06 Ocak 2017

Günübirlik Kos

Özellikle birkaç yıldır, bayramlarda seyranlarda veya tatillerde yurdum insanının favorisi Yunan Adaları. Özellikle Ayvalık’tan geçilen Midilli, Çeşme’den geçilen Sakız ve Marmaris’ten geçilen Rodos bunların başında geliyor. Bir de tabi uçakla gidilen ve pek revaçta olan Mikanos var. Yetmezmiş gibi vizesiz Yunan Adaları turu yapan pek çok gemi seyahati de mevcut.

Lakin bunların dışında, genelde akla gelmeyen fakat Bodrum’da yaşayan veya yazlarını geçirenler için kelimenin tam anlamıyla komşu kapısı olan Kos ya da Türkçe adı ile İstanköy adası bu yazının konusu.

On İki Adalar © LP
Son on iki ayda dört defa gittiğim bu ada aslında On İki Adaların Rodos’tan sonra ikinci büyük olanı. Tarihi olarak bizimle olan bağı diğer Yunan Adalarına göre biraz farklı. Tarih kitaplarınızı hatırlayın, 1912’de Uşi anlaşması ile İtalyanlar tarafından işgal edilen On İki Adalar Türkiye’ye iade edilecekken biz Balkan Savaşı nedeniyle (Yunanlılara kaptırmayalım diye) İtalyanlara tam olarak “siz de dursun sonra alırız” diyoruz. Fakat işler pek de planladığımız gibi gitmiyor ve iki dünya savaşı sonrası, 1947’de adalar bir şekilde Yunanistan’a dahil oluyor. Farklılık ise, bu gecikme nedeniyle on iki adada yaşayan Türkler, Türkiye ile Yunanistan arasında 1923 yılında yapılan mübadeleden muaf oluyorlar. Bunun sonucu olarak Kos adasında halen 2.000 civarı Türk yaşamakta. Aynı sebepten dolayı Rodos Adasında bir Türk Konsolosluğu mevcut.

Nasıl gidilir?

Yazın Bodrum ile Kos arası hem Türk hem de Yunan bandıralı tekneler her gün karşılıklı sefer yapmaktalar. Ek olarak Turgutreis’ten de seferler mevcut. Günübirlik gidilecekse sabah Bodrum’dan kalkan ve akşam dönenler daha mantıklı tabi.

Tarife
  • Bodrum Express (Hızır Reis) her gün Bodrum (Kale) Limandan saat 09:30’da kalkıyor. Yolculuk havaya göre 1 saat civarı sürmekte. Dönüşü saat 16:30
  • Turkish Sealines (Asım Kaptan) her gün Bodrum (Yolcu) Limanından saat 09:15’de kalkıyor. Yolculuk 1 saat civarı sürmekte. Dönüşü saat 16:30
  • Bizim günübirlik ziyaretler için favorimiz ise Yeşil Marmaris şirketinin Kartepe katamarını. Her gün Bodrum Yolcu Limanı’ndan saat 09:00’da kalkıyor. Yolculuk 25dk civarı sürmekte. Dönüşü saat 18:00
  • Turgutreis’ten ise kalkış 09:30, dönüş 18:00. Seyahat süresi ise 20 dakika.
Kış döneminde Bodrum – Kos arasındaki seferler azalarak devam etmekte. Tabi bir de hava durumu önemli zira fırtınalı günlerde seferler iptal olabiliyor. Güncel tarife bilgisi için firmaların web sitelerine göz atmanız gerekecek. İlgili sayfaların linklerini aşağıda paylaşıyorum.

Zamanlama

Gerek Bodrum çıkışta gerekse Kos dönüşünde pasaport kontrolü nedeniyle en az bir saat önce limanda olunması gerekiyor. Bu nedenle normal teknelerle gidildiğinde Kos’a varışınız 10:30, inmeniz ve pasaporttan çıkışınız ise 11:00-11:30 gibi oluyor. Dönüş için de 15:30 gibi limanda olmanız gerektiğinden şehri gezmek ve yemek için topu topu dört saatiniz kalıyor. Yeter mi? Elbette yeter ama katamaran ile gitmek lokmayı boğazınıza dizmemenizi sağlıyor.

Kışın durum biraz daha enteresan. Türkiye yaz saatini kalıcı yapınca yazın aynı saati kullandığımız Yunanistan ile artık kışın bir saat farkımız var. Komik ama gerçek! Mesela 09:30 Bodrum’dan kalkıyorsunuz, bir saat gittikten sonra yine 09:30’da Kos’a varıyorsunuz. Yani bir saat ekstranız var. Dönüşte 16:30 kalkıp Bodrum’a bu sefer 18:30’da varıyorsunuz. Kışın pasaport sıraları daha az ve işlemler hızlı.

Vize

Neticede Yunanistan’a giriş için Schengen Vizesine ihtiyacınız var. Bir de kapı vizesi denilen bir uygulama var. Bu adı ile tezat olarak kapıda alınan yani oraya gidip orada aldığınız bir vize değil. Normal bir vize başvurusunda verdiğiniz evrakların bir kısmını 3-4 iş günü öncesinde biletinizi aldığınız tekne firmasına teslim ediyorsunuz, onlar tek girişli vize alıyorlar sizin için. Üstelik vize ücreti de Schengen Vizesi ile aynı. Yani bana pek de mantıklı gelen bir iş değil bu kapı vizesi ama yine de kolay ve daha az evrak teslim ederek alınması sebebiyle tercih edilebilir.


KOS


Kos Limanı



















İlk defa gidecekleri düşünerek günübirlik program önerim şu şekildedir; Bodrum'dan gelen tekneler yukarıdaki fotoğrafta limanın girişinin solunda yer alan binanın önüne yanaşıyor. Limandan çıkmak için kalenin surlarının dibinden zaten yürümek zorundasınız. Sahil caddesine vardığınızda karşıya geçin ve Elefteria Meydanı’na çıkın. Buradaki cafelerde kahvaltınızı yapabilirsiniz. Benim favorim Cafe Aenaos, plase sadece kadınların çalıştığı ve yerel bir STO’ya bağlı Cafe Aegli. Yunanlıların bizimki gibi bir kahvaltı kültürü, adeti yok. Tost, sandviç, kruvasan, meyve suyu ve kahve.

