüne daha net getirebilmeniz ve bir önceki kısmı hatılamak için "Son Gezi Hakkında..." yazımdaki haritaya bir daha göz atmanız yeterli olacaktır. Aynı zamanda bu yazı Hindistan Gezi Yazıları serisinin sonuncusu.

Goa'dan başlayan ve Hindistan'ın batı sahilinden güneye doğru inen seyahatimiz Varkala'dan Kanyakumari'ye doğru devam ediyor. Son dakikada aldığımız tren biletine 242 Rupi ödedik ki oldukça pahalı bir bilet oldu. 14:05'de hareket eden tren Trivandrum üzerinden günbatımından hemen önce Hindistan'ın en güney ucu olan Kanyakumari şehrine vardı.

Kanyakumari

Tren istasyonundan Savarana Lodge rickshaw ile 10dk sürüyor ve 20 Rupi tutuyor. Bu guesthouse tapınaklara ve tüm atraksiyona bitişik bir konumda olduğundan pek çok backpacker tarafından tercih edilen bir yer. Zaten şehirdeki en iyi otel 3 yıldızlı hacı oteli olduğundan nerede kaldığınız çok da önemli değil.

Yüzlercesi gibi burası da Hindistan'ın kutsal şehirlerinden biri. Coğrafi olarak sağınız Hint Okyanusu, solunuz Bengal Körfezi. Bence en önemli özelliği ise yılın belirli dönemlerinde burundan baktığınızda sağ tarafınızda denizin üzerinden güneş batarken sol taraftan ayın doğması.

Hemen yakınında iki tane adacık bulunuyor. Bunlardan bir tanesi Videkonada Memorial ilginç ve görülmesi gereken bir yer. 1892'de burada 3 gün meditasyon yapan ve sonra da Hindu inanışının öncülerinden biri haline gelen Videkonada'ya adanmış bir tapınak bulunuyor. Hemen yan adada ise Hindistan'ın özgürlük anıtı olarak kabul edilen, Tamil Nadu'lu şair Thiruvalluvar'ın 40.5 metrelik anıtı var. Bu adalardan şehre doğru bakmak da güzel, zira oryantasyon için faydalı olmakta. Tekneler (10 Rupi) gel-git durumuna göre işlemekte, dolayısıyla çok oyalanmadan anakaraya dönmek gerekiyor. Sahilde ise Ghandi'nin ölümünden sonra küllerinin saklandığı noktaya inşa edilmiş bir başka tapınak var. Bir de dar sokaklarına dalıp, kilise ve hint tapınakları ile dolu balıkçı köyünü keşfetmenizde yarar var.

Tüm bunlar bir yana, Kanyakumari'de mutlaka yapmanız gereken şey ise gündoğumunu rengarenk giyinmiş binlerce insanla birlikte değişik bir huzur ve mistik hava içerisinde birlikte izlemek. Bunu yapmak için elbette saat kurup erkenden kalkıyor, üzerinize sıkıca birşeyler giyip sahilin doğu kısmına gidip yüksekce bir yer bulup beklemeye başlıyorsunuz. Kemal abi fotoğraf peşinde koşarken bendeniz bir duvarın üzerine çıkıp gerçekten eşine az rastlanır bu güzel dakikaların keyfini çıkardım.

Puducherry / Auroville

Güney Hindistan turunun en uzun tren yolculuklarından birini yaparak (yaklaşık16 saat) önce Villapuram'a, oradan da Puducherry'e vardık. Aktarma noktası olan Villapuram'dan otobüsle de geçmek mümkün ama biz bekleyip tren ile devam ettik.

Puducherry, ya da yeni adı ile Pondicherry, döneminde Fransa'nın Hindistan'daki ticari limanı olduğundan Hindistan'da gördüğüm en Avrupai şehirdi. Sahil boyunca uzanan Promenade'ın başında bizim kaldığımız, kapısı 22:30'da kapanan ve içerisinde içki-sigara yasak olan, yakındaki Ashram'ın guesthouse'u olan Park Guest House, sonunda ise Fransız konsolosluğu bulunuyor.

Belediyenin organize ettiği yarım günlük şehir turunu aldık. Bu tur aynı zamanda Auroville'e de uğruyor. Auroville'i ayrıca bir yazı ile anlatmak lazım aslında. Birleşmiş Milletler destekli, Hint Hükümeti tarafından bir nevi özerklik tanınmış, hayata geçen bir ütopya olarak tanımlarsam çok da yanlış yapmış olmam sanırım. Merak edenler Auroville'in websitesini ziyaret edebilirler.

