13 Kasım 2010

Yol Gidenindir!

Hani ecnebi röportajlarında okuruz, adama sorarlar “what is your motto” diye, o da “iyi çalış, iyi yaşa” gibi klasik cevap verir. Bizde ise sanırım herkesin hatırlayacağı rahmetli Sakıp Sabancı'nın “çalışmak, çalışmak ve çalışmak” şiarı meşhurdur.

Benimki ise hayat tarzımdan yola çıkıp hayata bakışıma yansıyan şekilde gelişen “Yol Gidenindir!” oldu. Bu yüzden bu blogun adı da, twitter hesabımın da adı Yol Gidenindir. Facebook, linkedin ve bilumum sosyal paylaşım ağlarındaki profillerimde de ya isminde ya da uygun bir yerinde mutlaka yer alır bu “motto

Peki nereden çıktı bu Yol Gidenindir?

Aslında her şeyin başlangıcı 90'lı yılların ortalarında havayollarında başlamama dayanıyor. 1995-1997 yılları arasında American Airlines, 1997-2004 yılları arasında da Swissair / SWISS Internetional Air Lines'da, 2009-2010 yılları arasında da SunExpress'de çalıştım. Toplamda çalışma hayatımın çoğunu, 10 yıldan fazla bir süreyi havayollarında geçirdim.

Havayollarında çalışmak hem zevklidir hem de size inanılmaz bir fırsat sunar; pass bilet hakkı. Yani her uçak biletinde bulunan havalimanı vergilerini ödeyip gerisine para vermemek ya da cuzi bir miktar ödemek. Parasal karşılığını ifade etmek gerekirse kullanmayıp sakladığım bir THY ile gidiş-dönüş New York biletim var ki üzerinde yazan rakam 120$. (O zamanlar yurtdışı biletleri € değildi)

Buraya kadar her şey güzel, normal fiyatlarla karşılaştırıldığında bedava sayılabilecek bilet fiyatları ve uygun uçuşlar olduğu sürece dünya sizin.

Aslında öyle değil. Pass biletlerin bir kuralı vardır; yer olursa uçarsın. Yani rezervasyon hakkın yoktur ve tüm biletli (paralı) yolcular uçağa alındıktan sonra uçakta boş koltuk varsa pass bileti olan yolculara sıra gelir. O yüzden bayramda, tatilde vs uçmak için sıkı bir planlama ve araştırma gerekir. Hangi havayolunun hangi uçağı daha müsait, hangisinde “no-show” (gelmeyen yolcu) oranı daha yüksek vs.

Bununla da bitmez... mesela Lufthansa'nın Istanbul-Berlin uçağına binmek istiyorusunuz. Uçak 150 kişilik, 148 paralı yolcu var, 2 koltuk boş. Öncelik Lufthansa çalışanlarınındır. Yani 3 kişi pass bilet ile bekliyorsanız ve ikisi Luhthansa çalışanıya onlar gider siz kalırsınız! Bu öncelik (priority) meselesi çok önemlidir. Aynı şirket içinde yıla göre de değişir, o havayolunun parçası olduğu alliance'a göre de değişir. Mesela Lufthansa uçuşlarında kendi personelinden sonra öncelik Luhtansa'nın kardeş şirketlerinde (SWISS, Austirian Airlines, SunExpress vs) sonra Star Alliance üyesi havayollarınındır. Yani bu havayolu-uçuş-tarih denklemi çok karmaşıklaşabilir. Hatta iş şuralara bile varabilir; örneğin uçakta tek koltuk boş ve iki pass biletli yolcu var, önelikleri de aynı, son ana kadar beklemişler, uçağın kalkmasına 15dk var... birinin bagajı var diğeri el bagajı ile... el bagajı olan uçar zira normal bagajı alıp uçağa koymak zaman kaybı olacaktır ve uçağı rötara sokacaktır.

Şu son örneği kardeşim-dostum Ferit ile yaptığımız Portekiz Gezisi dönüşü Porto-Zurih uçuşunda bizzat yaşamışızdır. Ben Porto-Zurih uçağına koşarak binmştim, Ferit ise gece kalkan Lufthansa'ya binip Almanya aktarmalı gelmişti. Bu arada bu örnekten de anlaşılabileceği gibi pass biletler havayolları arasında karşılıklı kabul edilebilir ve kullanılabilir. Mesela bu blogda yer alan Buenos Aires gezisi ile alakalı bir başka anı var; ilk iki gün Roma – Buenos Aires uçamamışız ve sonraki uçuş Milano'dan. Swissair ofisinden kesitrdiğimiz Roma – Zurih – Milano biletlerini Alitalia Roma – Milano uçuşu için kabulş edip bizi uçurmuştu.

Görüldüğü gibi pass bilet ile uçmak kolay değil ama konuya hakim olup, ev ödevini iyi çalışır ve inanırsan gitmek istediğin yere bir şekilde ulaşırsın. Yeter ki geröekten iste, o zaman Yol Gidenindir!

