20 Şubat 2016

Güney Afrika - Cape Town / Durban

Havacılığa başladığım 90’lı yıllardan beri gitmek istediğim lakin hem zaman hem de bütçe kısıtları nedeniyle gidilmesi hep ertelenen bir ülke olan Güney Afrika’ya bir iş gezisi vesilesiyle nihayet gidebildim.

Güney Afrika’ya gidenlerden genelde duyduğunuz Johannesburg, Cape Town, Sun City, Krugger Park gibi kulağınıza aşina olan yerler olduğunu biliyorum. Benim seyahatim ise THY’nin yeni uçmaya başladığı Durban’da gerçekleşen bir konferans nedeniyle bu şehirden başladı. 4 günlük iş seyahatinin sonuna ekleyerek sadece Cape Town şehrini görebildim.

Güney Afrika hakkında

Afrika Kıtasının en ucundaki bu topraklara ilk gelenler 1652 yılında Hollandalılar. Bu nedenle pek çok şehir, bölge ve sokak ismi, buna ek olarak ülke genelinde konuşulan Afrikaans dilinin de özü Felemenkçe. Daha sonra Hollanda’nın gücünün azalması ve İngiltere’nin yükselişi ile 1700lü yılların sonundan itibaren İngiliz hakimiyeti söz konusu. Şans mı yoksa tesadüf mü bilinmez ülkenin bugün bile en önemli gelir kaynağı olan elmas ve altın madenleri 1800lü yılların başında bulunuyor. Avrupa kıtasından ciddi bir göç yaşanıyor. Bu arada Hollanda kökenli Boerler ile İngilizler arasında iki savaş oluyor. Aralarındaki barış anlaşması 1939 yılında 2. Dünya Savaşında ülkenin İngiltere’nin mi yoksa Almanya’nın mı yanında saf tutacağı konusunda yaşanan anlaşmazlık nedeniyle bitiyor.

Apartheid – Irk Ayrımı

2. Dünya Savaşı sonrası ülkede Boerlerin partisi olan sağcı Ulusal Parti hakim oluyor ve ırk ayrımına dayanan politikalar hayata geçmeye başlıyor. %80’i siyah olan nüfusu beyaz azınlık yönetmeye başlıyor... hem de ne yönetmek! 1990 yıllara kadar Afrika kıtasının en gelişmiş ülkesinde beyazlar sefa sürmüş, siyahlar ve renkliler ise cefa çekmiş. Dünyadan gelen baskılara ve ambargolara dayanamayarak Ulusal Parti politikalarından taviz vermesi, Nelson Mandela’yı serbest bırakması ve 1994’de yapılan seçimlerle bu ırk ayrımı dönemi resmi olarak kapanmıştır.

Günümüz

Para ve ticaret halen beyazların kontrolünde. Hal böyle olunca eğitim alabilmiş ve kendine toplumda öyle veya böyle yer bulabilmişler dışında siyah halkın çoğunluğu yine fakir, yine zorda ve yine tepkili. Önyargılı yaklaşmamak gereken bir durum var; siyahların hepsi sizi soymak, dolandırmak ve hatta öldürmek isteyen insanlar değil. Suç oranının ülke genelinde yüksek, Johannesburg’da ise çok yüksek olmasının nedeni elbette bu eşitsizlik ve beyazlara karşı dinmeyen öfke. Neticede hala aç olmasının, teneke mahallelerde yaşamasının sebebi olarak beyaz adamı gören bir grup insanın olması kimin suçu iyi düşünmek lazım.

Güvenlik

Sıkıntılı bir konu bu güvenlik. Bir beyaz turist olarak Cape Town ve civarı dışında öyle elinizi kolunuzu sallaya sallaya gezemeyeceğinizi biliniz. Cape Town’da bile gezerken algılarınızın açık olmasına, tüm dünya şehirlerini gezerken takındığınız dikkatli tavrınıza ve iç güdülerinize ihtiyacınız olduğunu unutmayın. Merkezi yerlerde, turistlerin bulunduğu bölgelerde Public Safety, yani bizim Zapıta ile Güvenlik Görelisi kırması elemanları gezinmekte. Zararı yok faydası var bu arkadaşların.

Durban’da bize mümkünse tek başımıza yürümememiz, akşam 20:00-21:00’den sonra sokağa çıkmamamız öğütlendi. Abartanlar da var tabi ama bilmediğiniz bir coğrafyada risk almamak daha doğru. Johannesburg hakkında yorum yapmam pek doğru olmaz ama en sıkıntılı şehrin de orası olduğu aşikar. Siz tedbirli olun, üzülmeyin ;)

Nasıl gidilir?

THY’nin Istanbul’dan Johannesburg ve Durban’a direkt sefer mevcut. Bu uçuşlar, uçak değiştirmeden Cape Town’a devam ediyor. Emirates, Etihad ve Qatar Airways’in körfez aktarmalı uçuşlarına da bakmanızı tavsiye ederim. Özellikle Cape Town’a gidiyorsanız THY ile Jo’burg veya Durban’da uçak içinde beklemeniz olacak. Bu nedenle körfezden bir aktarma ile gitmek aynı kapıya çıkıyor. Ucuz bir alternatif ise Mısır Havayolları.

Yol uzun, Istanbul – Jo’burg 10 saat sürüyor. Ben dönüşte THY ile Cape Town - Jo'burg - Istanbul uçtum. Cape Town - Jo'burg 1,5 saat sürüyor. Yerde uçak içinde yaklaşık bir 45dk bekleme var. Sonra yine 10 saat Jo'burg - Istanbul. Toplam 12 saati geçti yolculuk süresi. Miles & Smiles milleriniz varsa Business Class'a upgrade olun. Ben yaptım, her miline kadar değer.

