27 Aralık 2006

GOA

Hindistan Bölüm III : GOA

Açıkçası benim için muhtemelen hayatımın bir kısmını mutlaka geçireceğim, belki de “son durak” olacak bu planeti yazı ile aktarabileceğim kadar aktaracağım. Aslında bu yazıyı bir “gezi notu” veya “şehir rehberi” olarak değil “hayat tarzı” olarak okuyun…

Goa, kuzenimle çıktığım 3 haftalık "1nci Hindistan Seferi"nin son bölümü olarak planladığımız ve 2 hafta süren Yeni Delhi, Varanasi, Jaipur, Pushkar duraklamaları sonrasında ulaştığımız bambaşka bir Hindistandı. Bu nedenle yazının başlığı “Hindistan – Bölüm 3” İlk iki bölümü (Bölüm I: Delhi-Varanasi ve Bölüm II: Jaipur-Pushkar-Bombay) daha sonra yazacağım.

2011 Edit: Bölüm I / II için tıklayınız

Aslında Tayland (Koh Phangan) tecrübelerimizden sonra neyle karşılaşacağımızı bilmekle beraber herşeyin farklı olduğunu da tahmin ediyorduk… evet hem benzer hem de farklıydı!

Öncelikle bir konuyu açıklığa kavuşturalım;

Goa, eski bir Portekiz Sömürgesi olarak iki farklı tarzı barındırıyor. Avrupalı ve kolonist zenginlerin gözde tatil beldesi olup 5 yıldızlı otellere ve tatil köylerine ev sahipliği yapan bölge bizim konumuz dışında. Ayağımızı dahi basmadık ki bu “Goa’nın Özü”ne aykırı olurdu! Duyduk ki denize karşı viskilerini yudumlayan insanlar da varmış. Peki bu insanlar onca yolu ne için gelmiştir, orada ne halt etmektedir bilinmez. (Lonely Planet'in yazdıkları için tıklayınız)

Nasıl Gidilir?

Hindistan’ın her şehrinden saatlerce sürecek keyifli bir tren yolculuğunu seçebilir –ki biz bunu Delhi-Varanasi arasında 26 saat ile yaptık- veya zamandan tasarruf için Jet Airways veya Air Sahara ile ulaşabilirsiniz. Türkiye’den direkt Goa’ya gidecekseniz THY’nın Istanbul-Bombay (Mumbai) direkt seferi gelip aktarma yapıp 1 saat sonra Goa’ya inebilirsiniz. Dabolim Havalimanı Goa’nın başkenti Panaji’ye 8km mesafede. Elbette sizin gideceğiniz Goa daha uzak!

Update 2009: Bombay'e Istanbul'dan THY ile direkt ya da Etihad, Qatar Airways, Emirates ya da Gulfair gibi körfez havayolları ile ulaşabilirsiniz. Hatta bunlara bir de low cost airline olan Air Arabia katıldı. Şayet Bombay'e 04:00-:05:30 arası iniryorsanız sabah 05:30'da Spicejet ya da 06:20'de Jet Airways ile hiç beklemeden Goa'ya inebilirsiniz. (Çok hızlı olmanız lazım) Daha geç geliyorsanız tavsiye edeceğim havayolu Kingfisher olacaktır. Low cost olarak da GoAir iyi.

Update 2015: Goa'ya ulaşım artık çok daha kolay. Qatar Airways'in Doha'dan bağlantısı var. Hesaplı bir uçuş istiyorsanız Air Arabia ile uçabilirsiniz.

Ne Nerede?

Panaji aşağı yukarı Goa sahil şeridinin yukarılarına denk gelmektedir. Siz ya Panaji’nin güneyine, Palolem ve/veya Kerala’ya doğru yola koyulacaksınızdır ya da bizim gibi yönünüzü kuzeye çevireceksinizdir. Öyle hemen gözünüz korkmasın! Havalimanından Goa’nın en kuzeyinde bulunan Arambol taksi-minibüs ile 1 saat mesafede. Bu hesaba göre Panaji'den en güneye ulaşmanız da 2,5 - 3 saati geçmez.

Arambol

Uzun bir kumsala hafif tepeden bakan bir odada, dalgaların sesi ile uyanmak mı? Hem Goa’da olup hem de “tranquil” bir ortamda 2-3 günlük adaptasyon için ideal bir yer mi? Adresiniz Arambol olmalı. Yan odamızda kalan Amerikalı çift –ki tanıdığım en zeki ve dünya görüşü olan iki Amerikalıydı- Goa’dan ayrılmadan önceki son 2 günü için burayı seçmişti. İkisi de olabilir tabi… neden olmasın?