Puducherry aslında ucuz bir yer değil ama en az bir gece kalınıp şehrin Fransız mahallesinin sokaklarında dolanılıp, güzel yemekler yenilip, sabahına Avrupai bir cafe'de kahvaltı keyif yapılabilir. Hele ki uzun zamandır Hindistan'da ve yollardaysanız bu duraklama çok iyi gelebilir bünyeye.

Mamalapuram

Madras'ın hemen güneyindeki bu sahil kasabası şaşırtıcı şekilde Hindistan'da Delhi haricinde kazıklandığımı, turistlerin ve backpackerların çok da sevilmediğini gördüğüm, sadece maddi çıkar için kaynak görüldüğünü hissettiğim tek yer oldu.

Krishna's Butter Ball
Oysa ki çok da güzel bir yer. Fizik kanunlarına karşı koyarcasına asılı duruan Krishna's Butter Ball'dan tutun UNESCO tarafından Dünya Mirası listesine alınmış "5 Rathas" gib pek çok ilginç tarihi yer var. Denizi ise Goa ve Gokarna gibi yerleri gördükten sonra beni hiç tatmin etmedi ama siz mayonuz yanınızdaysa kaçırmayın. Lezzetli ve ucuz deniz ürünleri yemek için son fırsatımız burada oldu. Kaldığımız Siva Guest House ise gayet temiz, konforlu ve merkeziydi.


Madras - Sri Lanka

Hindistan'ı geride bırakma günü gelmişti. Yaklaşık bir ay önce başlayan seyahatin Hindistan'daki son durağı Mamalapuram'a 1,5 saat mesafedeki Madras (Chennai) şehriydi. Taksiler 800 Rupi'ye sizi önce Madras'a, oradan da havalimanına götürmekteler. Tipik bir Hint şehri ve Tamil Nadu eyaletinin başkenti olan Madras'da turistik hiç bir şey yok dersem bu şehre çok da haksızlık etmiş olmam. Bu nedenle biz de şehrin içinden transit geçerek havalimanına attık kendimizi.

Bir sonraki durağımız aslında Singapur'du ancak biz hem ucuz olması hem de bir gece konaklama vermesi nedeniyle Sri Lanka havayollarının bağlantılı uçuşu ile gitmeyi tercih etmiştik. Ne yazık ki bizi koydukları otel başkent Colombo'dan 45dk mesafede bir tatil köyü olduğundan şehre inmek mümkün olmadı. Bunun yerine 2-3 saatliğine plajın ve güneşin keyfini çıkardık.

Açıkçası Hindistan'dan sonra çok benzer bir ülke beklerken beni pozitif anlamda oldukça şaşırtan bir havalimanı, yeşil ve temiz bir ülke ile karşılaştım. Sadece Sri Lanka uzun bir tatil için fazla gelebilir ama bir yerlere giderken Colombo'yu görmek, çay bahçelerinin bulunduğu köylere çıkmak, tapınakları ve ulusal parkları için 2-3 gün duraklanabilir.

Biz ise sabah erkenden tekrar yollara düştük ve Singapur'a hareket ettik...

Aklınızda bulunsun!
  • Kanyakumari'de güneşin batışı sırasında doğan ayı görmek istiyorsanız Hindistan'a gittiğiniz tarihlerde bu olayın yaşandığı tarihleri öğrenin ve kalacak yerinizi önceden ayarlayın.
  • Güney Hindistan'da tren seferleri kuzeyle karşılaştırıldığında daha seyrek olduğundan yer bulabilmek ve yüksek bilet fiyatlarından kaçınmak için tren biletlerinizi önceden satın alın.
  • Biz denk getiremedik ama Madurai şehrini mutlaka programınıza dahil edinç
  • Auroville'de yoga ve meditasyon dersleri alabilirsiniz, bir süreliğine orada yaşayabilirsiniz. Lakin Ashramlardan uzak durunuz zira benim kişisel algılamam çok pozitif değildi.
Yol Gidenindir!

11 Eylül 2011

Hindistan - Bölüm I & II: Delhi / Varanasi / Rajasthan / Bombay

Hindistan gezi notlarını Yol Gidenindir! blogunda yazmaya Goa ile başladığımda 2006 yılıydı. Henüz iGOA'yı kurmamış, Hindistan'da yaşamaya başlamamış, Goa haricinde ülkenin sadece kuzeyini gezmiştim. O zaman "Önce Goa'yı sonra Delhi, Varanasi ve Rajasthan'ı yazarım" demiştim demesine ama bir türlü geriye dönüp de Hindistan'a 2004 yılının Şubat ayında yaptığım ilk seyahatin ilk bölümünü yazamadım.