Ne zaman gidilir?

Güney Afrika güney yarımkürede yer aldığından mevsimler ters. Sezon Ekim – Nisan arası kabul edilebilir. Hava her daim sıcak ancak en çok yağış Aralık ve Ocak aylarında.

Güney Afrika'da ne yapılır?

Durban

Zuluların memleketi KwaZulu Natal bölgesinin en büyük şehri ve ülkenin doğusunda yer alan en büyük liman. Jo’burg ve Cape Town’dan sonra ülkenin en büyük üçüncü şehri olan Durban 2010 yılında gerçekleşen Dünya Kupası’nın ev sahiplerinden de biri olmuş. İngilizlerin şeker kamışı tarlarında çalıştırmak üzere getirdiği Hintliler nedeniyle bugün Hindistan dışındaki en büyük Hint nüfusuna sahip bir yer burası. Hindistan’ın temizi ve düzenli hali nasıl olurdu diye soranlara bu şehri görmelerini söyleyebilirim. Bunun dışında pek bir şey yok maalesef. Yine de yolu düşecek olanlar için yazalım;

  • uShaka Marine World şehrin sahili boyunca uzanan Golden Mile yolunun sonunda yer alan bir akvaryum. Dükkanları, restoran ve kahveleri ile ilginizi çekebilir
  • Kumar tutkunları için adres Sun Coast Casino
  • Şehrin biraz dışında yer alan ve pek çok tür barındıran timsah çiftliği günübirlik bir gezi için düşünülebilir
  • Tabi ki safari! Pek çok seçenek var, araştırmak şart. Şu siteye göz atarak başlayabilirsiniz. www.safarikzn.com

Cape Town

Şehrin en önemli noktası Table Mountain. İngilizce yazınca pek bir şey ifade etmeyebilir, orijinal adı Masa. Evet, tepesi dümdüz bir dağdan bahsediyoruz. Hemen karşısında Lions Head ve Signal Hill var. Bunlar küçük olan tepeler. İkisinin arası ise City Bowl, yani şehir çanağı. Lions Head’in deniz tarafı zengin banliyö Camps Bay. Güneye doğru indikçe istikamet Cape Point, bizim bildiğimiz Ümit Burnu ve civarı. Yandaki foto ile mevzuyu çözersiniz. Stadyumu baz alırsanız; saat 12 yönü Lions Head, saat 11 yönü Table Mountain, 8:30 yönü V&A Waterfront.

Benim zaman kısıtım vardı. Dolayısıyla olmazsa olmazları görmek üzere bir plan yaptım. Uçağım öğlen Cape Town’a indiği için eşyaları otele atıp direkt Table Mountain’a çıktım. Şanslıydım zira sis, bulut yoktu. Hem harika bir manzara var hem de oryantasyon için iyi bir fırsat. Ücretsiz rehberlik var, kulak kabartıp pek çok şey öğrenmeniz mümkün. İndisi-çıktısı iki saatinizi alır. Tepede güzel bir cafe var, öğlen yemeğini burada yiyebilirsiniz.

Ardından direkt V&A Waterfront’a gittim. Burası belki de Cape Town’ın hem turistler hem de yerlileri tarafından tercih edilen en popüler ve de keyifli kısmı. Eski tersane bölgesi bugünün gezinti, alışveriş, yeme-içme ve otel bölgesi olmuş. Biraz ABD’yi hatırlatıyor ama yine de biraz gezinti ve bir akşam yemeği için ideal.

Ertesi gün Greenmarket bit pazarı ile başladı. Burası her gün kurulan hem eski hem de yeni el işlerinin, hediyeliklerin ve kıyafetlerin satıldığı bir yer. Eşe dosta ve en önemlisi eve alışverişi buradan yapabilirsiniz ancak sıkı pazarlık şart.

Öğleden sonra yarım günlük tur ile Ümit Burnu’na doğru yola çıktım. Güney Afrika’nın yolunu şaşırıp gelmiş ve kumda yaşayan meşhur penguenlerini yol üzerindeki Boulders Beach’te görebiliyorsunuz. Sonra Ümit Burnu Feneri ve en sonunda burnun kendisi. Bu arada belirtmeden geçmeyelim; coğrafi olarak Afrika’nın en uç noktası değil Ümit Burnu. O nokta 150km ilerideki Cape Agulhas. Ümit Burnunun özelliği ise Atlantik ve Hint Okyanuslarının buluştuğu nokta kabul edilmesi. Gemiciler için zoruluğu buradan geliyor ;)

Dönüşte rehberden beni Camps Bay’de indirmesini istedim. Burası belki de şehrin en keyifli yeri. Sahilde boylu boyunca uzanan parkı, yolun karşısındaki lokantaları, insanları ve tarzı ile gayet keyifli bir yer. Gün batmadan gitmenizi ve günü sahilde batırmanızı tavsiye ederim. Ben yemek kısmına yetişebildim.

Ertesi sabah Long Street’de yapılan kısa bir gezinti ve kahvaltının ardından dönüşe geçtim.