Anjuna

Artık Goa’yı yaşamanın vaktiydi ve kendimizi Anjuna’ya attık. Kendimize keyifli bir pansiyonda oda bulduktan ve motor kiraladıktan sonra havaya girdik ve bu dünyadan ışınlandık. Odadan sahile yürüdük ve ilk gözümüze kestirdiğimiz “shack”e çöktük. Burası gündüz vakti hayatımızın geçtiği Agnelo’nun yeriydi (Agnelo’s Shack). Shack denilen zıkkım sazlardan kurulmuş, içerisinde tek ocağı bulunan mutfağı ile bir nevi büfedir diyebiliriz. Bira var, yemek var, şezlog var, muhabbet var… zaten başka bir ihtiyacınız da olmuyor. Masajınızı sahilde yürüyen Hintiler yapıyor, taze meyvenizi kafasının üzerinde taşıdığı sepetten alıp gözünüzün önünde “chop” eden teyzeden alıyorsunuz. Yemek olayı biraz ağır zira tüm yemekler sırasıyla tek ocakta pişirildiği için beklemek kaçınılmaz. Sinir-Stres size yabancı kavramlar olacağı ve zaman sadece güneşin doğup-batması olarak algılandığı için beklemek hiç sorun olmuyor. Bir süre sonra Agnelo ile kanka olununca “shack”in diğer imkanlarından da yararlanma şansınız doğuyor ;) Anjuna sık sık partilere ev sahipliği yapan bir beach olduğu için ve Vagator, Baga gibi beachlere de yakınlığından dolayı iyi bir lokasyon.

2009 Edit: Curlie's ve Shiva Valley'de partiler olmakta. Bunun dışında Shore Bar yemek ve gündüz takılmak için güzel. Fusion akşam yemeği için favorilerim arasında.

Goa Gece Hayatı

İşte bu bölüm pek enteresan! Anlamak için kendinizi bir an olsun sahilde güneşlenirken hayal edin. Güneşin batması ile (saat 19:00 civarı) toparlanıp odanıza gidiyorsunuz. Öyle duş almayı, yemek için çıkmayı filan düşünmeyin. Biraz dinlenip, giyinip, motorunuza atladığınız gibi kendinizi Vagator’da mukim “NineBar”a atıyor, kendinizi Goa Trance ve Pyschedelic Trance’in ruhunuzu ve beyninizi besleyen tınılarına bırakıyorsunuz. Hızlı havaya girip keyfini çıkartın zira kanun gereği saat 22:00’de müzik bitiyor :)

Paşa paşa mekandan çıkıp kendinize yemek yiyecek bir yer buluyorsunuz. Genelde, burada da İsrailli gençler yoğun olduğu için tavuklu sandviç ve schnitzel bulabilirsiniz. Ya da Goan mutfağını tatmak üzere lokal bir restauranta gidebilir, tüm bunlardan sıkıldıysanız bir pizzacıda zıkkımlanabilirsiniz. Hayat kurtaran bir başka yemek de “seafood pasta”... hepsi yapabiliyor!

Ardından gece yarısına kadar sürecek bir temizlenme, bekleyiş ve dinlenme başlıyor. Bu arada gözünüz kulağınız olası bir parti için açık olsun. Kanunen müzik 22:00’de bittiği ve Goa yetkilileri tarafından “rave party”lere fazla sıcak bakılmadığı için öyle önceden bağıra çağıra “parti vaaaar!” diye duyurulmuyor. Genelde ufak çaplı (400-500 kişilik) partiler düzenleniyor ve bu herhangi bir koyda veya sahilden içeride dağlara doğru (jungle party) olabilir. Bir tüyo daha, İsraillilerin çoğunluğu nedeniyle bu tip organizasyonlar da genelde onların elinden çıkıyor ;) Bizim kaldığımız 8 gün içerisinde ne yazık ki büyük bir “rave party” olmadı. Dönüşümüzden 10 gün sonra yapılacak olana hazırlanıyordu herkesler! Kısmet diilmiş :( Noel ve yılbaşı döneminde şansınız çok daha yüksek tabi.

Sakın karalar bağlamayın! Biz bağlamadık zira Goa herşeye rağmen size eğlence sunuyor. Gece 01:00 gibi başlayıp sabaha kadar devam eden uçuk mekanlar mevcut. Vagator’da bulunan “Prim Rose” buna bir örnek. Sadece müzik bile sizi mutlu edecektir zira “birşeyler”in doğduğu yerdesiniz!

Edit 2009: Bombay'deki son terör olayları sonrası yılbaşı dönemi zor geçti. Pek çok parti iptal oldu vs. Şu anda normale dönüş var ama zaman alacağı kesin. Ninebar, Hilltop, West End hizmette ;) Curlie's ve Shiva Valley'de partiler olmakta. Tabi nerede ne zaman ne olacak bilmek için networkünüzün iyi olması gerek ;)

Goa nedir?

Goa gizemlidir, kendini çabuk teslim etmez! Nazlıdır… Mesela çok daraldınız ve kafaya koydunuz, illa bir parti bulacaksınız…motorunuza atlayıp kulağınızı rüzgarla gelen müziğe kabartın. Bir yerlerde kendinize göre bir şey bulursunuz. Fakat emin olun ki o size gelmeyecektir.