Mesela bir seferinde annemle New York – Atina uçacağız. Elimizde hem Delta Airlines hem de Olmypic'den biletler var. O zamanlar Olympic'de sigra içiliyor dolayısıyla ilk tercihimiz kendisi. New York JFK havalimanına vardık, Olympic check-in kontuarına gittik, şef ile konuşuyorum, admacağız “flight is packed, if you have any other alternative go for it” diyor. Anneme dönüp sadece “koş” diyebildim zira Delta Airlines başka bir terminalden ve yanlış hatırlamıyorsam 45dk içinde kalkıyor. Terminaller arası otobüse kendimizi atıp, diğer terminale geçip koşarak kapıya ulaştık, annem tamamen sigara odaklı olduğu için Delta biletini bile bulamıyor, kabin amiri kapıya çıkmış bizi bekliyor, 3dk içinde check-in ve kendimizi içeriye atıyoruz, kapı kapanıyor... ter boşalıyor!

İşte “Yol Gidenindir” hayatıma bu pass uçuşlar ve dünyanın çeşitli noktalarında ile girdi. Sonraları bana “bu uçak ile uçar mıyız” diye soranlara hep aynı yanıtı verdim; Yol Gidenindir! Sen bir niyet et, yola çık, elbet varırsın :)

Tabi bu iki kelimenin tam anlamıyla hayatımın “motto”su oluşu ise 2000 yılında Galatasaray'ın UEFA şampiyonu olduğu Kopenhag'daki maça gidişim oldu ki o acaip, inanlılmaz ve uçuk bir hikaye. Sıradaki yazı da o olacak zira Fas, Atina, Singapur ve Malezya'yı yazmak için vaktim henüz yok... zira gezi yazısı yazarken okuyanlara doğru ve güncel bilgi vermek için ben de ders çalışıyorum ;)

Yol Gidenindir!

31 Ağustos 2010

Twitter'dan linkler...

In tourism areas, a fixed camera mount for group photos... Hani biri fotoğrafımızı çekse diyenler vardır ya ;) >>>
Packing Tips From Travel Pros... Up in the Air filmindeki karakterin yöntemleri gibi >>>
Top 6 beer destinations in Germany... bira sevenlere >>>
Trip-planning site helps find others to travel the world with >>>

03 Ağustos 2010

Bekleyen Gezi Yazıları...

Yine birikti yazılar, yine dert oldu içime...
  • Hindistan'da Varkala - Kanyakumari - Mamalapuram - Madras bölümü bekler... üstelik fotolar da geldi ;)
  • Singapur ve Malezya (Kuala Lumpur ve Penang) bekler
  • Atina uzun zamandır bekler, komşuya ayıp oluyor valla
  • Esas Fas (Casablanca ve Marakech) bekler
arada Almanya'dan Frankfurt ve Köln var ama oralarla ilgili yazacak fazla bir şey yok! Neyse pek yakında toparlarım bunları.

Üstelik yaz dönemi, gezmek lazım ;) Şimdi kanı kaynayan gezginler bayramda nereye gidilir diye düşünmeye başlamıştır bile...

Yol Gidenindir!

05 Temmuz 2010

Yürümek - Keşfetmek

Bir şehir ya da bölgeyi tanımak, ilginç ve turistik olmayan köşelerini keşfetmek için yürümek gerekir... evet, uzun uzun, belki ayaklarınız ve dizleriniz ağrıyana kadar yürümek, merak ettiğiniz sokağa sadece kafanızı uzatıp bakmak değil her sokağı yeni bir macera kabul edip içerilere yürümek gerekir...

İnanın bu şekilde hiç bir gezi kitabında yazmayan yerleri bulup, turistlerin hiç yiyemeyeceği yemekleri yeme, göremeyeceği galerileri görme, içemeyeceği kahveleri, şarapları içme ve tadamayacağı sohbetleri yakalama şansınız olur. (Teşekkürler Sinem)

Yani neymiş? Yürümek lazım...

Peki yürürken ne gerekiyor bize? Aslında pek bir şey gerekmiyor. Aşağı yukarı nerede olduğunuzu ve nereye gideceğinizi kestirmek için belki bir ufak harita iş görebilir. Bu noktada daha önce pazarlama ve iş dünyası ile ilgili blogumda Springwise'dan Fikirler başlığı altında paylaştığım bir uygulamayı burada gezginler ile paylaşmak istiyorum;

Hand-sketched Maps feature drawings and local advice

Zaten olayı ilginç kılan iki özellik de başlıkta yer alıyor; elde çizilmiş olması ve lokal tavsiyeler içermesi. Düşünsenize Paris'desiniz ve elinizde Parisli üniversite öğrencisi Celine'nin veya yazar Michelle'in lokalize ettiği, tavsiyeler eklediği, elde çizim bir harita var!? Vay diyorum... link aşağıda. Henüz ve hala çok az noktayı sunuyorlar ama olsun... siz talep edin Roma'yı, Istanbul'u, Prag'ı ;)


20 Şubat 2010

Mart'da Londra'da Olacaklara...