Aradan geçen 7,5 yıl sonra oralar hakkında ahkam kesmek, yeni gitmişcesine kelam etmek çok doğru olmasa gerek. O nedenle bu yazının formatı biraz farklı olacak. En büyük yardımcım ise aşağıda bazı sayfalarının fotoğrafını paylaştığım, başlarda kuzenimle birlikte tutuğumuz sonraları benim devam ettiğim seyahat günlüğü (travel diary) olacak.

Bu günlüğü her Hindistan seyahatimde yanımda taşıdım ve gezdiğim yerler hakkında notlar aldım, müze biletleri yapıştırdım, çıkartmalar yapıştırdım. Son notları 2010'daki Goa seyahatinde düşmüşüm sayfalarına...

Istanbul - Delhi

Seyahatimizi,  edindiğimiz Lonely Planet - India kitabı ve daha önce gitmiş insanlarla yaptığımız sohbetlerle planlamıştık. O zamanlar THY'nin sadece Delhi uçuşları olduğu için Hindistan gezisine Delhi'den başlayacaktık. Sonra Taj Mahal görülecek, Varanasi ziyaret edilecek, Rajasthan görülecek ve Bombay üzerinden Goa'ya varılacaktı.

Hindistan ilk sürprizini daha Istanbul'dan ayrılmadan yaptı bize. Atatürk Havalimanı'nın uçuş bilgi ekranlarında TK1070 sefer sayılı uçuş için 7 saat rötar gözüküyordu. Bu tüm programın daha Hindistan'a gitmeden değişmesi demek oluyordu.

Delhi

Hemen hemen tüm backpacker'ların yaptığı gibi biz de Paharganj'daki bir otelde kaldık. Bu semt Istanbul'un Tahtakale semtinin kardeşi kabul edilebilir. Lakin eski şehirde, yani Delhi'de olması, tren istasyonuna çok yakın oluşu ve elbette ucuz olması sebebiyle pek çok kişinin tercih ettiği bir semt.

Görülecek yerlerin başında Red Fort geliyor. İngilizlerin de sömürge döneminde karargah olarak kullandığı mekan iç içe pek çok yapıdan oluşuyor. Biraz bizim Topkapı Sarayı gibi, kapılardan geçerekten ilerliyorsunuz. Jama Masjid, Delhi'nin en önemli camii. Avlusunda turist bekleyen rehberimsi arkadaşları görmezden geliniz. Bunlara ek olarak Connaught Place ya da kısaca CP Delhi'nin önemli bir ticari meydanı. Burayı ilginç kılan ise dairesel yerleşimi. Qutub Minar ve Lotus Tapınağı (Bahailerin dini merkezi) diğer görülebilecek yerler arasında.

Şehir içi ulaşımı rickshaw ya da son gittiğimde parti parti açılmaya başlayan metro ile yapabilirsiniz. Istanbul'u yaya bırakacak kaotik bir trafiğin olduğunu belirtmem gerek.

Şöyle bir not düşmüşüm seyahat günlüğüne; "... kendine has bir havası olduğu kesin ama kargaşa ve kalabalık zorluyor. Bence Delhi şehri Hindistan olmakla büyük şehir olmak arasında kalmış bir yer!"

Delhi - Varanasi

Shiv Gangam Express'in kalkış saatinin 19:13 olması ve adında geçen "express" sakın sizi yanıltmasın. Yolculuk tahminen 12 saat sürmekte ki biz 14 saat sonra Varanasi'ye varabildik. Bu arada sonraki seyahatlerimde bundan çok daha uzun tren yolculukları yaptım, bu tip tren yolculukları keyifli olabilmekte. Bu arada Taj Mahal'in program dışı kaldığını belirteyim.

Varanasi

Varanasi - Ghatlar
Hindistan'da bulunduğum en pis ve en mistik yer olarak kayıtlara geçti. Ganj nehri kıyısında bulunan ve Hint inanışının en kutsal şehri ve kalbi olan Varanasi sıra sıra "ghat"lardan oluşuyor. Anlatması zor olduğundan fotoğrafını koyuyorum.