Tüm bunları görüp, yaşayıp, sorguladıktan sonra anlıyorsunuz ki Goa, Koh Phangan gibi tatil+eğlence mekanı değildir. Bir hafta – on günlük bir yer de değildir! Goa; hayatınızda bir zaman dilimini geçirmek üzere geleceğiniz, bu sürede burada misafir olarak değil “yarı yerleşik gezgin” olarak bulunursanız tadını alabileceğiniz, keyfine varabileceğiniz bir yerdir. Benim tabirimle “kontak kapatma”, kimilerine göre “re-generation” kimilerine göre de “beyni yakma” yeridir. 70'li yıllardan bugüne tarzlar değişse de misyonunu devam ettiren bir yerdir. (Goa Gil'in hikayesine bakınız)



Goa ayrı bir planettir ve alıştığınız dünyanın kuralları, değer yargıları ve tarzı geçerli değildir. Kısacası tatile değil, bir zaman dilimi yaşamaya gidilmesi gereken bir yerdir.

Update 2015: Goa'nın nereden nereye geldiğini anlamak, gerçek hippilerden tutun yerli halka kadar pek çok kişinin yer aldığı The Last Hippie Standing belgeselini izlemenizi öneririm.



Ne zaman gidilir?

Musonlar, tüm Güney Asya destinasyonlarında oluğu gibi Goa’da da belirleyicidir, geliş ve gidiş tarihleri farklıdır. Haziran gibi başlayıp Eylül sonuna doğru dinen Musonlar nedeniyle Ekim-Mayıs döneminde gidin. Goa’nın Şubatı bizim Ağustosumuzdur!

Ne alınır?

Chillum, ilgilenenler için ideal hediyedir. Bunun dışında Goa’ya yerleşmiş yabancıların geçimlerini sağlamak için üretip-sattıkları harika t-shirtler, yerel tekstil ürünleri, hamaklar vs alınabilir. Eğer Hindistan turuna çıkmışsanız birçok ürün tanıdık gelecektir. Hinditan genelinde alışveriş için en uygun yer ise Pushkardır.

Goa’ya Yerleşme Planları

Goa Sendromuna yakalanan herkesin yaptığı bir plandır bu! Aslında hayal değildir ve doğruluk payı vardır. Mesele bunu gerçekleştirecek cesaretin ve imkanların olmasıdır. Şahsen bu konuda ciddiyim ve orada hali hazırda bulunan İsrail, Alman, Fransız ve İtalyan komünleri gibi bir Türk komünü neden olmasın diyorum… “Biz”lerden oluşan, kendine has, az ve öz bir komün.

Edit 2009: Ofisimizi açtık, Goa'ya yerleştik! Yaklaşık iki yıldır (2007-2009) Istanbul-Goa arasında dönüyoruz ama senenin yarısı burada geçiyor diyebilirim.

Edit 2009 / Kasım: Timeout'dan bir Goa yazısı... değişim ne kadar hızlı ve enteresan. Benim yazım gerçek Goa'yı arayanlara, Timeout'un yazısı turistik gezginlere :)

Aklınızda bulunsun!

  • Uzun süreli gidin, ev tutun
  • Mutlaka bir motor edinin kendinize… mesafeler uzun, mekanlar çeşitli
  • Gece hayatı ile anlattıklarımı es geçmeyin
  • Alkole dayanıklı değilseniz lokal viski (Signature hariç) ve vodka gibi içkilere bulaşmayın
  • İnsanları ve gruplaşmaları yadırgamayın
  • Herşey özgür ama yine de dikkatli olun, bokunu çıkartmayın
  • Triplere girmeyin, kendiniz olun
  • Hayatı akışına bırakın!

    20 Aralık 2006

    İskoçya - Highlands

    7 yıl sonra hatırlamak ve yazmak zor da olsa işte İskoçya Gezi Notları…
    Tanıştığım bir İngiliz bana şu soruyu sormuştu; “Do yon know the fucking difference between United Kingdom and Great Britain?” Bu soruyu şak diye cevaplamak için bir şekilde İngiliz Kültürü ve değer yargıları ile haşır neşir olmak gerekiyor. Biz Türkler için Avrupa’nın kuzeybatısında bulunan adanın ve devletin adı İngilteredir. Oysa ki orası Great Britain (Büyük Britanya), İngiltere ise Great Britain’i oluşturan 3 devletten biridir. (İngiltere, Galler ve İskoçya). Sorunun cevabı ise şimdi geliyor; United Kingdom, yani Türkçe olarak Birleşik Krallık bu 3 devlete Kuzey İrlanda eklendiğinde oluşuyor. İngilizce olarak düşündüğünüzde ve yarattığı sorunları da hesaba katarsanız gerçekten “it is a fucking difference!”
    1999 yılında Swissair’de görev yaptığımız dönemde The Qualiflyer Group adıyla bir havayolları ittifakı (alliance) kurulmuş, ben ve Ferit 8 ay süreyle THY’da bugün birçoğunuzun cebinde bulunan Miles&Smiles Mil Programının organizasyonunun kuruluşunda çalışmıştık. Bunu takiben The Qualiflyer Group, bizi Londra Merkez Ofiste kurulmakta olan Türkçe Servisine destek olmamız için geçici görevle Londra’ya atadı. Düşünsenize… Londra’da (Chiswick) kiralık süper bir evde kalıyorsunuz, cebinizde tüm zoneları kapsayan bir metro kartı ve Istanbul’da yatan maaşınıza ek olarak kişi başı aylık 900£ (2.500YTL) harcırahınız var. Siz olsanız ne yaprdınız? :) Kendimizi gezmeye, yemeğe ve elbette içmeğe verdik. Londra’yı tam olarak bu dönemde çözdüm. Ama bir güzel iş daha yaptık ve Büyük Britanya’da geçireceğimiz son haftasonunda İskoçya’ya gitmeye kara verdik.
    Londra – Inverness
    Cuma akşamı iş çıkışı kendimizi Gatwick’e attık ve “acaba pass biletle binebilecek miyiz?” huzursuzluğu içinde kalkacak British Airways uçağını beklemeye başladık. Uçak THY’nın da uzun yıllar kullandığı ve filodan çıkrattığında deve kestiği RJ serisi uçaklardandı. Pass yolcuların bu tip küçük uçaklarda şansı her zaman daha azdır ama şanslıydık! Yaklaşık 1,5 saat süren yolculukta hiç de beklemediğimiz bir servis vardı. Viskileri birbiri ardına devirip, bir iç hat uçuşunda bulabileceğiniz en güzel yemeği mideye indirdikten sonra Inverness havaalanına indik. İskoçya’daydık, Highlands’e hoş gelmiştik ve evet… burası farklıydı!