Alternatif Rotalar

Birkaç günüm daha olsaydı gitmek isteyeceğim yerler ise şunlar olurdu;

  • Üzüm Bağları: Güney Afrika şarapları ile ünlü. Bu bağlar şehrin dışında yer alıyor. En yakını Stellenbosch ve civarındakiler. Tercihen bir gece konaklamalı, olmuyorsa tam gün tur alarak gezebilirsiniz. Sabah 08:30 gibi çıkıp akşam 18:00 gibi dönüyorsunuz. Arabayla 1,5 saat sürüyormuş.
  • Disctrict Six: Apertheid rejiminin 60’lı ve 70’li yıllarda beyazlara ait ilan ettiği, 60.000’den fazla siyaha zorla boşalttırdığı, gettolara gönderdiği ve dümdüz ettiği bölge. District Six müzesi şart. Townships: Zorla yerlerinden edilen siyahların yerleştirildiği gettolar. Rejim değişikliği sonrası kısmen değişen bölgeleri rehber eşliğinde gezmekte bir sıkıntı yok ama kafanıza göre alıp başınızı gitmeyin, tehlikeli.
  • Robben Adası: Mandela’nın da yıllarca tutulduğu, Hollandalıların gelişinden itibaren 1996 yılına kadar kullanılan hapishane şimdilerde UNESCO tarafından dünya mirasına dahil edilmiş. 4 saatiniz alan bu gezi için V&A’den kalkan feribotlar var.
  • Garden Route: Bunun için araba şart. Cape Town’dan yola çıkıyorsunuz ve sahil hattından doğuya doğru geze geze gidiyorsunuz. Bence iki kişi yerine 3-4 kişi olmak daha iyi olur.

Yeme-İçme

Güney Afrika’nın nesi özel ve meşhur derseniz cevabım maalesef yok. Lakin sıkıntı da yok zira memlekette çeşit çeşit millet yaşadığından her türlü mutfak da mevcut. Bence deniz ürünlerini pas geçmeyin. Devekuşu, timsah, antilop gibi hayvanların etlerini tatmak istiyorsanız Güney Afrika bu iş için ideal. Hem temizliği konusunda eminsiniz hem de pişirmesini biliyorlar. Ben yerel adıyla Kudu olan bir antilop türü denedim. Geyik etine benziyor, az yağlı ve lezzetli.

Cape Town’da kahvaltı/brunch için Bree Street’in sonundaki Borage Bistro, V&A Waterfront’da balıkçı Harbour House, Hint yemeği seviyorsanız Bukhara ve son olarak cafe tarzında Mozart ve Hemelhuijs bana önerilenler.

Ülke şarapları ile meşhur. Ama bence Pinot noir ve Cinsaut üzümlerinin 1920 yıllarında aşılanması ile yaratılan Pinotage’dan yapılan şarapları tavsiye ediyorum.

Gece Hayatı

Gece dışarı çıkmanın gündüz dışarı çıkmakla hiç bir farkı yok. Normal dikkat haliniz devam ettiği sürece ekstra bir endişeye gerek olmadan mekanları keşfe çıkabilirsiniz. Cape Town için tavsiyeleri bir süre orada yaşamış bir arkadaşımdan aldım, aynen aktarıyorum. Bree Street ve Long Street civarında çok cool küçük barlar var. Bana The House of Machines diye bir bar önerdi (84 Short Market Street), gayet keyifliydi. Harika ev yapımı kokteyller var; mesela isli Southern Comfort. Özelliği ise parça odunu gözünüzün önünde yakıp bardağı üstüne kapatıyor, shakerda hazırlanan kokteyl ile yoğun is bardağınızda buluşuyor ;) İnsanlar gayet medeni, rahat, hoş sohbet...

Nerede kalınır?

Ben barların ve cafelerin olduğu, hafta sonları daha da canlan Long Street’de kaldım. Pansiyondan 5 yıldızlı otele kadar pek çok alternatif mevcut. Araba kiralama gibi bir düşünceniz varsa isterseniz şehrin banliyölerinde kalabilirsiniz. Çok güzel, keyifli villar, mini konaklar var. Şehirde kalacaksanız ve araba da olsun diyorsanız ki sağa sola giderken faydalı olur, otelin otoparkının olmasına ve fiyatlarına dikkat edin.

Aklınızda bulunsun

  • 1 Rand 20 kuruşa denk... yani 1 Türk Lirası 5 Rand civarı.
  • Cape Town’da havalimanından şehre taksi ile gidecekseniz dışarıda sıralanmış resmi taksileri tercih edin.
  • Cape Town’dan gidilebilen bir-iki günlük safariler bence anlamsız. Güney Afrika’da safari için en iyi adres Kruger Park. Ben yine de safari yapacaksanız Tanzanya’yı öneririm.
  • Yeni çıkan yasaya göre restoranların açık alanlarında da sigara içmek yasak. Ancak bizdeki gibi esnek davranan yerler var. Oturmadan sorun.
  • İç hat uçuşları için Mango Havayollarını tercih edebilirsiniz. Güney Afrika Havayollarının SAA'in yan kuruluşu /AnadoluJet hesabı), güvenli ve Miles & Smiles kartınıza mil işletebiliyorsunuz. Bunu yanında SAA'in kendisi, British Airways ve Kulula var.
  • Table Mountain için teleferik biletini önceden internet üzerinden almanız sizi sıra beklemekten kurtarır.
  • Gideceğiniz tarihe yakın Time Out Capetown sayfasına göz atmakta fayda var.
  • Long Street'te bulunan The African Music Store'a mutlaka uğrayın. Burası hem Afrika müziklerini bulabileceğiniz bir yer hem de sahibi çok yardımcı. Ayrıca kendi projeleri de var. Neticede yerli müziklerinden tutun oranın isyanından beslenen müziklere kadar pek çok tür var. Ben African Jazz dedim bana 8-10 CD dinletti ve seçtirdi. 10 numara hediye de olur ;) 
  • Güney Afrika’ya bir kez gidilir, daha da gidilmez


Yol Gidenindir!