Elbette şehrin en ilginç tarafı, ölülerin yakıldığı alan. Hindistan'da öldükten sonra bile kast sisteminin kuralları peşinizi bırakmıyor. Üst kastlara mensup ölüler yukarı teraslarda yakılırken en alt kast olan Dokunulmazlar (Untouchables) Ganj'ın hemen kenarında yakılıp nehre süprülüyorlar. Bu törenleri izlemenin iki yolu var; ya sabah erkenden bir tekne kiralayıp Ganj nehrinde bir gezinti ya da bu ghat'da bulunan balkonlu binaya (resimde solda) çıkmak.

Ölülerin yakıldığı ghat
Varanasi'nin bir diğer özelliği de Hindistan'ın en önemli müzisyenlerinin evi olması. Şehirde pek çok "music house" var ve buralarda yerel sanatçıların performanslarını dinleyebiliyorsunuz. Cüzi bir giriş ücreti karşılığı halı üzerine bağdaş kurup London Philharmonic ile çalmış bir tabla ustası ve arkadaşının mini konserinde kendinizden geçebilirsiniz.

Varanasi - Jaipur

Zaman kazanmak adına Varanasi'den Jaipur'a uçak ile gidecektik. Gidecektik diyorum çünkü yine planlar değişti. Hindistan deneyimi olmayanlar için kendinizi hazırlamanız gereken en önemli şeylerden biri de bu; planlama işe yaramıyor. Elbette biz de bunu gitmeden ve bizzat deneyimlemeden öğrenemedik.

Kuzenimin seyahat günlüğüne düştüğü not durumu ortaya koyuyor; "Uçak gecikti, zaten kaçırmış olduğumuz Jaipur uçağını da iptal etmişler. Ne bok yiyeceğiz bilmiyoruz. Delhi'de bir gece daha geçirme olasılığı içimi yakıyor"

Delhi - Jaipur bilet ücretlerini bize iade edip o gece Delhi'de kalmak istemeyenleri (biz ve iki Hintli daha) bir minibüse koydular. Sonradan birinin profesör olduğunu öğrendiğimiz yol arkadaşlarımızla havadan-sudan başlayan muhabbet Mustafa Kemal Atatürk'den Türkiye'ye, Ibn-i Haldun'dan globalleşmeye uzanan geniş bir yelpazede devam etti.

Bir not da yol üzerindeki kahvehanelerdeki çay fiyatları hakkında; Hintlilere 10 Rupi - Turistlere 30 Rupi

Jaipur

Hava Mahal
Hindistan'ın kelimenin tam anlamıyla en renkli ve tabi ki en turistik bölgesi olan Rajasthan'da her şehrin bir rengi var. Jaipur ise pembe şehir. Gecenin ortasında vardığımız pembe şehirde Hotel Evergreen'de kaldık. Herkese tavsiye edilir. Şehirde girişi en pahalı yer olan "The City Palace" aynı zamanda İngiltere'nin Lordlarının Hint karşılığı olan Maharaja'nın halen yaşadığı yer. (180 Rupi) Jaipur'da mutlamak ama mutlaka görülmesi gereken iki yer daha var. Bunlardan biri devasa ebatlardaki astronomi aletlerinin bulunduğu Jantar Mantar diğeri ise Maharaja'nın sarayının harem kısmı olan, meşhur Hava Mahal. Maharaja ve ordusu sefere giderken ya da dönerken veya festival zamanları haremdeki kadınlar Havamahal'den olan biteni izlermiş. Binanın mimari özelliği ise, adından da anlaşılacağı gibi havadar olması. Bunu her iki tarafınında açık, küçük hava delikleri ve pencerelerle dolu olmasına borçlu. Bugün üst katları gezilebilmekte, alt katları ise çeşitli sanat atölyeleri olarak kullanılmakta.

İkinci bir gece kalma fırsatımız olmadan akşamüstü Pushkar'a hareket ettik. Teypte bir Hintçe kaset, aynada sallanan örme toplar ve atlatılan birden fazla kaza sonrası gündüz gözü vardık Pushkar'a.

Pushkar

Bembeyaz bir şehir, harika ufak bir göl, sessizlik, sakinlik, huzur...

Hotel White House'da kaldık. Varanasi'nin çarşafsız, leş gibi odalarından sonra buranın sabun kokan beyaz çarşafları ve temizliği bizi bizden aldı. Eşyaları atıp kendimizi önce pazar yerine sonra da göl kenarına attık. Burada gün batımı harika oluyor. Pushkar'daki hemen hemen tüm yabancılar göle doğru inen merdivenlere ya da oradaki tek cafe'ye çöküp hem sohbet ediyorlar hem de güneşi batırıyorlar. Uzayan sohbetlerin gece boyunca devamını ise masa aralarına yerleştirilen ve içinde kor bulunan demir çanaklardan gelen sıcaklık sağlıyor. Ayrıca Pushkar'ın alışveriş için çok uygun bir yer olduğunu da belirtmeliyim.