    "Yol Gidenindir! Felsefesi" her zaman geçerli olduğu için önceden bir otel filan ayarlamamıştık. Havaalanın danışmasından birkaç pansiyon (bed&breakfast) ismi alıp taksiye atladık ve ikinci denememizde yaşlı bir İskoç teyzenin işlettiği yere çöktük. Pansiyon diyerek küçümsemeyin, yoldan geldiğimizi bildiği için ne ara hazırlayıp koyduğunu çözemediğim ama odaya girdiğimizde bizi bekleyen cucumber sandwichler bizi bekliyordu. Hatta ertesi sabah kahvaltıda ne yemek istediğimiz bile not alındı! Ben yumurta yemeyen biri, Ferit de domuz eti yemeyen biri olarak kendimizce siparişlerimizi verdik. Bu arada öğrendik ki şehirde bir de Türk pansiyonu varmış. Her yerdeyiz! :)
    Kyle of Lochalsh
    Ertesi sabah, İskoç teyzenin hazırladığı kahvaltıyı lüpledikten sonra, Kyle of Lochalsh’a gitmek üzere kargalar bokunu yemeden Inverness Garına gittik. 40-45 dakika süren keyifli bir tren yolculuğundan sonra İskoçya’nın Atlantik Okyanusu kıyılarındaydık. Diyeceksiniz ki ne önemi var buranın! Bu topraklar ve Kyle of Lochalsh’da bulunan Elian Donan Castle (Kalesi) İskoç Bağımsızlık Hareketi için önem taşıyan yerler. Hatta birçoğunuzun izlediğini tahmin ettiğim, başrolünü İskoç actor Mel Gibson’ın oynadığı Bravehearth (Cesur Yürek) filmi bu bölgede çekilmiş. Epey bir gezindikten, limandaki otelde 5 çayımızı içdikten sonra yine trenle Inverness’a geri döndük. 

    O akşam Inverness’de ne yediğimizi, ne yaptığımızı ne ben ne de Ferit net olarak hatırlıyor ama zihnimizin bri köşelerinde dışarıda yemek yediğimiz ve içtiğimiz yönünde bilgi kırıntıları mevcut. Vaktiniz varsa, Burasıyla ilgili son not; İskoçların İngilizlere karşı son ayaklanmasında (1746) yenildikleri Inverness yakınlarındaki Culloden’e gidiniz.

    Edinburgh

    Pazar sabahı İskoçya’nın başkenti Edinburgh’a (İskoçca Edinbra gibi okunuyor) doğru yola çıktık. İskoçya’yı biraz daha görmek için Perth üzerinden ve yaklaşık 3 saat sürecek bir otobüs yolculuğunu göze aldık. Yol güzel zira İskoçya ile özdeşleşmiş gölleri, şatoları, ormanları göre göre gidiyorsunuz…

    Öğlen gibi Edinburgh’a varmıştık ve her zaman olduğu gibi açtık. Ben o anda gözüme en leziz ve pratik gözüken Fish & Chips olayına dalarken balık alerjisi olan ve yediğinde kaşınıp kabarmaya başlayan (benim yumurta olayı gibi) Ferit sadece “chips” yemeği uygun gördü. Şimdi bu “chips” olayını “lan patates işte!..” diye geciştirmeyin zira bunlar farklı! Burada patatesler sirkeli :) ancak o anda bunun pek de önemi olmuyor açıkçası. Bu arada şanslıydık zira şehirde kutlamalar ve “Royal Mile”da geçit töreni vardı. Ne bayramı veya günü olduğunu bilmesek de geçit törenini izlemek zevkliydi. Geleneksel kıyafetleri ile İskoçlar, bando, dans eden kızlar vs vs hepsi oradaydı. Bizim 29 Ekim kutlamalarında Taksim’de olan bir yabancı ne yaşarsa biz de onu yaşadık işte. Ardından kendimizi Edinburgh’un parklarına attık ve muhteşem Edinburgh kalesinin hakimiyeti altındaki yemyeşil çimlerin üzerinde (Princes Gardens) bir süre yanladık!