Meydanda bulunan mini arkeoloji müzesi ücretsiz. 15-20 dakikanızı ayırıp gezebilirsiniz. Şehrin diğer arkeolojik kalıntıları sahilden 10-15 dakika yürüyerek ulaşabileceğiniz yakınlıkta. Meraklıysanız dersinizi çalışıp gidin. Amfi tiyatrosunda bizim Bodrum’da olduğu gibi zaman zaman konserler olmakta.

Kos Şehir Haritası (Büyütmek için tıklayınız)
Modern tıbbın babası, doktorların mesleğe başlarken ettiği Hipokrat yeminin Hipokrat’ı Koslu olup bu adada bir ağacın altında öğrencilerine ders verirmiş. İşte o ağaç günümüzde öyle veya böyle halen Hipokrat Meydanı’nda yaşamakta. Çökmesin, kırılmasın diye çelik bir konstrüksiyonla desteklenmiş durumda ama ayakta. Bu meydanın köşesindeki Cafe Neratzia ağaç gölgesinde sabah kahvesi keyfi için güzel bir başka adres. Meydan hem bir kiliseye hem de bir camiye (kapalı) ev sahipliği yapıyor.

Sonra vurun kendinizi sokaklara... zaten merkezin tüm sokaklarında dolaşmanız için bir yerlere takılmazsanız 1 saat civarı bir vakit yeterli olacaktır. Ama sadece alışveriş sokaklarında dolaşmayın. Kos’un diğer sokaklarına da göz atın, çaktırmadan evlere ve içlerine göz atın, ne kadar benzer olduğumuzu size gösterecek pek çok an ve diyalog yakalayacaksınız dili anlamasanız da. Arada kahve molası vermek isterseniz tavsiyem Mikro Cafe.

Tüm bunları yapmanız yaklaşık iki saatinizi alacak. Bu da saatin 13:30 civarında olması ve artık yemek vaktinin geldiği anlamına geliyor. Zaten yemekten kalkıp limana gideceksiniz.

Vaktinizi ayarlayabilirseniz Kos şehrinin dışında, tepede mukim Asklepieion’u görebilirsiniz. Kelime anlamı olarak şifa tapınağı olan bu sağlık merkezi vakti zamanında Hipokrat’ın da eğitim aldığı bir yer. Manzarası ise muhteşem. Giriş €8. Otobüs ile €1,10’a gidebiliyorsunuz. Dönüşte yürüyerek Türk köyü Platani (Germe) üzerinden 30-35dk’da dönebilirsiniz.

Asklepieion'dan Türkiye'ye doğru bakış










Yeme-İçme

Çok fazla Türk adayı ziyaret ettiği için pek çok turistik lokantada menülerde Türkçe de var. Olmasa da zorlanmazsınız zira pek çok yemek adı dahil size yabancı değil. Burada bir iki kritik notum var;
  • Porsiyonlar - Elleri bol. Porsiyonlar bizimkilerin %30 daha fazlası. Sipariş verirken unutmayın. 
  • Siparişleri parça parça verin, bizdeki gibi önce mezeler sonra ara sıcaklar en son balık gibi bir sıralama alışkanlığı yok.
  • Cheese Saganaki – Sahanda Peynir, her yerde farklı peynirden yapılabildiği için tadı da pek değişken.
  • Dolmades – Bizim zeytinyağlı dolmanın harcı değişik ve ılık olanı. Bizim usul soğuk zeytinyağlı dolma ise yalanci dolma. (Bir de dolma Yunan derler...peh)
  • Ahtapot – Bizdekinden farklı olarak önce sirkede bekletip sonra açık havada kurutuluyor. Izgarası güzel oluyor ama bizim bildiğimizden daha sert. Boşuna şikayetçi olmayın, usul bu ;)
  • Yunan Kahvesi/Türk Kahvesi – Bana sorarsanız da Yunan Kahvesi gerçekten bizimkinden farklı. Bir kere bizimkinde %100 Arabica kahve kullanılırken onlarınki Arabica-Robusta karışık. Dolayısıyla daha hafif ve tadı değişik. Bir de her zaman mikro yani küçük sipariş edin zira onlarda duble kahve de var.

Günübirlikçiler için lokasyon önemli tabi. Limana en yakın lokantalar sahil caddesi üzerindekiler. Pek çoğunun mekan sponsoru zaten Yeni Rakı. Turistik olabilirler ama yine de bizim ülkemizden ucuza çıkarsınız. Bizim ayağımızın alıştığı iki mekan var; biri Socrates –ki 41 yıldır bu işi yapıyor Socrates Abi, rahat davranabileceğiniz, kasılmadan yiyip içebileceğiniz bir yer. Maalesef kışın kapalı.

Diğeri ise merdivenlerle bir üst sokağa çıkıp ulaştığınız Taverna Fish House. Burası kalabalıktan uzak, daha siz size olabileceğiniz bir yer. Ayrıca en güzel Cheese Saganaki burada. Maalesef burası da kışın kapalı.

Plajların olduğu tarafta ise daha çok akşam yemeği için tercih edilen yerler var. Öğlen de gidilebilir tabi. En şık olanı Barbouni, en yereli Kalymnos, en meşhuru Nick The Fisherman. Manzarayı boş verip lezzet odaklı bir seçim yapacaksanız bizim favori mekanımızı tavsiye ediyorum; Stergos Stamatis’in lokantası Psaropoula. Escalop, ahtapot, kalamar dolma, mezeler hepsi şahane. Buranın Cheese Saganakisi bile Yunan konyağı Metaxa ile glaze.

Uzo – Tsipuro

“Uzo ile rakı aynı şey ya” muhabbetini unutun. Değiller. Uzo genelde bizim rakıdan biraz daha tatlı ve yumuşak, anasonlu bir içki. Uzo-su evliliğini yaparken suyu rakı-su ayarınızdan daha az koyun. İkincisi çeşit çeşit uzo var. Benim tercihim Barbayani Mavi. Bunun yeşili daha az alkollü, bir de bordo olanı var ama ona pek rastlamıyorsunuz. Plomari de güzel ama siz deneye deneye bulun bence. Hepsi 20’lik geliyor.