Gece uzaklardan gelen müzik sesleri...ya bir düğün ya da bir ayin. Sabah otelin tepesindeki çimlik alanda geçen medidatif birkaç saat... havadaki pozitif enerji... Burada bir gece kalabilmek için Udaipur'dan vazgeçildi.

Pushkar - Udaipur

Udaipur programdan çıkmıştı fakat Bombay'e uçmak ve oradan Goa'ya inmek için illa ki gidilmesi gerekiyordu. İşte burada gerçekten risk aldık ve Hindistan'da arabayla gece seyahat ettik! TATA kamyonların üzerimize gelen farlarını ve şöförün son anda yaptığı kıvrak manevralarla sıyırarak geçtiği diğer araçları sayamadım. Udaipur'a sabah 04:40 gibi vardığımızda daha havalimanı bile açılmamıştı. Şehrin rengi olan mavi, şafak vakti hafif puslu havaya yansıyordu sanki.

Udaipur - Bombay - Goa

08:15'de Jet Airways'in 709 sefer sayılı uçuşu ile Bombay'e ya da yeni adıyla Mumbai'ye uçtuk. 4 saatimiz vardı Hindistan'ın bu en büyük ve önemli şehrini görmek için. Sahile indik ve baktığımızda ilk aklımıza gelen şey ne kadar İzmir'e benzediği oldu. Kordon boyunca yürüdük, Mocha Cafe'de soluklandık. Burası duvarlarında sosyalist liderlerin posterleri ve kelamları ile dekore edilmiş bir mekandı. Hoşuma giden birkaçını not ettim. Burada otururken bir yandan da Bombay hakkında bir şeyler okuyordum. Bulunduğumuz bölgenin hemen arkasının Bombay nüfusunun çoğunluğunun yaşadığı varoşlar olduğunu öğrenmek biraz sarsıcı oluyor. İzlemeyenler için Slumdog Millionaire, Bombay gerçeğini kısmen anlatıyor. Film, Hintliler tarafından hiç sevilmedi ve onaylanmadı. Sanırım biraz bizim "Geceyarısı Ekspresi" tribi yaşanmakta. Bu arada hakkını yemeyelim, çok hoş İngiliz döneminden kalma binalar da mevcut.

Bir de İngiliz Hindistan'ına giriş noktası kabul edilen, doğuya sembolik giriş kapısı olan Gate of India'ya gittik. Hatta önünde turistik fotoğraflaırmız bile oldu! Burası 2008'de yaşanan terör olaylarının da mekanıydı. Ünlü Taj Oteli hemen bu meydanın yanında yer almakta.

Kısa turumuzun sonunda geldiğimizden başka bir rota kullanarak, görmediğimiz yerlerden ve mahallerden geçerek havalimanına geri döndük.

Goa uçağımız havalandığında saatler 14:15'i gösteriyordu ve biz 8 günde koştura koştura gezdiğimiz yerleri geride bırakıp bir haftalığına dinlenmek ve eğlenmek üzere güneye uçuyorduk.

Kim derdi ki gittiğimiz bu eyalet daha sonra bizim evimiz olacak, hayatlarımıza tatlı-acı hatıralar, güzel dostluklar ve yaşanmışlıklar getirecek :)



Goa yazısı için tıklayınız...


Aklınızda bulunsun!

  • Hindistan'a ilk defa gidecekseniz daha genel bir plan yapın, gün gün detaylara inerek yapılacak bir planlama mutlaka başarısız olacaktır. Rahat olmak ve olayları geldiği gibi almak önemli
  • Hiç bir rickshaw sürücüsüne ya da size kalacak yer ayarlamaya çalışan kişilere itibar etmeyin. Siz daha önceden belirlediğiniz otele gidin. Size o otelin ya da guesthouse'un yandığını, yıkıldığını bile söyleyebilirler, yılmayın! Unutmayın ki hepsi alacağı komisyona bakıyor.
  • Kapalı su için, yediklerinize içtiklerinize dikkat edin ama bunlar sizi ishal olmaktan kurtaramaz! Sakın ilaç almayın zira bu vücudunuzun alışmasını engeller. Bunun yerine bol kola için, iki güne toparlarsınız. 
  • Yukarıda bahsettiğim tüm şehirlerde gayet lüks oteller de mevcut. Lakin buralarda kalacaksanız zaten backpacker olarak gezmiyorsunuzdur, dolayısıyla sizin Hindistan deneyiminiz farklı yaşanacaktır.
  • Gece karayolu ile seyahat etmeyin, gerçekten çok tehlikeli. (Biz yaptık, bize bakmayın)
  • Trenle seyahat etmeden önce biniş şehrinizden uzun zincir ve kilit temin edin, bagajınızı yataklı vagonda sağlam bir yere zincirleyin.
  • Bu yazı seneler sonra yazıldığını lütfen unutmayın, paylaşılanları buna göre değerlendirin.
Yol Gidenindir!