    Akşamüstü yavaş yavaş dönüş moduna girdik ve yürüyerek, birkez daha Edinburgh caddelerini tavaf ederek bizi havalimanına götürecek otobüsün kalkacağı Waverly Garına ulaştık. Bu arada bir bilgi daha; biz genelde gittiğimiz şehirleri yürüyerek gezeriz, keşfederiz. Fakat siz turistik davranmkta ısrarlıysanız Waverly Garının oradan kalkan ve yaklaşık 1 saat şehir turu yaptıran üstü açık otobüsler mevcut. Neyse… Edinburgh – Londra uçuşu yaklaşık 1 saat sürdü ve tekrar Londra’daydık.

    Heathrow
    Uçak Heathrow’a inmişti ve normalde normal insanların yaptığı gibi metro ile eve dönmemiz gerekirken biz havayolu çalışanı olmanın getirdiği garip psikoloji ile (ki biz buna aramızda saplantı diyoruz) havalimanında vakit geçirmeye karar verdik. Niye mi? Basit… Istanbul’a uçuşu bulunmayan birçok havayolunun ofislerini gezmek , broşür, city guide ve timetable toplamak. Bu size garip gelebilir ama “Yol Gidenindir! Felsefesi”ni uygulamak için bu tarz bilgiler ve dokümanlar önemlidir. Yoksa nereden bileceğiz nereden nereye nasıl gidilir, hangi havayolu ile uçmalı, hangi saatte kalkan uçak daha iyi bağlantı verir, en iyi program nasıl yapılır, nerede kalınır… di mi ama???

    Ne zaman gidilir?
    Valla biz Ağustos ayında gitmiştik, üzerimdeki ince mont az gelmişti ve keşke daha kalın birşeyler alsaydım demiştim. Ülke kuzeyde olduğundan (Malmö, Kopenhag ekseni) yaz aylarında geceler uzun, sıcaklık ortalama 16 derece. Varın siz düşünün kış aylarında ne kadar soğuk olacağını. Haziran – Temmuz dönemi nispeten daha az yağış alan aylar. Yani istediğiniz zaman gidin ama sıkı gidin!
    Türkiye'den THY'nin direkt Edinburgh seferleri mevcut.

    Ne alınır?
    Tabi ki viski! Burası viskinin ana vatanı :) Yeri gelmişken bu konuya da değinelim. İskoç Viskisi ki İngilizce’ye “Scotch” (Johnnie Walker, Chivas Regal, J&B vb) olarak girmiştir, “Whisky” olarak adlandırılır, yazılır. Tahıl alkolünden elde edilir, damıtılır, bekletilir, malt viski olarak değerlendirilmiyecekse harmanlanır vs. Amerikalıların “Bourbon”u ise (Jack Daniel’s, Jim Beam vb) patates alkolünden yapılır ve İngilizce’de “Whiskey” olarak geçer. (Benim favorilerim Scotch olarak JW Black Label, Bourbon olarak JD Silver Select. Blue Label ve Chivas Regal Royal Salute gibi özel visikileri bu değerlendirme dışında tutuyorum) Viski dışında alabileceğiniz bir çok hediyelik var İskoçya’da. Ferit’in aldığı “Scotch Blanket”leri (İskoç Battaniyesi) iyi bir seçim olabilir. İskoç Kurabiyesi, Magnet ve mug almamak olmaz, onalrdan üçer beşer atın çantanıza. Gayda ve modası geçmiş olmakla beraber İskoç etekler de ilginç olabilir… minilerini zaman zaman etrafta görmekteyim.

    Ne yenir? Ne İçilir? Gece Hayatı
    Viski içilir, bira içilebilir…zaten İskoçlar da bunu yapıyor. Ada mutfağını pek sevmediğim için ben genelde standart yiyecekleri tercih etmiştim; “fish&chips”, çorbalar ve klasik pub yemekleri size yetecektir. Zaten publar aynı zamanda İskoç gece hayatının da adresleri. 18:30’dan itibaren insanlar publara akıyor. Cumartesi geceleri canlı müzik eşliğinde süregiden eğlencelerin özü pub muhabbeti ve içki

    Aklınızda Bulunsun!
    • İskoçya’da İngiliz Poundunun yanında İskoç Poundu da geçmekte ama İngiltere’ye dönerken hepsini harcamış veya İngiliz Poundu ile değiştirmiş olun. (1SP=1İP) 
    • İskoçya’da konuşulan İngilizce farklı, ağır bir lehçe ama iki tek atınca hepsi aynı 
    • Bed&Breakfast veya Guest House olarak bilinen pansiyonlar konaklama için ideal 
    • Terkking ile ilgileniyorsanız adalara gidin! Skye, Colonsay, Harris gibi yüzlerce adası olan İskoçya bu konuda doğa zengini 
    Yol Gidenindir!