Tsipuro (Çipuro ile zipuro arası bir telaffuzu var) ise bizim boğma rakının muadili. Bana sorarsanız adının çağrıştırdığı ispirto gibi bir şey ama hayranı ve sadece bunu içen de çok. Bunu sipariş ederken özellikle şekersiz ve anasonsuz olanını tercih ederseniz muhtemelen Babacim içeceksiniz. Bulabilirseniz, bazı mekanlar gerçekten tezgah altından ev yapımı tsipuro satıyor. Sevenleri işte bunun hastası. Bir de bu tsipuronun daha özenle, seçilmiş üzümlerle yapılıp, meşe fıçılarda dinlendirilenleri var, işte bunlar da İtalyanların Grappası ile benzer.

İşte bu kadar

Yemek sonrası zaten liman ve pasaport kontrolü sizi bekliyor. Pek çok tekne yakın saatlerde kalktığı için pasaport sırası uzun oluyor. Akşam saatlerinde Bodrum’a döndüğünüzde değişik bir Ege deneyiminin keyfini yaşamış olacak, aynı coğrafyanın geçtiğimiz 100 yılda nasıl farklılaştığını göreceksiniz.

Kalanlar için...

Şayet bir gece Kos’da kalmayı planlayarak gelenlerdenseniz tavsiye ve önerilerim biraz daha farklı olacak tabi. Akşam Yemeği için yukarıda yazdıklarımdan farklı olarak iki önerim olacak;
  • Alla ki Alla – Marina bölgesinin arka tarafında yer alan bu bahçeli lokanta daha az turistik, sakin ve güzel bir akşam yemeği için ideal. Buraya Ekim ayında gittik. Kışın deniz mahsullerinden yapılan mezeler maalesef yok. Eminim yazın daha keyiflidir.
  • Arabın Yeri – Yazının başında bahsettiğim, adada yaşayan 2000 civarı Türkün ağırlıklı olarak yaşadığı Platani köyünde Kadri Memiş’in sahibi olduğu bu lokanta pek çok ödüle sahip bir mekan. Kos merkezden taksi ile 10dk mesafede. Hem bu şekilde merkez dışında bir başka yerini de görmüş olursunuz adanın.


    Adanın diğer tarafları

    Kos büyük bir ada ve merkezin dışında pek çok köyü/kasabası var. Araba veya motor kiralayıp gezebilir, farklı plajları keşfedebilirsiniz. Özellikle Kefalos bölgesi harika. Zia köyüne çıkıp -ki adanın en yüksek noktalarından biri, manzara eşliğinde güneşi batırabilirsiniz. Ben yapmadım ama Bizim Bozcaada, yel değirmenleri kafası gibiymiş.

    Komşu adalar Kalimynos ve Nisyros

    Kos’tan ufak teknelerle yine günübirlik Kalimynos (Kilimli) ve Nisyros’a geçebilirsiniz. Nisyros’a günlük tur €35. Kardemena limanından sabah 09:30 kalkıyor, 16:30’da dönmüş oluyor. Kalimynos’a ise Mastichari’den kalkan teknelerle geçebiliyorsunuz.

    Bir de oniki adalar arasında her gün sefer yapan Dodekanisos feribotu var. Bununla Rodos’a kadar gitmek mümkün ama sabah Rodos’tan yukarıya çıkıp akşam da geri dönüyor. Tarife bilgisine Dodekanisos Seaways sitesinden ulaşabilirsiniz. Daha da ötelere gitmek istiyorsanız Bluestar Ferries şirketinin web sitesine bakmanızı öneririm.

    Kos Gece Hayatı

    Elefteria Meydanı ile Hipokrat’ın ağacının bulunduğu meydan arasındaki bölge aynı zamanda Kos’un barlar sokağı. Burada tipik Bodrum/Gümbet barlarının benzerlerini bulabilirsiniz. Genelde Avrupalı turistlerin takıldığı yerler.

    Tabi Biz buraya takılmadık. Size iki tavsiyem olacak. İlki sahil tarafındaki Sitar. Sokak barı tadında güzel müzik eşliğinde takılabileceğiniz bir yer. Mojitosu çok fena, siz barmenleri uğraştırmayan içkileri tercih edin. Alın vodkanızı, viskinizi keyfinize bakın. İkinci mekan ise çeşit çeşit bira bulabileceğiniz ve yaz-kış açık mekan Kostas’ın yeri Coffee Zero. Sahibi Kostas hoş sohbet biridir. Mekan adada TripAdvisor'da 5 yıldız almış ender yerlerden.

    Ne zaman gidilir?

    Yaz-kış gidilir :) Ama genel kural olarak Yunanlıların ve de Avrupalıların tatil ayı olan Ağustos dışında her zaman gidilebilir. Yazın günübirlik gidecekler Pazar günü dışında bir gün tercih etsinler zira pasaport kuyrukları normale göre daha uzun, feribotlar rötara giriyor. Kışın bu problem de yok. Elbette kışın adanın nüfusu azalıyor. Kimi okuluna kimi başka yerlere gidiyor, mekanların çoğu kapanıyor ama o hali de güzel Kos şehrinin.

    Ne alınır?

    Adaya has, ilginç ve bizde olmayan bir şey yok. Magnet vs. gibi turistik birkaç parça dışında pek bir şey yok. Arada üç-dört yerel sanatçıların işlerinin bulunabileceği dükkanlar yok değil.

    Duty Free belki de Kos seyahatlerinin en önemli alışveriş olayı. Türkiye’den çıkarken almayı planladığınız şeylerin fiyatlarını kontrol edin, not alın. Kos’un merkezinde pek çok içki dükkanı var. Bu dükkanlardaki fiyatlar ile karşılaştırma yapın. Genelde çok satılan içkilerin fiyatları ya Türkiye ile aynı ya da çok az daha ucuz. Bazı çok popüler olmayan ama enteresan içkiler daha ucuz olabiliyor. Yunanistan’dan çıkarken Duty Free’ye uğrayın ve fiyatları Türkiye ile karşılaştırın. Hangisi daha hesaplıysa alışverişinizi ya gemiye binmeden Yunan Duty Free’sinden ya da vardığınızda Bodrum’daki Duty Free mağazasından yapın.