18 Temmuz 2011

Fas - Kazablanka / Marakeş

Uzun zamandır bekleyen Fas gezi yazısı ile suskunluğu sona erdiriyorum...

Fas denildiğinde hemen hemen herkesin aklına Humphrey Bogart, Ingrid Bergman ve Paul Henreid'in oynadığı meşhur Casablanca filmi ve en az film kadar hatırlanan "Play it again, Sam" (Bir daha çal Sam) repliği gelir. Nedense aklımızda Casablanca biraz mistik, otantik, oryantal ve büyülü bir imaj oluşturmuştur yıllar içerisinde.

Fas seyahatinize başlamadan önce internet üzerinden yaptığınız araştırma da size bu düşüncelerinizi destekleyen şekilde sonlanabilir. Mesela ben internetle yetinmeyip "şu pek reklamını yaptıkları Shop&Miles Concierge hizmetini deneyelim" diyerek bir de kendilerinden Casablanca şehir rehberi temin ettim.

Şimdi sıkı durun... Casablanca ile ilgili kafanızdaki bütün o düşünceleri, okuduğunuz yazıları ve hayallerinizi koyun bir kutunun içine ve kenara kaldırın. Şayet Casablanca'yı öyle hatırlamak istiyorsanız bu yazının devamını okumayın. Tamam belki o kadar da kötü değil ama kesinlikle aklınızdaki imajı ile de örtüşen bir şehir de değil ne yazık ki. Marrakech (Marakesh ya da Marakeş) ise gerçekten görülmesi gereken bir yer. Buna ek olarak benim bir sonraki Fas seyahatine bıraktığım Tangier, Fes (Fez) ve Essaouira şehirleri var. Özellikle Essaouira çok kültürlü, bohem ve biraz da hippie tarzıyla bunların başında geliyor.

Casablanca - Kazablanka

Atlantik Okyanusu kıyısında kurulu bu şehrin tarihi İ.Ö. 7nci yüzyıla, o dönemde bölgede yaşayan Berberilere dayanıyor. Zaman içerisinde çeşitli yerel krallıklar ve elbette coğrafi konumu nedeniyle Portekiz ve İspanyol yönetiminde kalan şehir 18nci yüzyıl başında (1907) bölgeye tren yolu yapmak üzere gelen (!) Fransızların bir isyanı bahane edip tüm şehri ele geçirmesi ile Fransız kontrolüne giriyor.

Bizim ekibin şehre gelişi ise THY'nin tarifeli seferi ile 28 Ekim 2009 yılında gerçekleşiyor. Havalimanı dışındaki taksilerden ziyade terminalin altındaki istasyondan trene atlayıp şehir merkezine gidiyoruz. (Tren No: A20 / Adam başı 40Dh, taksiler 250-300Dh) Oradan bir kırmızı taksi (kırmızı taksiler ucuz - beyaz mercedes taksiler pahalı) alıp internet üzerinden rezervasyon yaptığımız otele varıyoruz. Sözde 4 yıldızlı bu otel 2,45'den 2,50 , 2,50'den de 3 yıldızı ancak alır!

 Source: worldcitypictures.com
Şehirde görülecek en önemli yapı dünyanın en büyük camisi olan Kral Hassan-II camii. Bu arada Fas'da minareler dört köşe kule şeklinde şaşırmayın. Kral Hassan-II camiine yürüme mesafesinde, dar sokakları, ekmekten kumaşa kadar hemen hemen her şeyi bulabileceğiniz köhne dükkanlarında çalışan esnafı-tüccarı ile eski çarşı bulunmakta. Şayet fotoğrafa meraklıysanız eski şehir ve çarşı (Medina) bölgesi size oldukça cömert davranacaktır.