    06 Aralık 2006

    Prag Gezi Notları

    Prag - Çek Cumhuriyeti

    Bundan çok değil 30 yıl önce dünya iki kutupluydu ve Doğu Avrupa, Sovyetler Birliği’nin yaratmış olduğu “Doğu Bloku”nun içinde, "Demir Perde"nin arkasındaydı. Budapeşte, Moskova, Prag, Varşova gibi şehirleri sadece tarih kitaplarından ve casus filmlerinden tanıyorduk. Kızıl Meydan'da fotoğraf çektirebileceğine kim inanırdı?

    Ardından birileri fitili ateşledi, blok çöktü ve o içlerine kapalı Doğu Avrupa ülkeleri birer birer açıldılar. Yeni yerler gezmek ve keşfetmek isteyen gezginler ve turistler için gün doğdu… Yukarıda saydığım 4 Doğu Avrupa şehrinden üçüne gittim. Bu yazımda içlerinde beni en çok etkileyen ve fırsatınız olduğunda mutlaka gitmenizi önereceğimi yazıyorum; Prag

    Çek Cumhuriyetinin başkenti Prag, Avusturya’nın doğusunda yer alan Bohemia (Bohemya) diye anılan bölgede yer alan tipik bir Orta Avrupa şehri. Daha önce Almanya, Avusturya veya İsviçre’ye gitmişseniz mimarisini çok da yadırgamayacaksınız demektir.

    Kısaca anlatmak gerekirse Vltava Nehri tarafından ikiye bölünen şehrin merkezi “Stara Mesto” (Eski Şehir)’dir. Burada bulunan saat kulesi ve "Astronomik Saat" pek ilginç olsa da kulenin tepesine çıkıp muhteşem Prag manzarasını görmenizi tavsiye ederim. Bu meydanı baz alırsak, güney tarafında “Nove Mesto” yani yeni şehir, güzel sokaklar ve Opera Binası yer alır. Kuzey tarafında ise en önemli ve ünlü alışveriş caddesi “Parizka” (Paris Caddesi) ve Jewish Quarter (Musevi Mahallesi) yer alır. Batısında ise Vlatava Nehri ve üzerinde bulunan büyüleyici Charles Bridge (Charles Köprüsü) sizi şehrin diğer tarafına götürür. Eski şehrin UNESCO tarafından dünya mirası kabul edildiğini hatırlatmak isterim ;)

    Nehrin karşı tarafı ki bizim otelimiz de bu taraftaydı, Prag Kalesine, Petrin Kulesine ve Sparta Prag’ın maçlarını oynadığı stada ev sahipliği yapar. Havalimanı da bu yakadan olduğundan aslında şehrin ilk bu tarafını görürsünüz. Küçük bir not; Türk Büyükelçiliği de bu yakadadır.

    Update 2016: İkinci defa ziyaretimde de bu yakada kaldım ama bu sefer evde. Metro artık şehrin bu tarafına gelmiş ve ulaşım çok daha kolay.

    İlk Gün

    Sabahın kör bir vakti Atatürk Havalimanından kalkan uçağımız yaklaşık 3 saatlik bir uçuş sonrasında bizi öğleden önce Prag’a getirmişti. Bayram nedeniyle inanılmaz bir Türk yoğunluğu yaşanan pasaport kontrolünde 1-1,5 saat sıra bekledikten ve bagajlarımızı aldıktan sonra şehre doğru yola çıktık. (Bireysel gidecekler için Cedaz Shuttle 90Kr / 05:30-21:30 arası saat başı hareket)

    Fakat her turda olduğu gibi öğleden önce otele girişimiz mümkün değildi. Bu nedenle yol üzerinde bir cafede mola verdik. Ben her zaman olduğu gibi kahve-kruvasan ikilisi ile mutlu olmuş, yaktığın sigara ile de keyiflenmiştim. Sonra tekrar yollara düştük ve kısa sure içinde şehri tepeden gören bir noktada kendimizi yarım günlük şehir turuna başlamış bulduk.


    Evet! bizim turumuz Prag Kalesi ve civarı ile başlamıştı. Ardından kendimizi merdivenlerden aşağı salarak nehrin kıyısına gelmiş, Charles Köprüsünden eski şehire geçmiş, ara sokaklardan geçip Stara Mesto’da noktalamıştık. Herkes mümkün olduğunca çabuk kendini otele atmak, duş alıp kendine gelmek istiyordu. Bu tantananın tamamlanması ve refresh olmuş bir şekilde akşam yemeği için şehre inmek üzere buluşmamız epey vakit almıştı. Ama kim tutar bizi? Orta Avrupa’nın en güzel şehrindeydik ve Prag bizi bekliyordu! Tramvayla şehre indikten ve biraz yürüdükten sonra Stara Mesto’ya ulaşmış oradan da kendimizi Parizka’ya atmıştık. Kafamıza uygun bir yer ararken aradan Musevi Mahallesini de aradan çıkartmış olduk. Ardından mahallenin Parizka ile birleştiği köşede bulunan "Pravda Restaurant"da yemek yedik. İlk gece için kötü bir seçim değildi ama daha keyifli yerler de mevcut.