10 Ekim 2015

Gürcistan - Tiflis / Kazbegi

Uzun zamandır gitmek görmek istediğim komşu ülke Gürcistan’ı nihayet geçtiğimiz 19 Mayıs tatilinin verdiği uzun hafta sonu fırsatına denk getirip ziyaret ettim. Tek bir cümle ile özetlemek gerekirse ‘hafta sonu gezisi’ için ideal seçim. Gayet keyifli, hesaplı, ilginç bir ülke…

Gürcistan hakkında

Yüzyıllar boyunca bölge ülkeleri olan İran, Rusya ve Osmanlı Devleti’nin çekişmesine sahne olan Gürcistan, 1801’den itibaren Rusya tarafından ilhak edilmiş. 1921’de ülkeye Kızıl Ordu girip S.S.C.B’nin bir parçası yapıyor.

20nci yüzyıl başındaki denemeyi saymazsak 1991 yılında bağımsızlığını kazanan Gürcistan hala kendini batıya entegre etmeye çalışan, geçiş sürecinde olan bir mütevazı bir ülke. AB ve NATO ile olan ilişkilerini her fırsatta öne çıkarıyorlar. Bu arada pek çok yabancı için Türkiye'den daha fazla Avrupalı kabul edilen bir ülke Gürcistan.

Nasıl gidilir?

Türkiye’den iki şekilde gidilebiliyor; Trabzon, Ardahan ve Hopa’dan kalkan otobüslerle Batum’a geçebileceği gibi Istanbul’dan Batum veya Tiflis’e uçakla da gidilebiliyor.

Biz AtlasJet ile Istanbul AHL’den Tiflis’e uçtuk. Uçuş ortalama 2 saat 15dk sürmekte ancak saatleri biraz zorlayıcı zira gece 23:30’da Istanbul’dan kalkan uçak 1 saatlik saat farkı nedeniyle Gürcistan saatine göre sabaha karşı 02:45 gibi Tiflis’e iniyor. Bunun anlamı şu; kalacağınız yeri gidiş gününü de kapsayacak şekilde ayarlamak zorunda oluyorsunuz.

Dönüş uçuşu daha zorlayıcı zira 03:30 gibi kalkacak uçak için 02:00 gibi havalimanında olmanız gerekiyor. Hiç bir otel size ekstra ücret ödemeden odanızı gece o saate kadar kullandırtmaz. Bu nedenle daha makul varış-kalkış saati olan uçuşlar size konaklama parasından tasarruf ettirir, uçak biletinizi alırken bu hesabı yapmanızı öneririm. THY ve Pegasus havayollarının da uçuşları bulunuyor. Saatine ve kesenize göre birini seçebilirsiniz.

Ne zaman gidilir?

LP
Ülkenin kıyıları daha ılıman, Kafkas Dağları’na yaklaştıkça sertleşen bir havası olan ülkede nereye gittiğiniz önemli. Batum söz konusuysa bizim Doğu Karadeniz gibi düşünebilir, ayarlanabilirsiniz.

Tiflis üklenin içlerinde ve yüksek bir yerde olduğun için Mayıs – Haziran ve Eylül – Ekim ideal zaman diyebilirim. (Ekim bitmeden yazıyı yayımladığım iyi oldu)

Ne yapılır?

Tiflis

Aziz George’un altın heykelinin bulunduğu Özgürlük Meydanı (Freedom Square) şehrin merkezi olarak kabul ediliyor. Meydanda bilgi alabileceğiniz bir turist ofisi mevcut.


Meydanın nehir tarafı benim Tiflis’teki en keyif aldığım bölge olan eski şehir. Ahşap cumbalı evlerin, Gürcü Patrikhanesi’nin, irili ufaklı kiliselerin, eski şehrin surlarının, sokak aralarında ve açık pasajlarda keşfedeceğiniz pek çok restoran ve cafe’nin bulunduğu bir bölge. En az bir yarım gününüzü buraya ayırabilirsiniz. Enteresan cafeler var, keşfetmek lazım. Vaktiniz olacaksa ve üşenmeyecekseniz, gitmeden mayonuzu bavula atın ve Abanotubani’de yer alan sülfür banyolarını da ziyaret edin.

Rustavelli Caddesi
Bu bölgenin tam karşısında, nehrin diğer tarafında Rike Park var. Biz gittiğimizde teleferik bakımda olduğu için maalesef yukarı çıkamadık ama siz hem şehrin panoramik manzarasını görmek hem de bir taşla iki kuş vurmak için Narikala Kalesine çıkmak için Rike Park’tan teleferiğe binebilirsiniz. Gerek yukarı çıkarken gerek ise tepeden şehri görebilir, ne nerede kafanızda oturtabilirsiniz. Çıkmazsanız da dert etmeyin zira topu topu 1.1 milyon kişinin yaşadığı küçük bir şehirden bahsediyoruz. İnişinizi takiben, parkın hemen bitiminde Metekhi Kilisesi var. Burada size tekrar eski şehir tarafına geçmenizi sağlayacak köprü de ismini buradan alıyor. Hafif sağlı yukarı doğru çıktığınızda tekrar Özgürlük Meydanı’na ulaşırsınız.