Mart 2010'da yolu İngiltere'ye düşeceklerin, Londra'ya gideceklerin, ilk turistik gezisi olmayıp da Londra özüne dokunmaya zamanı olanlara "Yol Gidenindir" tadında bir tavsiyem olacak.

Malumunuz İngiliz Edebiyatı dünya tarihinde ağırlığı olan bir edebiyat. Dolayısıyla Tiyatro da. Halen Londra pek çok eserin sahneye konulduğu ve müzikal showun yapıldığı bir şehir. Elbette ilk birkaç ziyaretde mutlaka bunlara gidilir, The Phantom of the Opera gibi Lion King gibi oyunlar izlenir. Zaman geçtikçe, takip eden ziyaretlerde aslında tiyatronun bu şehirde ne kadar önemli olduğunu görürsünüz... ve öğrenirsiniz ki pek çok oyun ve kişisel şovlar Londra'nın publarında, küçük tiyatrolarda izleyicisi ile buluşuyor.

İşte bunlardan sadece bir tanesi; Second Skin Theatre. The Rosemary Branch Theatre'da sahne alıyorlar ve 02-21 Mart arasında Shakespeare Inc.'ı oynayacaklarmış.

Written by Don Fried
Directed by Andy McQuade
Assistant Director - Kim Moakes
Design - Nika Kitrova
Costume Design - Valentina Ida
Lighting Design - Anna Sbokou
Production Assistant - Giovanna Lo Conte
Production Manager - Jen McGregor

Hilarious, controversial and uncannily plausible, Second Skin Theatre break from their tradition of dark and intense theatre at The Rosie and take a wild romp throught Elizabethan England. Prize-winning American author, Don Fried, finally lifts the lid on who really wrote those immortal classics. Shakespeare will never be quite the same again…

Tickets: £12 (£10 conc.)
Tue - Thu: 19.30

14 Ocak 2010

Avrupa'nın En İyi 8 Gece Treni

Aşağıdaki seçimler Lonely Planet tarafından yapılmış. İngilizce olarak tam metni buradan okuyabilirsiniz. Altına ben kısaca aklıma ilk gelenleri yazdım ama siz siz olun araştırmadan bu gezilere kalkışmayın ;) Ama trenle yolculuk güzeldir, keyiflidir... hayatınızda mutlaka bir kez uzun yol yapın, 10-12 saat çok değişik yaşanabiliyor...

İşte listemiz;


Rusya'nın en önemli ve görülesi iki şehri arasında hizmet veren Kırmızı Ok / Red Arrow treni

Caledonian Sleeper sizi bilinen trenlerden farklı olarak Euston'dan İskoçya'ya götürüyor

Avrupa'nın iki romantik şehri arasında yolculuk hoş olsa gerek...

Güzel bir Norveç deneyimi olarak görmek lazım.

Amsterdam'daysanız Kopenhag'a gitmek niye?

Orta Avrupa'nın orta çağ yaşam tarzı ve mimarisinden sıcak Akdeniz'e doğru giden bir tren kimi mutsuz edebilir ki?

Inter-Rail ile gezenlerin popüler bir hatmış... peki!

Veee... Avrupa'nın ucuna yolculuk... Sabah Sirkeci Gar'ından Galata'ya bakmak, boğazı görmek.

Yol Gidenindir!

11 Ocak 2010

2010 Yılında Görülmesi Tavsiye Edilen Yerler - NYT

The New York Times gazetesi 2010 yılında gidilmesini önerdiği 31 şehri/bölgeyi yayınladı. İçlerinde Türkiye'den Istanbul ve Çeşme mevcut. Listenin bulunduğu İngilizce haber ve her noktanın seçim nedenini okuyabileceğiniz link buradadır; NYT.

- Sri Lanka (Özellikle Tamil Kaplanları derdi bittikten sonra gezilebilir oldu)
- Patagonya, Arjantin
- Seul, G.Kore
- Mysore ve Bombay, Hindistan (Mysore doğru bir yönlendirme, Bombay ise zorlar)
- Şam, Suriye (Yeni Marrakesh deniliyormuş, Hatay'a uçup arabayla geçmek mümkün)
- Koh Kood, Tayland
- Istanbul ve Çeşme, Türkiye
- Antractica
- Minorca, İspanya (Betonlaşmamış bir İspanya arayanlara öneriliyor)
- Costa Rica
- Marrakesh, Fas (Casablanca'ya hayır ama Marrakesh'e kesinlikle Evet!)
- Bahia, Endonezya
- Makedonya
- Güney Afrika (Ee.. 2010 Dünya Kupası bu sene orada)
- Karadağ
- Vancouver Island, Kanada
- Kolombiya (Özellikle Karayip Denizi kıyıları çok güzelmiş)
- Kitzbühel, Avusturya
- Norveç (Fiordlar... ama yazın gitmek şart)
- Gargano, İtalya
Listede olup da pek anlamsız olanlar ise;
- Kuala Lumpur, Malezya
- Nepal (Ben tavsiye etmiyorum...)
- Kopenhag, Danimarka
-Leipzig, Almanya
- Los Angeles, Breckenridge ve Las Vegas, ABD
- Shangai ve Shenzen, Çin