    Update 2016: Pravda maalesef kapanmış. Yeme-içme ile ilgili güncel bilgileri en altta bulabilirsiniz.


    İkinci Gün

    Kafamıza göre geçireceğimiz ilk günü hem Prag’ı daha iyi gezmek hem de diğer günler neler yapılabileceğini planlamaya ayırmıştık. Kendimizi önce Stara Mesto’da ardından da kah yürüyerek, kah tramvayla, kah metro ile şehri harmanlarken bulduk. Nove Mesto (Yeni Şehir) meydanı ve aşağısındaki alışveriş caddesine geldiğimizde yorulmuştuk. Hiç adetimiz olmamakla birlikte o anda başka alternatif olmadığı için Mc Donald’sın koltuklarına çöktük. Burada oturuken aynı binanda bulunan “casino”ya gözümüz takıldı, bitimiz kanlandı ve tabi ki 10dk sonra kendimizi (Ufuk, Ferit ven ben) rulet masasında bulduk! Yarım saatte birkaç yüz Avro bırakaraktan kızların yanına döndük. Beslenmiş, dinlenmiş kızları bir alışveriş caddesinde tutabilmek mümkün olmadığı için bu civarda epey vakit geçirdikten sonra otele döndük. Akşam Prag’da geçireceğimiz en keyifli geceye doğru yürüyorduk. “Ambiente Ristorante Pasta Fresca”ya önceden yer ayıtmıştık. Gayet sakin başlayan yemek, güzek risottolar, makarnalarla birlikte ardı ardına devrilen “house wine”larla ısınmış, hatta cıvımıştı. Ekip o kadar keyifliydi ve eğleniyorduki etraftaki masalara bile pozitif enerjimiz yayılmaktaydı. Ertesi sabah Karlovy Vary’ye yola çıkacağımız için geceyi uzatmadık.

    Üçüncü Gün – Karlovy Vary

    Tahminlerinizin aksine ekstra tur satın almadık! Her ne kadar turla gitmiş olsak da “gezgin ruh” ağır basmış ve orada organize olmuştuk. Prag şehirlerarası otobüs terminali olan Florenc’e tramvay ile gitmiş, tur fiyatının 5’de birine aldığımız biletlerle yola çıkmıştık. 2-2,5 saatlik bir otobüs yolculuğunun ardından Çek Cumhuriyetinin, hatta eski Doğu Bloğunun en ünlü kaplıcalarının bulunduğu Karlovy Vary’ye vardık. Tabi hafta içi olması nedeniyle sokaklar turistlere kalmıştı. Ulu Önderimiz Atatürk de burada bir sure kalmış olması bu şehrin bize göre bir başka özelliği . Bizim kaplıcalara grime durumumuz olmadığı için nehir boyunda gezinirken etrafar serpiştirilmiş çeşmelerde bol kükürtlü ve mineralli sularından içmekle yetindik. Buraya havalar daha güzelken gelirseniz eminim çok daha keyifli olacaktır.

    Prag’a döndükten ve otelde geçirilen kısa bir molanın ardından tekrar şehre indik ve bu sefer bir Küba lokantasına, La Bodeguita del Medio'ya gittik. Canlı müziğin de olduğu mekanda margraitaları yuvarlayıp Küba yemeklerine yumulduk.

    Dördüncü Gün – Terezin

    Terezin, 2nci Dünya Savaşı süresince Nazilerin en yoğun soykırım uyguladığı 3 toplama kampından birine ev sahipliği yapan küçük bir kasaba. Toplama kampı olarak kullanılan eski kale ve kasabanın içindeki müze haricinde birşey yok. Hatta ölü bir kasaba bile diyebilirim, sanki yokmuş gibi davranmak istiyorlar. Giderken “burası olamaz canım!” diye durağı bile kaçırmış ve ters yöne yürümek zorunda kalmıştık. Aklımda kalan en ilginç görüntü ise toplama kampının girişinde yazan slogan oldu; “Arbeit Macht Frei”. (Çalışmak Özgür Kılar) Ne acılar çekilmiş, ne yaşamlar yitip gitmiş bu ve benzeri kamplarda!

    Planlanandan daha önce şehre döndük ve kendimizi Stara Mesto civarındaki cafelere atmıştık. Birşeyler atıştırdıktan sonra gece Prag’ın en ünlü “Jazz Club”larından biri olan Reduta’ya gittik (Giriş 200Kr). O gece bizim şansımıza Rock Jazz tarzı bir grup vardı ama yine de güzledi. Eski ABD Başkanının bile çaldığı bir kulüp zaten kötü olamazdı değil mi? (!)

    Prag’a ne zaman gitmeli?

    Biz Kasım ayında gittiğimiz için oldukça soğuktu ama Aralık ve Ocak daha da soğuk oluyormuş. Bizim belki de 20 defa bir o yana bir bu yana yürüdüüğümüz Charles Bridge üzerinde yürünmüyormuş bile! Yazın da deniz-güneş tatili zamanında gelinmeyeceği için en iyi zamanlar bahar aylarıdır.