    Yurtdışından Türkiye’ye 1 litre sert alkollü (%40 ve üzeri) ve 2 litre düşük alkollü (%40’ın aşağısı) toplam 3 litre içki getirme hakkınız var. Örneğin bir şişe viski aldınız, yanına iki şişe likör alabilirsiniz. Türkiye varışınızda gümrük memurları çantalarınızı kontrol etmekteler ve hatta x-ray’den geçirmekteler. Bu notum biraz Yunanistan’dan alırım biraz da Türkiye’den alırım diye düşünenlere gelsin ;) Elbette gide gele bazı püf noktaları öğreniyorsunuz ama bu bilgi de Bodrumlulara kalsın.

    Aklınızda bulunsun...
    • Kos güvenli bir ada. Gece dahil sokaklarında huzurla dolaşabilirsiniz.
    • Bir gece kalmalı gidiyorsanız feribot biletiniz günübirlikten biraz daha pahalı
    • Gezmek isterseniz Kos Kalesi şehirle liman arasında, giriş ücreti 7€
    • Gıda alışverişi için ya sahil caddesinde plajlara doğru giderken soldaki market ya da teknelere ürün satan Cash&Carry marketi öneririm. Yanınızda termo çanta götürürseniz alacağınız ürünleri bozulmadan Bodrum’a getirebilirsiniz
    • Halk pazarının arkasındaki Orange Tree’de Mojito değişik ama güzel, feribot öncesi vaktiniz kalırsa patlatın birer tane
    • Kışın saat farkımız olduğunu unutmayın (en azından bu sene böyle, 2017 kışında duruma bakacağız)
    • Bodrum Cup zamanı Kos ve Kalimynos çok kalabalık olabiliyor, ona göre ayarlanın

    Yol Gidenindir!

    30 Aralık 2016

    40 Ülke

    2016 sonu itibariyle seyahat ettiğim ülke sayısı 40 oldu... Bakalım 2017 yeni coğrafyalar keşfetme şansı verecek mi?


    visited 40 states (17.7%)
    Create your own visited map of The World

    Yol Gidenindir!

    26 Aralık 2016

    2016 Gezileri - 2017 Yazıları

    2016 yılının ilk seyahati Ocak ayında Floransa'ya oldu. Floransa gezi yazısını toparlamak biraz sürdü ve ancak Eylül ayında siteye koyabildim. İtalya Gezi Notları - Floransa yazısı bu blogun en çok hit alan İtalya Gezi Notları - Roma ve Milano yazısından sonra bu ülke ile ilgili ikinci yazı. Epey de okuyanı var :)

    Köln
    İkinci seyahat iş için Mart ayında Köln'e oldu. Köln'e ilk kez 2009 yılında SunExpress'in yenilenen web sitesinin tasarım ajansı ile görüşmek için gitmiştim. Yandaki fotoğraf çok yanıltmasın. O gün de beni pek heyecanlandırmamıştı, bu sefer de öyle oldu. Keza Frankfurt da böyle bir yer benim için. Defalarca gittim ama içimden yazmak gelmedi. Bu yüzden bir Köln yazısı yazmadım, düşünmüyorum da.

    Yaz sezonun açılması ile Bodrum günleri başladı. Bu sene üç defa; Nisan, Ağustos ve Ekim aylarında Bodrum'dan Kos'a geçtik. Kos Adasını tamamı değil ama Kos'un şehrini anlatan yazı hazır, yakında burada yerini alacak.

    Temmuz ayında kuzelerimi ziyarete Prag'a gittim. Oradan araba kiralayıp iki gece - üç gün Budapeşte'ye gittik. Yolda Bratislava'yı da şöyle bir görme fırsatımız oldu. 15 Temmuz 2016 gecesi Budapeşte'deydim ve ülkemde olan biten çılgınlığı anlamaya çalıştığım çok farklı bir seyahat oldu bu. Prag'a ilk seyahtimin gezi notlarını zaten yayında. O yazının altına bazı güncel bilgiler ekledim. Esas üzerinde çalıştığım yazı ise bir yol yazısı; Prag - Budapeşte.

    Amsterdam
    Yılın son seyahati ise Aralık ayında Amsterdam'a oldu. Bu blogda yayında olan ve bu seyhata sonrası güncellediğim bir Amsterdam Gezisi yazısı zaten var. 2017'de rehber tadında değişik bir yazı geliyor Amsterdam ile ilgili.

    Henüz bitmedi ama görünen o ki bu yılı yedi seyahat ve yurt dışında geçirdiğim 3 hafta ile tamamlıyorum. Biri yayında olmak üzere toplam dört yazı çıkıyor bu seyahatlerden. 2017 yılında daha önce gitmediğim en az iki-üç yere gitmek ve daha çok gezi yazısı yazmak istiyorum.


    Herkese iyi yıllar, bol ve keyifli seyahatler...
    Yol Gidenindir!

    26 Eylül 2016

    İtalya Gezi Notları - Floransa

    Hayatımda ilk defa çok spontane bir seyahat gerçekleştirdim, bu da Floransa’ya oldu. Uzun zamandır planladığım o uzun Toskana gezisi değildi bu gidiş. Denk geldi. Zaten gidecek olan arkadaşlarıma uzun zamandır görmediğim iki dostumun daha eklendiğini öğrendiğimde “keşke ben de gitsem” fikri düştü aklıma.

    Ertesi gün sadece biletimi almıştım. Nerde kalacağım, nereleri gezeceğiz ya da gezmeyecek miyiz gibi planlamaya dair hiç bir şey yapmadan uçtum Bolonya’ya. Sadece kafayı değiştirmeye, dostlarla vakit geçirmeye. Pek rahat pek güzel oluyormuş!
