Casablanca filminin çekildiği mekan ise bugünlerde gayet bakımsız bir mahallede tamamen turistik bir cafe şeklinde hayatına devam ediyor. Öğleden sonra Habaous bölgesindeki Patisserie Bennis Habaous'da soluklanılabilir. Akşam yemeği ise Atlantik kıyısında uzanan "Corniche" üzerinde sıralanmış restaurantlarda yenilebilir. Biz Fransız ağırlıklı bir menüsü olan "La Mer"de karar kılmıştık. 

Bunun dışında da inanın gezip görmeye değecek pek bir şey yok. İlla şansınızı zorlamak istiyorsanız  farklı tarzları buluşturan sanat galerileri ilgilinizi çekebilir... Bir Art Deco binada yer alan Villa des Arts bunlardan biri ve en bilineni.

Casablanca'nın özetini şöyle yapabilirim; bir gün-bir gece yeter.

Ancak bu yazıyı yazarken Monocle - Temmuz/Ağustos sayısında Casablanca ile ilgili bir yazıya denk geldim. Yukarıda yazdıklarımdan sonra hem farklı bir bakış açısını yansıtmak hem de geçmişin hatırına bu yazıdan iki alıntı yaparak Fas Gezisi'nin bu ilk bölümünü tamamlamak istiyorum;

Monocle/issue45/v05/page242


You won't see many tourists idling around the crumbling mix of ancient and modern that is Morocco's largest city. You'll be hard-pushed to find much in the way of infrastructure either. Yet the locals adore the place." .... Tourists still head to Marrakesh, leaving Casablanca as an oddly foreigner-free town, but no Moroccans there is no comparison. "There are lots of problems: infrastructure, shanty towns, transport, phone lines. Nothing really works' says Shah. 'But if you want everything to work, move to Switzerland"

Marrakech - Marakesh - Marakeş

Gelelim Fas'ın enteresan ve keyifli tarafına :)

Yaklaşık 2,5 saat süren bir araba yolculuğu sonrasında Marakech'e girdiğimizde hepimizin yüzü gülüyordu. Aslında burası da kafalarındaki Fas'ı yaşamaya gelen yabancılara aradıklarını sunan, daha korunmuş, daha mistik ve keyifli bir yer.

Şehir iki bölümden oluşuyor; meşhur ve en renkli merkez Djemaa el-Fna etrafındaki eski şehir ve Ville Nouvelle olarak bilinen yeni şehir. Bizim, ekip olarak değil Ville Nouvelle tarafına gitmek, kaldığımız Riad (butik otelimsi pansiyon)'dan eski şehrin dar ve kahverengi duvarlı sokaklarından Djemaa el-Fna'ya yürümek ve geri gelmenin ötesinde bir parkurumuz olmadı, olamadı.

  Source:  Lonely Planet
Aslında hemen hemen her şey Medina olarak adlandırılan ve 16km'lik duvarlarla çevrili eski şehrin içinde bulunmakta ve yaşanmakta.

Zaten bu bölgeyi keşfetmek, gözünüze hoş gelen sokaklara girmek, renkli kapıların ardındaki hayatları merak etmek, Djemaa el-Fna'ya giden farklı yollar keşfetmek ve ilginç dükkanlara şöyle bir girip-çıkmak için en az iki gün harcamanız gerekir.


Djemaa el-Fna'da bulunan teras kafelerden birinde güneşi batırmak, meydanda kurulan açık hava ızgaracılarından kafanıza göre yemek yemek ve akşamın ilerleyen saatlerinde müzik yapan yerlileri dinlemek de gerekir.

Vaktiniz olursa elbette yeni şehir de görülmeli. Özellikle Gueliz bölgesi gerek Lonely Planet'de gerekse internetteki kaynaklarda tavsiye ediliyor. Bunun dışında eski şehirden de gözüken şehrin simgesi 70 metrelik "The Kotoubia" kulesi, müzesi ve sarayları mevcut.

Meydandaki ızgaracılardan yemek yiyemeyecek kadar hijyen meraklısıysanız pek çok cafe ve restaurant'da açlığınızı giderebilirsiniz. Nispeten şık bir barda bir şeyler içelim diyorsanız Cafe Arabe'ın terası enteresan ve güzel.

Ne zaman Gidilir?

Mart ortasından Mayıs sonuna kadar ve Eylül ile Kasım arasindaki dönemler Fas'a gitmek için ideal zamanlar. Yazları oldukça sıcak olduğundan kaçınılmalı. Elbette tüm Ortadoğu ve Afrika'da olduğu gibi Ramazan ayı ve bayramlarda da gitmek pek akıl karı değil zira pek çok dükkan ve cafe/restaurant kapalı olmakta.