Özgürlük Meydanı’ndan başlayan ve Rustaveli Meydanı’na kadar giden Rustaveli Caddesi iki taraflı yürünebilecek, Art Gallery, Parlamento Binası ve Ulusal Müze gibi önemli yerlerin de içinde olduğu pek çok önemli bina ve dükkana ev sahipliği yapıyor. Sokakta tezgah açmış satıcılar ıvır-zıvır alışverişi için uygun lakin pazarlık şart. Değişik bir şeyler bakıyorsanız bir ‘bit pazarı’ aşığı olarak Dry Bridge pazarına gitmenizi öneririm.

Kazbegi (Stepantsminda)

Gürcistan’a sadece hafta sonluğuna değil 3,5 günlüğüne gittiğimiz için bu ülkeyi daha önce ziyaret etmiş, vakti zamanında Hindistan’ı birlikte gezdiğim dostum, gezgin ve fotoğrafçı Kemal Mert’ten bana bir tavsiyede bulunmasını istemiş, “Üşenmezseniz mutlaka Kazbegi’ne çıkın” cevabını almıştım.

Biz de öyle planlama yaptık ve bir geceliğine Kafkas Dağları’nın en yüksek noktalarından biri olan Kazbegi’ne ya da resmi adı ile Stepantsminda’ya çıktık. Açıkça söylemek gerekirse 1.700 metre civarında bir rakımda bulunan bu köy, beni kararsız bıraktı. Muhteşem bir doğa, 5033 metrelik zirvesi ve tertemiz havası bir yana dört saatlik zorlu ve tehlikeli yol bir yana. Hem yoldan çektiğim fotoğraflara hem de Kazbegi fotoğraflarına bakıp siz karar verin.

Kazbegi’de görülmesi gereken tek yer Gergeti Trinity Kilisesi. 2170 metre yükseklikte yer alan ve Kazbegi’ne tepeden bakan bu kiliseye köy meydanından ayarlanabilecek 4x4 arazi araçları ile yaklaşık 45 dakikada çıkabiliyorsunuz. (Uzaktan da güzel)

Alternatif Rotalar
  • Vaktiniz varsa Tiflis ile Batum’u aynı gezide görmek en süperi olur
  • Yakınlarına Khertvisi Kalesi ve Sapara Manastırı bulunan, 16’ncı yüzyıldan Osmanlı-Rus savaşına kadar Osmanlı şehri olan Akhaltsikhe görülebilir.
  • Ermenistan’ı görmek isteyenler Tiflis’ten tren ile Ermenistan’ın başkenti Erivan’a gidebilir.
    (Malum Türkiye sınırı kapalı)
Yeme-İçme

Mutlaka tadılması gereken yemekleri var Gürcistan’ın;
  • Khinkali bir tür mantı, daha doğrusu Nepallilerin momosu gibi bir şey, önerilir
  • Kaçapuri bizim peynirli pidenin çok peynirlisi, güzel
  • Ghvezeli, bizim börek benzeri, peynirlisi, kıymalısı vs. mevcut
Gelelim şaraplara… Gürcistan şarapları ile ünlü bir ülke. Misafire gururla ikram edilen evde yapılanından tutun fabrika üretimine kadar çeşit çeşit şarap mevcut. Biz daha önce burada çalışan bir iş arkadaşımın tavsiyesi üzerine Sapevari markasını tercih ettik. Yerel üzümle Cabarnet karışımı olan içtiğimiz kırmızı şarap dengeli ve güzeldi. Bir de brendileri var. En meşhur marka Sarajishvili. Yemekten sonra deneyin, memnun kalırsanız alırsınız (bence vasat) Önerebileceğim bira markası ise Zedazani.

Restoran olarak tavsiye edeceğim tek yer ise, aynı zamanda canlı caz müzik dinleyebileceğiniz Chardin 12’dir. Adı üzerinde Chardin Sokak No:12’de mukim keyifli bir restoran.

Gece Hayatı

Biz yine eski şehir taraflarında yer alan barları tercih ettik. Sefam olsun, bir de Tiflis’in posh tarafı ile haşır neşir olalım diyorsanız yemek de yiyebileceğiniz, dünyadaki örneklerinden pek farklı olmayan Budha Bar hemen Rike Park’ın kıyısında. Farkı gece 00:00’da kapanması. Casino ve yetişkin kulüplerinin de bulunduğu bir şehir Tiflis ki bu kısmının keşfini meraklılarına bırakıyorum.

Nerede kalınır?

Rooms Hotel Kabegi
Tiflis’te mutlaka eski şehirde veya yakınlarında kalmanızı tavsiye ederim. İnternet üzerinden otel bakarken şehir merkezine uzaklık diye verilen mesafeler sizi yanıltmasın, siz eski şehirden şaşmayın.

Bir de booking.com sitesinden mutlaka daha önce kalanların çektiği otel fotoğrafları kontrol edin, sürpriz yaşamayın. Zaten bu aralar favori otel sitem kendisi.

Kazbegi’de ise köyde pek çok pansiyon (bana bu geziyi tavisiye eden Kemal abi buralarda kalmıştı) var ama o kadar yolu gitmişken kendinizi ödüllendirmek istiyorsanız ki itiraf etmeliyim biz öyle yaptık, Design Hotels üyesi Rooms Hotel Kazbegi’ni öneririm.