    Nasıl gidilir?

    Floransa’da havalimanı var ama hem küçük bir havalimanı olması sebebiyle hem de Bolonya’dan hızlı trenle Floransa’ya ulaşmak mümkün olduğundan pek çok kişi gibi ben de Istanbul’dan direkt Bolonya’ya uçmayı tercih ettim. Uçuş 2 saat 45dk civarı. THY ve Pegasus’un günde birden fazla uçuşu var. İlla Floransa’ya ineceğim diyorsanız o zaman SWISS, Lufthansa veya İtalyan Havayolları Alitalia ile aktarmalı uçmanız gerekiyor. Şöyle bir plan daha iyi; Bolonya gidiş Pisa veya Roma dönüş alabilirsiniz ve geze geze aşağılara inersiniz.


    Bolonya

    Biz Pegasus ile uçuyorduk ve Bolonya’ya öğlen gibi inmeyi planlıyorduk. Hem belki Bolonya’yı şöyle hızlıca gezip, güzel bir yemek yeme şansımız olabilirdi. Siz böyle planlayabilirsiniz gezinizi ama bizimki pek öyle olmadı. İstanbul’daki radar arıza nedeniyle uçuşumuz yaklaşık 3 saat gecikti. Bu planı dönüşte kısmen uyguladık; bir şarküteriden sandviçlerimiz yaptırdık, bir de şarap alıp şehrin kalbi olan Piazza Maggiore’de caz müziği yapan bir grubun mini konseri eşliğinde azıcık da olsa şehrin keyfini çıkardık.

    Harika bir Neptün Çeşmesi olan bu meydan yaz aylarında film gösterimleri de dahil pek çok etkinliğe ev sahipliği yapan bir yer. Zaten denilene göre çok öğrencinin yaşadığı bir yer olduğundan canlı bir şehirmiş.

    Floransa - Firenze

    Plansız ve asıl amacı kafayı değiştirmek, dostlarla vakit geçirmek olan bu gezide Floransa’nın hiç bir ama hiç bir sarayına, müzesine gitmedim. Rönesansın doğduğu yer 2,5 günde gezilir mi hiç?

    O tür gezmeyi bir sonraki ziyarete bıraktım. Bu sefer farklı bir Floransa yaşadım ben. Mesela eski bir kütüphanede kaldım. Sokaklarında dolaştım, meydanlarında kahve içtim, Floransalı dostlarla veya onların tavsiye ettiği yerlerde çok güzel yemekler yedim. Eğlendim, keyif aldım.

    Şehir, Arno nehrinin iki kıyısına kurulmuş durumda. UNESCO dünya mirası listesinde olan tarihi eski şehir kısmı sizin için önemli. Bu arada öyle çok büyük zannetmeyin, bir ucundan diğerine 1 saatte filen yürürsünüz.

    Arno nehrinin üzerindeki Ponte Vecchio köprüsü şehrin alamet-i farikalarından biri ancak uzaktan görünüşü harika olsa da kendisi kuyumcularla dolu olduğundan uzaktan sevilesi daha iyi. Gezilip görülecek yerlerin listesini tripadvisor veya lonely planet sitelerinden bulabilirsiniz. Bana en mantıklı geleni “2 günde Floransa” başlıklı listedir.

    Atlamamanızı tavsiye edebileceğim bir yer; Santa Maria Novella Eczanesi olacaktır. Burası dünyanın en eski eczanesi. Esans, parfüm, sabun vb ürünler şifa niyetine. İçerisindeki cafe’de ilaç gibi likörler sizi bekliyor. Ucuz değil ama yaşanması gereken bir deneyim.

    Dediğim gibi bu gezi ve yazısında gezilecek-görülecek yerleri yazmayacağım. Hem kendi ziyaretimden aldığım notlar hem de işi nedeniyle bir ayağı bu şehirde olan dostum Doğuş Dağdeviren’in tavsiyelerini aktarıyor olacağım.

    Yeme – İçme
    da Gherardo
    Gece gezmeleri

    Hayat sokakta yaşandığı için ve sınırlı akşamınız varsa, öyle tavsiye edildiği gibi Tenax’a filan gitmeyin. Kafanıza uyan bir şey yakalarsanız o başka. Bence yerel insanların yaptığı gibi mahalle aralarındaki barlara takılın. Bizim favorimiz Archea Brewery. Alternatif olarak ve özellikle cin sevenler için; I cinque sensi

    Nerede kalınır?

    Airbnb’den merkezde bir oda veya ev kiralayın. Böylelikle arada kaldığınız yere uğrayıp tekrar yollara vurabilirsiniz kendinizi. Yok ben otelden şaşmam diyorsanız yine merkezdeki otelleri tercih edin. Unutmayın şehir küçük ve yürüyerek gezeceksiniz. Ne kadar merkezi o kadar iyi.

    Ne alınır?

    Clet
    Ivır zıvır turistik hediyelikler haricinde Rönesans’ın beşiği bu şehirden yerel sanatçıların ürünlerini almanız duruma daha uygun olacaktır. Pek çok Toskanalı sanatçıya ek olarak ünlü Fransız sokak sanatçısı Clet’in de stüdyosu burada. Bir de Signum isimli defter dükkanını tavsiye edebilirim. (Üç tane var şehirde) Özel üretim parfüm, sabun ve benzeri ürünler için; Aqua Flor

    Ben o kadar camı, kolyeyi ve hediyeliği taşıyamam diyorsanız Toskanalı sanatçıların el emeği göz nuru ürünlerini ülkemizde satan Ruvre.com sitesine göz atabilirsiniz. Clet'in magnet ve posterleri de mevcut bu sitede.

    Ne zaman gidilir?

    Yazın turist çılgınlığı yaşandığından bahar ayları nispeten daha tercih edilebilir zamanlar. Ancak Arno nehri kaynaklı rutubet serin havalarda ve özellikle gecelerde sizi üzebilir, kıyafet seçiminde bunu göz önüne alın.