Nasıl gidilir?

Türkiye'den THY ve Fas Havayolları (Royal Air Moroc) uçuşlarına ek olarak Air Arabia'nın Sabiha Gökçen çıkışılı low-cost direkt uçuşları mevcut. Uçuş gidişte 5, dönüşte 4,5 saat civarı sürmekte. Avrupa'dan uçacaklar için Casablanca gidiş - Marakesh dönüş opsiyonları da mevcut.

Ne yenir? Ne içilir?

Kahvaltıda ya da pansiyona giriş yaptığınızda önünüze muhteşem zeytinler, çeşitli ekmekler ve elbette zeytinyağı gelmekte. Peynir ne yazık ki mevcut değil, jiben denilen peynirleri ise bulunabilirse denebilir. Yemeklerden mutlaka kuskus (couscous) ve tajine denenmeli. Bunun dışında bir kez daha Marakesh'in sokak yemeklerini (ızgaracılar) şiddetle tavsiye ediyorum.

İçecek olarak tavsiye edebilieceğim şey ise yine Fas ve diğer Kuzey Afrika ülkeleri ile özdeşleşmiş Nane Çayıdır. Öyle nanenin tozu ile yapılan yeşil bir çay gelmesin gözünüzun önüne... taptaze nane yaprakları ile zenginleştirilmiş, şekerli normal çaydan bahsediyorum. Tavsiyem şekersiz sipariş edin ve kendi ağız tadınıza göre kafi miktarda şeker ekleyin. (Şekersiz acı oluyor, benden söylemesi)

Biz o kadar sevdik ki birer çay seti alıp döndük memlekete...

Nerede Kalınır?

Casablanca için biz fazla araştırma fırsatı bulamamıştık ve rastgele bir otel seçmiştik. Siz önden sıkı bir araştırma yapıp güzel bir butik otel veya kalışınızı keyifli kılacak bir yer bulmaya bakın.

Marakesh'de ise onlarca güzel Riad (butik otelimsi pansiyon) mevcut. Otel yerine mutlaka bunları tercih edin ki şehrin havasını ve ruhunu yakalayabilin. Biz Dar Atta Maison d'hotes denilen yerde kaldık, özellikle terası pek keyifliydi.

Aklınızda Bulunsun!..
  • Fas uzun yıllar Fransız yönetiminde kaldığı için geçerli yabancı dil Fransızca
  • Kahvehanelerin çoğuna tıpkı bizdeki gibi sadece erkekler gidiyor
  • Şehirlerarası yollar gayet güzel, trafik medeni, araba kiralamaktan korkmayın lakin şehir içinde dikkatli olun
  • Marakesh'de her türlü alışveriş Djemaa el-Fna civarında mümkün, pazarlık ve sabır şart
  • Lonely Planet'in Essential Tips for Morocco işinize yarayacak bir link, okuyunuz
  • Arap Baharı Fas'a kadar ulaştı ve geçenlerde referandumla anayasal monarşi kabul edildi
  • Gitmeye karar vermeden önce son bir kez ülkedeki durumu sorun soruşturun
  • Shop&Miles Concierge hizmetinin sağladığı rehber ne yazık ki 5 para etmez, eski ve işe yaramayan bilgiler içeriyor, güvenmeyiniz
  • Vaktiniz olursa mutlaka Fas'ın iç kesimlerini ve elbette çölü görün
  • Atlas dağları farklı ve enteresan deneyimler sunmaktaymış, trekking meraklıları araştırabilir
Yol Gidenindir!

27 Ocak 2011

Ne yapıyorsun? Duruyorum...

Evet, duruyorum...

Dubai'ye yerleşip, Abu Dhabi Havalimanı'nda çalışmaya başladığımdan beri bir türlü oturup gezi yazısı koyamadım şuaya... yuh olsun bana! En son Kasım ayında Yol Gidenindir! şiarının çıkışını yazdım kaldım.

Hatta geçen gün bir kez daha Kopenhag hikayemi anlattığım arkadaşlarım "neden bunu yazmadın?" diye sordular, kendime kızdım. Fas'a gidecek bir arkadaşım "ne yapayım?" diye sordu, aklıma Fas yazısı geldi. (Bakın şimdiden söylüyorum Casablanca denilen şehre 1 gün yeter) Geçenlerde bir arkadaşım Singapur'a gidiyordu, aklıma oralar düştü.

Az sabredin hepsini yazacağım :)
Şimdi Dubai gecelerine doğru Yol Gidenindir! diyorum...