Aklınızda bulunsun
  • 1 Lari 1,22 Türk Lirası.
  • AtlasJet’in uçak içi dergisinde olduğunu yazdığı havalimanı – şehir servisi maalesef mevcut değil, boşuna beklemeyin.
  • Havalimanı – şehir taksi ücreti 35-40 Lari. Şehir içinde bir yerden diğerine gitmek için genelde 10 Lari veriyorsunuz. Taksimetre açmıyorlar, dolayısıyla binmeden şoför ile fiyatta anlaşın.
  • Denk getirebilirseniz Tiflis’te Movement Theatre’ın gösterilerinden birine mutlaka gidin.
  • Tiflis ve genel olarak Gürcistan gayet güvenli bir yer. Polisler her ne kadar İngilizce pek bilmese de sıkıntı yok.
  • Sigara içenler için harika bir ülke zira kapalı yerlerde sigara içmek serbest. Sigaranın kendisi de çok ucuz; markasına göre paketi 2 – 2,50 Lari.
  • Sigara ve içki şehirdeki marketlere duty-free’ye göre çok daha ucuz. Ancak içki alacaksanız el bagajı ile seyahat etmemeniz gerek zira uçağa sıvı alamıyorsunuz.


03 Ekim 2014

Bayram Tatili ve 29 Ekim Önerileri

Bir bayram öncesi daha blog istatistikleri dönemsel fırlamasını yapmakta. Gezi yazılarımın okunma sayılarına baktığımda gördüklerim beni yine şaşırtmadı. Son 30 gün içerisinde en çok tıklanan ve okunan gezi yazıları aslında biz Türklerin seyahat tercihleri ile gayet uyumlu.

İtalya - Roma ve Milano
Prag
Amsterdam
İskoçya
Barcelona 
Dubai
Londra


Genelde Türklerin iş ve akraba ziyareti dışındaki ilk yurt dışı seyahatleri Paris, Londra, Roma veya Amsterdam'a olmakta. İki defa gitmeme rağmen bu blogda gezi yazısı olmayan tek şehir Paris. Şayet olsaydı eminin yukarıdaki listeye ilk sıralardan girerdi. Bir de her geçen yıl daha da popülerleşen Yunanistan var tabi. Üç kez gittiğim Atina ve ziyaret ettiğim beş ada hakkında bir yazı hazırlıyorum ancak son bir ziyaret sonrası güncel bilgilerle yazacağım.

Önümüzdeki 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, 28 Ekim Salı gününin de yarım gün tatil olması sebebiyle yapılacak bir köprü ile 5 günlük bir kaçış imkanı veriyor. Fakat havalar soğuduğundan ve mevsim nedeniyle kar tatili için çok erken olduğundan Avrupa veya Bakanlara yapılacak seyahatler en mantıklısı.

Şahsen bir türlü gidemediğim Budapeşte veya Belgradı'ı, gitmekten her zaman keyif aldığım Amsterdam'ı ya da ters köşe yapıp Dubai'ye gitmeyi düşünüyorum. Bir başka alternatif ise Gürcistan.

İyi bayramlar...

21 Mayıs 2014

Vize istemeyen ülkeler 2014

Seyahat etmek, bütçeni ve zamanını kendince ayarlayıp yeni yerler keşfetmek, yeni insanlar tanımak, yeni deneyimler yaşamak hayatta yapılabilecek en güzel, en keyifli şeylerden biri. Üstelik insanın hayata ve dünyaya bakışını da acaip geliştiren bir tecrübe.

Bunu engelleyen her türlü kısıtlama ise gayri medeni, karşı çıkılması ve ortadan kaldırılması gereken bir durum. Bu vize olayına oldum olası kıl olmuşumdur.

Aslında 1980 yılına kadar Türk vatandaşlarından vize istemeyen pek çok ülke, 1980 darbesi sonrasında gerek siyasi sığınma adı altında ilticaların önüne geçmek, gerekse askeri yönetimin kaçışları durdurmak üzere bu ülkelerden vize uygulamaları talep ve teşvik etmesi nedeniyle Türk pasaportuna vize uygulamaya başladı. Türk pasaportu dünyanın en kıymetsiz seyahat belgelerinden bir oldu. Üstüne üstlük dünyanın harç ücreti en yüksek pasaportlarından biridir bizimkisi!

Son yıllarda yapılan karşılıklı anlaşmalar ile bu anormal durum yıldan yıla düzelmeye, normalleşmeye başladı. Kuşkusuz daha yapılması gereken çok şey var. AB'ye aday bir ülke olarak hala Avrupa'ya vizesiz seyahat edemiyoruz. ABD ile vize muafiyetini görüşmeye bile niyetlenemiyoruz.

Vizesiz Seyahat

Dünyada vizesiz seyahat edebileceğiniz o kadar çok yer var ki...

Tamam, kabul edelim ki bazıları ufak ada devletleri veya yolunuzun düşme ihtimali olan ülkeler değil ama içlerinde bütçenize, vaktinize ve ilgi alanlarınıza göre seçebileceğiniz ve gerçekten seyahat etmeye değecek yerler de var.

Aşağıda Haziran 2014 itibariyle normal (bordo) Türk pasaportu sahiplerinden vize istemeyen veya sınır kapısında / havalimanında vize alabileceğiniz ülkelerin listesini paylaşıyorum.

Vize istemeyen ülkeler:

Antigua-Barbuda, Arjantin, Arnavutluk, Bahamalar, Barbados, Belarus (Beyaz Rusya), Belize, Bolivya, Bosna-Hersek, Brezilya, Brunei Sultanlığı (72 Saatlik transit vize), Ekvador, El Salvador, Fas, Fiji, Filipinler, Gambiya, Guatemala, Gürcistan, Haiti, Honduras, Hong Kong, İran, Jamaika, Japonya, Kamerun, Karadağ, Kazakistan, Kırgızistan, KKTC, Kolombiya, Güney Kore, Kosova, Kosta Rika, Libya, Lübnan, Makau, Makedonya, Maldivler, Malezya, Meksika (e-vize), Moldova, Monako, Mauritus, Moğolistan, Nikaragua, Nevis, Palau Cumhuriyeti, Panama, Paraguay, Peru, Rusya, Samoa, St. Vincent-Grenadines, Singapur, San Marino, Santa Lucia, Solomon Adaları, Sırbistan, Suriye, Swaziland, St. Vincent-Grenadines, St Kitts, St Lucia, Şili, Şeyseller, Tacikistan, Tayland, Trinidad-Tobago, Tunus, Tuvalu, Uruguay, Ürdün, Vanuatu, Venezuela, Vatikan.