    Aklınızda bulunsun
    • Floransa yolunda, Bolonya’da, gelişte veya dönüşte bir yemek için Da Cesari tavsiye edilir
    • Şubat ayındaki karnaval, ve Eylül ayındaki kağıt fener festivali denk getirebilirseniz ziyaretinize tat katacak iki etkinlik.
    • Haziran ayında başlayan ve biten Calcio Storico turnuvası.
    • Ayrıca 24 Haziran kentin azizi olan San Giovanni günü tatiliniz bu döneme denk gelirse gün boyunca kentteki etkinliklere katılabilir ve gece inanılmaz güzel bir havai fişek gösterisi izleyebilirsiniz.
    • Gideceğiniz tarihlerdeki etkinliklerin listesi için Floransa’nın resmi sitesini inceleyebilirsiniz 
    • Bahşişler hesaba dahil ediliyor genellikle. Hesabı istediğinizde kontrol edin ve servis ücreti eklenmişse bahşiş bırakmanıza gerek yok
    • Müzeler ucuz değil, zaten hepsine gidecek zamanınız da olmayacak.
    • Balık pazarının yanındaki sabit bit pazarı enteresan, geçerken uğrayın
    • Şehir suyu içilebiliyor, boşuna şişe suyuna para vermeyin
    • Bira markası olarak Peroni veya Moretti tavsiye edilir
    Daha önce yazdığım ve gittikçe güncellediğim Roma ve Milano gezi yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

    Yol Gidenindir!

    20 Şubat 2016

    Güney Afrika - Cape Town / Durban

    Havacılığa başladığım 90’lı yıllardan beri gitmek istediğim lakin hem zaman hem de bütçe kısıtları nedeniyle gidilmesi hep ertelenen bir ülke olan Güney Afrika’ya bir iş gezisi vesilesiyle nihayet gidebildim.

    Güney Afrika’ya gidenlerden genelde duyduğunuz Johannesburg, Cape Town, Sun City, Krugger Park gibi kulağınıza aşina olan yerler olduğunu biliyorum. Benim seyahatim ise THY’nin yeni uçmaya başladığı Durban’da gerçekleşen bir konferans nedeniyle bu şehirden başladı. 4 günlük iş seyahatinin sonuna ekleyerek sadece Cape Town şehrini görebildim.

    Güney Afrika hakkında

    Afrika Kıtasının en ucundaki bu topraklara ilk gelenler 1652 yılında Hollandalılar. Bu nedenle pek çok şehir, bölge ve sokak ismi, buna ek olarak ülke genelinde konuşulan Afrikaans dilinin de özü Felemenkçe. Daha sonra Hollanda’nın gücünün azalması ve İngiltere’nin yükselişi ile 1700lü yılların sonundan itibaren İngiliz hakimiyeti söz konusu. Şans mı yoksa tesadüf mü bilinmez ülkenin bugün bile en önemli gelir kaynağı olan elmas ve altın madenleri 1800lü yılların başında bulunuyor. Avrupa kıtasından ciddi bir göç yaşanıyor. Bu arada Hollanda kökenli Boerler ile İngilizler arasında iki savaş oluyor. Aralarındaki barış anlaşması 1939 yılında 2. Dünya Savaşında ülkenin İngiltere’nin mi yoksa Almanya’nın mı yanında saf tutacağı konusunda yaşanan anlaşmazlık nedeniyle bitiyor.

    Apartheid – Irk Ayrımı

    2. Dünya Savaşı sonrası ülkede Boerlerin partisi olan sağcı Ulusal Parti hakim oluyor ve ırk ayrımına dayanan politikalar hayata geçmeye başlıyor. %80’i siyah olan nüfusu beyaz azınlık yönetmeye başlıyor... hem de ne yönetmek! 1990 yıllara kadar Afrika kıtasının en gelişmiş ülkesinde beyazlar sefa sürmüş, siyahlar ve renkliler ise cefa çekmiş. Dünyadan gelen baskılara ve ambargolara dayanamayarak Ulusal Parti politikalarından taviz vermesi, Nelson Mandela’yı serbest bırakması ve 1994’de yapılan seçimlerle bu ırk ayrımı dönemi resmi olarak kapanmıştır.

    Günümüz

    Para ve ticaret halen beyazların kontrolünde. Hal böyle olunca eğitim alabilmiş ve kendine toplumda öyle veya böyle yer bulabilmişler dışında siyah halkın çoğunluğu yine fakir, yine zorda ve yine tepkili. Önyargılı yaklaşmamak gereken bir durum var; siyahların hepsi sizi soymak, dolandırmak ve hatta öldürmek isteyen insanlar değil. Suç oranının ülke genelinde yüksek, Johannesburg’da ise çok yüksek olmasının nedeni elbette bu eşitsizlik ve beyazlara karşı dinmeyen öfke. Neticede hala aç olmasının, teneke mahallelerde yaşamasının sebebi olarak beyaz adamı gören bir grup insanın olması kimin suçu iyi düşünmek lazım.

    Güvenlik

    Sıkıntılı bir konu bu güvenlik. Bir beyaz turist olarak Cape Town ve civarı dışında öyle elinizi kolunuzu sallaya sallaya gezemeyeceğinizi biliniz. Cape Town’da bile gezerken algılarınızın açık olmasına, tüm dünya şehirlerini gezerken takındığınız dikkatli tavrınıza ve iç güdülerinize ihtiyacınız olduğunu unutmayın. Merkezi yerlerde, turistlerin bulunduğu bölgelerde Public Safety, yani bizim Zapıta ile Güvenlik Görelisi kırması elemanları gezinmekte. Zararı yok faydası var bu arkadaşların.

    Durban’da bize mümkünse tek başımıza yürümememiz, akşam 20:00-21:00’den sonra sokağa çıkmamamız öğütlendi. Abartanlar da var tabi ama bilmediğiniz bir coğrafyada risk almamak daha doğru. Johannesburg hakkında yorum yapmam pek doğru olmaz ama en sıkıntılı şehrin de orası olduğu aşikar. Siz tedbirli olun, üzülmeyin ;)

    Nasıl gidilir?

    THY’nin Istanbul’dan Johannesburg ve Durban’a direkt sefer mevcut. Bu uçuşlar, uçak değiştirmeden Cape Town’a devam ediyor. Emirates, Etihad ve Qatar Airways’in körfez aktarmalı uçuşlarına da bakmanızı tavsiye ederim. Özellikle Cape Town’a gidiyorsanız THY ile Jo’burg veya Durban’da uçak içinde beklemeniz olacak. Bu nedenle körfezden bir aktarma ile gitmek aynı kapıya çıkıyor. Ucuz bir alternatif ise Mısır Havayolları.

    Yol uzun, Istanbul – Jo’burg 10 saat sürüyor. Ben dönüşte THY ile Cape Town - Jo'burg - Istanbul uçtum. Cape Town - Jo'burg 1,5 saat sürüyor. Yerde uçak içinde yaklaşık bir 45dk bekleme var. Sonra yine 10 saat Jo'burg - Istanbul. Toplam 12 saati geçti yolculuk süresi. Miles & Smiles milleriniz varsa Business Class'a upgrade olun. Ben yaptım, her miline kadar değer.

    Ne zaman gidilir?

    Güney Afrika güney yarımkürede yer aldığından mevsimler ters. Sezon Ekim – Nisan arası kabul edilebilir. Hava her daim sıcak ancak en çok yağış Aralık ve Ocak aylarında.

    Güney Afrika'da ne yapılır?

    Durban

    Zuluların memleketi KwaZulu Natal bölgesinin en büyük şehri ve ülkenin doğusunda yer alan en büyük liman. Jo’burg ve Cape Town’dan sonra ülkenin en büyük üçüncü şehri olan Durban 2010 yılında gerçekleşen Dünya Kupası’nın ev sahiplerinden de biri olmuş. İngilizlerin şeker kamışı tarlarında çalıştırmak üzere getirdiği Hintliler nedeniyle bugün Hindistan dışındaki en büyük Hint nüfusuna sahip bir yer burası. Hindistan’ın temizi ve düzenli hali nasıl olurdu diye soranlara bu şehri görmelerini söyleyebilirim. Bunun dışında pek bir şey yok maalesef. Yine de yolu düşecek olanlar için yazalım;

    • uShaka Marine World şehrin sahili boyunca uzanan Golden Mile yolunun sonunda yer alan bir akvaryum. Dükkanları, restoran ve kahveleri ile ilginizi çekebilir
    • Kumar tutkunları için adres Sun Coast Casino
    • Şehrin biraz dışında yer alan ve pek çok tür barındıran timsah çiftliği günübirlik bir gezi için düşünülebilir
    • Tabi ki safari! Pek çok seçenek var, araştırmak şart. Şu siteye göz atarak başlayabilirsiniz. www.safarikzn.com

    Cape Town

    Şehrin en önemli noktası Table Mountain. İngilizce yazınca pek bir şey ifade etmeyebilir, orijinal adı Masa. Evet, tepesi dümdüz bir dağdan bahsediyoruz. Hemen karşısında Lions Head ve Signal Hill var. Bunlar küçük olan tepeler. İkisinin arası ise City Bowl, yani şehir çanağı. Lions Head’in deniz tarafı zengin banliyö Camps Bay. Güneye doğru indikçe istikamet Cape Point, bizim bildiğimiz Ümit Burnu ve civarı. Yandaki foto ile mevzuyu çözersiniz. Stadyumu baz alırsanız; saat 12 yönü Lions Head, saat 11 yönü Table Mountain, 8:30 yönü V&A Waterfront.

    Benim zaman kısıtım vardı. Dolayısıyla olmazsa olmazları görmek üzere bir plan yaptım. Uçağım öğlen Cape Town’a indiği için eşyaları otele atıp direkt Table Mountain’a çıktım. Şanslıydım zira sis, bulut yoktu. Hem harika bir manzara var hem de oryantasyon için iyi bir fırsat. Ücretsiz rehberlik var, kulak kabartıp pek çok şey öğrenmeniz mümkün. İndisi-çıktısı iki saatinizi alır. Tepede güzel bir cafe var, öğlen yemeğini burada yiyebilirsiniz.

    Ardından direkt V&A Waterfront’a gittim. Burası belki de Cape Town’ın hem turistler hem de yerlileri tarafından tercih edilen en popüler ve de keyifli kısmı. Eski tersane bölgesi bugünün gezinti, alışveriş, yeme-içme ve otel bölgesi olmuş. Biraz ABD’yi hatırlatıyor ama yine de biraz gezinti ve bir akşam yemeği için ideal.

    Ertesi gün Greenmarket bit pazarı ile başladı. Burası her gün kurulan hem eski hem de yeni el işlerinin, hediyeliklerin ve kıyafetlerin satıldığı bir yer. Eşe dosta ve en önemlisi eve alışverişi buradan yapabilirsiniz ancak sıkı pazarlık şart.

    Öğleden sonra yarım günlük tur ile Ümit Burnu’na doğru yola çıktım. Güney Afrika’nın yolunu şaşırıp gelmiş ve kumda yaşayan meşhur penguenlerini yol üzerindeki Boulders Beach’te görebiliyorsunuz. Sonra Ümit Burnu Feneri ve en sonunda burnun kendisi. Bu arada belirtmeden geçmeyelim; coğrafi olarak Afrika’nın en uç noktası değil Ümit Burnu. O nokta 150km ilerideki Cape Agulhas. Ümit Burnunun özelliği ise Atlantik ve Hint Okyanuslarının buluştuğu nokta kabul edilmesi. Gemiciler için zoruluğu buradan geliyor ;)

    Dönüşte rehberden beni Camps Bay’de indirmesini istedim. Burası belki de şehrin en keyifli yeri. Sahilde boylu boyunca uzanan parkı, yolun karşısındaki lokantaları, insanları ve tarzı ile gayet keyifli bir yer. Gün batmadan gitmenizi ve günü sahilde batırmanızı tavsiye ederim. Ben yemek kısmına yetişebildim.

    Ertesi sabah Long Street’de yapılan kısa bir gezinti ve kahvaltının ardından dönüşe geçtim.