Sınır kapısında / havalimanında vize alınabilen ülkeler *:

Azerbaycan (Bakü), B.A.E. (Transit), Bahreyn, Bangladeş (Dhaka), Bhutan, Burkina Faso, Burundi, Cape Verde, Cibuti, Doğu Timor, Dominik Cumhuriyeti, Ermenistan (Resmi, hizmet ve diplomatik pasaport hariç), Endonezya, Gana, Güney Afrika Cumhuriyeti, Irak, Kamboçya, Katar, Kenya, Komor Adaları, Kuveyt, Madagaskar, Mali, Mısır (45 yaş üstü), Mozambik, Nepal, Ruanda (Transit), Samoa, Sri Lanka, Sudan, Seyşeller, Tacikistan, Tanzanya, Togo, Tonga, Uganda, Ukrayna, Umman, Zambiya, Zimbabwe (Victoria Falls)

* Kapıda / Havalimanında alınan vizelerin bazıları ücretli olmakta. 

Önemli bir not; devletler arası ilişkiler dinamiktir ve vize uygulamaları değişiklik gösterebilir. Bu nedenle seyahatinizi planlarken en sağlıklı ve güncel bilgiye T.C. Dışişleri Bakanlığı sitesinden (http://www.mfa.gov.tr/) veya gideceğiniz ülkenin Türkiye'deki temsilciliklerinden ulaşabileceğinizi hatırlatırım.

Yol Gidenindir!

16 Nisan 2014

4 günlük Londra

Londra, her ziyaretinizde size farklı tatlar, değişik deneyimler sunabilen ve işte sırf bu yüzden de her gidişinizde size keyif veren bir şehirdir.

Londra’ya ilk kez gidiyorsanız öncelikle yine Yol Gidenindir bloğunda 2008 yılında yazdığım ilk Londra yazısını okumanızı tavsiye ederim. Bu yazıda kısa bir tarihi bilgi, oryantasyon, gezilecek yerler, yeme-içme önerileri ve dikkat edilmesi gerekenler / notlar bulunuyor. Bir nevi Londra 101 yazısı… O yazının satır aralarına 2008’den 2014’e olan değişiklikleri de ekledim.

Sanat, spor ve keyif ağırlıklı bir Londra gezisi

Mart 2014 gerçekleştirdiğim son ziyaretimin esas sebebi iki arkadaşımla gittiğim Galatasaray’ın Chelsea ile oynadığı Şampiyonlar Ligi maçıydı. Fakat Londra’ya sadece maç için gitmek ne benim ne de Londra’nın içine sinmeyecek bir durumdu :) Genişletilmiş, 4 günlük bir program ile yola çıktık.

15/03

Serpentine
Londra’ya öğleden sonra vardık. Metro ile şehre ulaştıktan (45dk) ve otele yerleştikten sonra Pret A Manger’den sandviçlerimizi alıp kendimizi Kensigton Gardens’a attık. Biraz soluklandıktan sonra ilk durak parkın içerisindeki Serpentine galerisi oldu. Gitmeden önce sizin ziyaretiniz sırasında neler olup bittiğini web sitesinden kontrol ediniz. İlginizi çekmiyorsa Kensigton Gardens yerine Hyde Park gezilebilir.

Akşam otelimize yakın mahalle pubında Guinness eşliğinde ertesi günün planlarını yaptık. Bu pub konusu önemli zira nerede kalıyorsanız kalın, size de kaldığınız yere en yakın publar arasında kafanıza uyan bir tanesini belleyin ve gidin, pişman olmazsınız. Akşam Masala Zone'da thali, naan ve prawn masala ziyafeti vardı :)

16/03

Camden Town
Pazar günleri Camden Town ayrı bir güzel olur. Biz de güne buradan başladık. Bit pazarı tadında ıvır-zıvır satan tezgahları, etnik kıyafetlerden tutun eski bavullara ve çantalara, turistik eşyalardan tutun ilginç dekorasyon objelerine pek çok şeyin satıldığı dükkanları ve pasajları ile bu bölgeden eminim siz de keyif alacaksınız. Yorulduğunuzda Lock 17’de bir kahve veya bira için mola verebilirsiniz.

www.modernbook.com/arnoelias
Öğleden sonra bizim şansımıza tarihi ziyaretimize denk gelen ve Battersea Park’da düzenlenen Affordable Art Fair’e gittik. Adından da anlaşılabileceği gibi fiyatların 40£ ile 4.000£ arasında sınırlandırıldığı ve dünyanın çeşitli ülkelerinden katılan 181 galerinin temsil ettiği yüzlerce artist ve binlerce eser... Yılda iki defa yapılan bu fuarın tarihlerini sitesinden takip edebilirsiniz.

Benim hoşuma giden eserlerin çoğu ise maalesef belirlenen fiyat aralığının üst taraflarındaydı. Birkaç isim vermek gerekirse Laura Jordan, Damian Daly, Finn Dean ve favorim Arno Elias takibinizde olsun. Bir de kinetik sanat eserleri ilgimi çekti. İmkanı olanlar 16-19 Ekim 2014'de dizenlenecek Kinetica Art Fair'e gidebilir.

Neticede bir şehir en güzel yürüyerek gezilmez mi? Biz de Battersea Park’tan çıktık yola. Chelsea Bridge üzerinden geçerken güneşi batırdık. Buradan Victoria Station’a yürüdük. Metro ile Covent Garden’a gittik.

Covent Garden
Covent Garden benim Londra’da sevdiğim bölgelerden biridir. Lokantaları, pubları, dükkanları ile hareketlidir bir kere. Akşam yemeğini fiyatları ortalama üzeri olmakla beraber (yemek+şarap kişi başı 55£) yemeklerin leziz olduğu Balthazar’da yedik, tavsiye ederim.

17/03

TATE Modern
Sabah mahallenin pubında kahve ile başladı. İstikamet Londra’nın en önemli müzelerinden biri olan TATE Modern. Eski bir bisküvi fabrikasından evrilen müze ile ilgili bir fikri olmayanlar için belki şu isimler bir şeyler ifade edebilir; Picasso, Rothko, Miro, Kandinsky, Serra, Monet, Matisse...

Burası şu hali ile en az 4-5 saatiniz alacak bir müze. Hemen yanına inşa edilmekte olan yeni binası açıldığında tahminimce bir tam günü yer. İçerisindeki lokanta ayrıca tavsiye edilir. 23,5£ toka ettiğinizde bir başlangıç ve bir ana yemek yiyebiliyorsunuz... değer mi? Bence değer ;)

Müze ziyaretinizi ünlü St. Paul katedralinin kapanış saatine göre ayarlayıp TATE Modern köprüsünden karşıya geçip günbatımından önce içeri girin, gezin. Biz kaçırdık, siz kaçırmayın.

Akşamına Soho’ya gittik, biraz dolandıktan sonra farklı bir mutfak deneme kararı ile kendimizi Vietnam lokantası Cay Tre’ye attık, Pho ile tanıştık. Bu gayet doyurucu etli sebzeli erişte çorbasını öneririm.

18/03

Streer Art - East End
Londra’ya sanat ağırlıklı bir gezi için geliyorsanız mutlaka almanızı önereceğim bir tur var; East End Walking Tour – Street Art. Havanın durumuna göre 3-4 saat süren ve bölgedeki sokak sanatını görebileceğiniz ve dinleyebileceğiniz harika bir alternatif. Alternative London Tours sitesinden rezervasyonu web sitesinden ve önceden yapmanız şart. Ücret ise tur sonunda gönlünüzden ne koparsa. Vereceğiniz her poundu helal edeceksiniz.

Öğleden sonra British Museum’a hızlı bir ziyaret... Burası aslında bir tam gün olmasa bile en az 5-6 saat ayırmanız gereken bir müze. Her katı, her odası ayrı bir dünya.

Akşam Chelsea – Galatasaray maçını izlemek üzere Stamford Bridge Stadium’a gittik. Sonuç herkesin malumu :(

Kendi tuttuğunuz takımın Londra'da maçını izleme şansınız yoksa en azından bir Premier League maçını izlemeye çalışabilirsiniz. Ya da gidin mahalle pubınıza ve İngilizlerle birlikte bir maçı izleyin. Ouuu... auuuv diye izliyorlar...

19/03

Natural History Museum, Science Museum ve V&A yan yana üç gezilesi müze. Bu üçüne bir gün gider. Arada acıktığınızda kendinizi Exhibition Road üzerindeki cafelerden birine atın. Benim size önerim Fernandez Wells olacaktır.

Akşamüstü Londra’dan ayrılacağımız ve vakit kalmadığı için bu müzelerin hepsi gezilemedi. 19:15’de kalkacak uçağa binmek üzere yola koyulduk.

Notlar
Street Art - East End
  • 1£ maalesef 3,6TL...yani “aa sadece 5£ canım” dediğiniz şey 18TL. Aman dikkat!
  • Gitmeden önce dersinizi çalışın ve güzel bir program yapın. Wikitravel ve TripAdvisor iki güzel kaynak
  • Varışınızı takiben havalimanı metro istasyonundan bir Oyster Card edinin, dönüşte de kartınızı iade edip kart depozitonuzu geri almayı unutmayın
  • Ben 45dk metro ile dıgır dıgır gitmem diyorsanız Heathrow Express sizi 21£ karşılığında 15 dakikada Londra'nın merkezindeki Paddington istasyonuna indiriyor. 
  • Aslında metro bile gayet pahalı bir ulaşım aracı. Gezeceğiniz yerleri gruplayın ve aralarda yürüyüp tasarruf edin
  • Değişik dünya mutfaklarını keşfetmekten korkmayın. Londra'da dünya üzerindeki hemen hemen her mutfağın lokantasını bulabilirsiniz
  • Ben gittiğimde sergi değişimi nedeniyle kapalı olan Design Museum’u programınıza ekleyin
  • Borough Market veya Maltby Street Food Market'den birinde yemek yiyin
  • Seviyorsanız, Kipling 44'de mukim Britannia viski barında özel ve nadir single malt viskilerden iki tek atın
  • Biz KLM ile uçtuk ve dönüş uçaklarını Amsterdam'da 24 saati geçmeyecek bir aktarma ile ayarladık. Uçuşları böyle ayarlarsanız bilete ek bir ücret ödemeden Amsterdam'da kısa bir stop yapabilirsiniz ;)
Yol Gidenindir!