    Alternatif Rotalar

    Birkaç günüm daha olsaydı gitmek isteyeceğim yerler ise şunlar olurdu;

    • Üzüm Bağları: Güney Afrika şarapları ile ünlü. Bu bağlar şehrin dışında yer alıyor. En yakını Stellenbosch ve civarındakiler. Tercihen bir gece konaklamalı, olmuyorsa tam gün tur alarak gezebilirsiniz. Sabah 08:30 gibi çıkıp akşam 18:00 gibi dönüyorsunuz. Arabayla 1,5 saat sürüyormuş.
    • Disctrict Six: Apertheid rejiminin 60’lı ve 70’li yıllarda beyazlara ait ilan ettiği, 60.000’den fazla siyaha zorla boşalttırdığı, gettolara gönderdiği ve dümdüz ettiği bölge. District Six müzesi şart. Townships: Zorla yerlerinden edilen siyahların yerleştirildiği gettolar. Rejim değişikliği sonrası kısmen değişen bölgeleri rehber eşliğinde gezmekte bir sıkıntı yok ama kafanıza göre alıp başınızı gitmeyin, tehlikeli.
    • Robben Adası: Mandela’nın da yıllarca tutulduğu, Hollandalıların gelişinden itibaren 1996 yılına kadar kullanılan hapishane şimdilerde UNESCO tarafından dünya mirasına dahil edilmiş. 4 saatiniz alan bu gezi için V&A’den kalkan feribotlar var.
    • Garden Route: Bunun için araba şart. Cape Town’dan yola çıkıyorsunuz ve sahil hattından doğuya doğru geze geze gidiyorsunuz. Bence iki kişi yerine 3-4 kişi olmak daha iyi olur.

    Yeme-İçme

    Güney Afrika’nın nesi özel ve meşhur derseniz cevabım maalesef yok. Lakin sıkıntı da yok zira memlekette çeşit çeşit millet yaşadığından her türlü mutfak da mevcut. Bence deniz ürünlerini pas geçmeyin. Devekuşu, timsah, antilop gibi hayvanların etlerini tatmak istiyorsanız Güney Afrika bu iş için ideal. Hem temizliği konusunda eminsiniz hem de pişirmesini biliyorlar. Ben yerel adıyla Kudu olan bir antilop türü denedim. Geyik etine benziyor, az yağlı ve lezzetli.

    Cape Town’da kahvaltı/brunch için Bree Street’in sonundaki Borage Bistro, V&A Waterfront’da balıkçı Harbour House, Hint yemeği seviyorsanız Bukhara ve son olarak cafe tarzında Mozart ve Hemelhuijs bana önerilenler.

    Ülke şarapları ile meşhur. Ama bence Pinot noir ve Cinsaut üzümlerinin 1920 yıllarında aşılanması ile yaratılan Pinotage’dan yapılan şarapları tavsiye ediyorum.

    Gece Hayatı

    Gece dışarı çıkmanın gündüz dışarı çıkmakla hiç bir farkı yok. Normal dikkat haliniz devam ettiği sürece ekstra bir endişeye gerek olmadan mekanları keşfe çıkabilirsiniz. Cape Town için tavsiyeleri bir süre orada yaşamış bir arkadaşımdan aldım, aynen aktarıyorum. Bree Street ve Long Street civarında çok cool küçük barlar var. Bana The House of Machines diye bir bar önerdi (84 Short Market Street), gayet keyifliydi. Harika ev yapımı kokteyller var; mesela isli Southern Comfort. Özelliği ise parça odunu gözünüzün önünde yakıp bardağı üstüne kapatıyor, shakerda hazırlanan kokteyl ile yoğun is bardağınızda buluşuyor ;) İnsanlar gayet medeni, rahat, hoş sohbet...

    Nerede kalınır?

    Ben barların ve cafelerin olduğu, hafta sonları daha da canlan Long Street’de kaldım. Pansiyondan 5 yıldızlı otele kadar pek çok alternatif mevcut. Araba kiralama gibi bir düşünceniz varsa isterseniz şehrin banliyölerinde kalabilirsiniz. Çok güzel, keyifli villar, mini konaklar var. Şehirde kalacaksanız ve araba da olsun diyorsanız ki sağa sola giderken faydalı olur, otelin otoparkının olmasına ve fiyatlarına dikkat edin.

    Aklınızda bulunsun

    • 1 Rand 20 kuruşa denk... yani 1 Türk Lirası 5 Rand civarı.
    • Cape Town’da havalimanından şehre taksi ile gidecekseniz dışarıda sıralanmış resmi taksileri tercih edin.
    • Cape Town’dan gidilebilen bir-iki günlük safariler bence anlamsız. Güney Afrika’da safari için en iyi adres Kruger Park. Ben yine de safari yapacaksanız Tanzanya’yı öneririm.
    • Yeni çıkan yasaya göre restoranların açık alanlarında da sigara içmek yasak. Ancak bizdeki gibi esnek davranan yerler var. Oturmadan sorun.
    • İç hat uçuşları için Mango Havayollarını tercih edebilirsiniz. Güney Afrika Havayollarının SAA'in yan kuruluşu /AnadoluJet hesabı), güvenli ve Miles & Smiles kartınıza mil işletebiliyorsunuz. Bunu yanında SAA'in kendisi, British Airways ve Kulula var.
    • Table Mountain için teleferik biletini önceden internet üzerinden almanız sizi sıra beklemekten kurtarır.
    • Gideceğiniz tarihe yakın Time Out Capetown sayfasına göz atmakta fayda var.
    • Long Street'te bulunan The African Music Store'a mutlaka uğrayın. Burası hem Afrika müziklerini bulabileceğiniz bir yer hem de sahibi çok yardımcı. Ayrıca kendi projeleri de var. Neticede yerli müziklerinden tutun oranın isyanından beslenen müziklere kadar pek çok tür var. Ben African Jazz dedim bana 8-10 CD dinletti ve seçtirdi. 10 numara hediye de olur ;) 
    • Güney Afrika’ya bir kez gidilir, daha da gidilmez


    Yol Gidenindir!