    Nasıl Gidilir? Nerede Kalınır?

    Özellikle bayram ve tatil dönemlerinde (yılbaşı, 19 Mayıs, 29 Ekim vb) çok fazla tur bulabilirsiniz. Bireysel olarak gidecekseniz THY ve CSA (Çek Havayolları) seferleri mevcut. Fakat uçağınızın saatlerini iyi seçin. Schengen Vizesi geçmediği için Çek Vizesine ihtiyacınız var. Şehir çok büyük olmadığı için her yerde kalabilirsiniz, lokasyonunuz çok da önemli olmayacaktır.

    Update 2016: Çek Havayolları CSA'nın başına gelmeyen kalmadı. En son Koreliler ortak olup kurtardı. Bu arada Istanbul dahil pek çok yere artık uçmuyorlar. Yerine yerl malı yurdun malı Pegasus var. Çek Cumhuriyeti uzun bir süredir Schengen'de, sıkıntı yok.

    Prag’dan Ne Alınır?

    Bohemya Kristali size birşey ifade ediyorsa işte tam yerindesiniz. Fiyatlar makul ama siz yine de pazarlık yapın. Ufak sanat eserleri, sokak ressamlarının resimleri ve bildik hediyelik eşyalar hem sizin hem de sevdikleriniz için uygun olacaktır. Ben sadece bir mıknatıs ile yetindim zira bana göre farklı ve enteresan bir şey yoktu.

    Nerede-Ne Yenir?

    Çek Mutfağı diye özel bir mutfak olmadığı için yukarıdaki metinde bahsettiğim Ambiente, Pravda denenebilir. Parizka caddesi üzerindeki “Coffee Heaven” ve Hotel U Prince’in terasındaki mekan, kahve keyfini sevelere tavsiye edilir.

    Aklınızda Bulunsun ;)

    • Toplu taşıma araçlarında billet kontrolü yok ama yakalandığınızda 500Kr kitliyorlar adama. O nedenle 20Kr verin biletinizi alın. (Biz 4 kişi 2000Kr bayıldık haberiniz olsun!)
    • O anlamda eğlence arıyorsanız adres K5
    • Havalimanında para bozdurmayın, Stara Mesto’nun kuzeydoğu köşesinde, kilisenin solundan giren meydancık gibi yerde yüksek bozan büfeler var.
    • Stara Mesto’da bulunan tarihi kilisede verilen klasik müzik konserlerine asla gitmeyin. Orgun sesi bir sure sonra gerçekten dayanılmaz bir hal alıyor… Üstelik giriş 300Kr, değmez!
    • Keyfiniz ve bütçeniz uygunsa Stara Mesto’dan kalkan bir fayton turu alın, bir de öyle gezinmiş olun
    • Vaktiniz varsa tekne turu alabilirsiniz ki bunların yemeklileri de mevcut ama pek sevimsiz gözükmekteler, benden söylemesi
    Update 2016

    Bu seferki Prag gezisi farklı oldu zira orada yaşayan kuzenim, erkek arkadaşı, Avustralya'ya göçen diğer kuzenim ve kız arkadaşı bana oldukça yerel deneyimler yaşama fırsatı sundu.  Şimdi aklımda kalanları paylaşıyorum;
    • Kahvaltı için Cafe Amandine
    • En iyi kokteyl bar Bugsy's, U Prince otelinin altındaki Black Angel's da keyifli
    • Letna Parkına gidin, Prag'a karşıdan bakın
    • Smazak yiyin, Malinovka için ama bunları turistik olmayan bir yerde yapın
    • Yerel bira imalathanelerinden (micro brewery) birinde pastörize edilmemiş bira için. Yeter demek için bardak altlığını bardağınızın üstüne koyun ;)
    • Yiyecek ve içecek fiyatları eski şehirde pahalı, turistik olan bu bölgeden uzaklaştıkça ucuzluyor. İki adım yürüyün, değişik yerleri deneyin. 
    • Eskiye göre çok ama çok daha fazla seçenek var.
    • Prag, özellikle akşamları masal gibi bir şehir ve her zaman keyifli
    İyi tatiller,
    Yol Gidenindir!

    04 Aralık 2006

    Schengen Vizesi

    Yaklaşan bayram ve yılbaşı nedeniyle sıkça araştırılan bir konuda daha post açma gereği duydum; Schengen Vizesi...

    Schengen Vizesi Nedir?
    AB üyesi 15 ülke tarafından uygulanan ortak vizedir. Her AB üyesi ülkede değil Schengen Anlaşmasına imza atmış 15 ülkede geçerlidir.

    Schengen Zone (Geçerli Ülkeler)
    Almanya, Avusturya, Belçika, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İspanya, İsveç, İtalya, Luksemburg, Portekiz, Yunanistan (13 AB üyesi) + AB üyesi olmayan İzlanda ve Norveç.

    Nereden ve Nasıl Alınır?
    Schengen Zone'da ilk gideceğiniz ülkenin konsolosluğuna başvurmanız gerekiyor. Başvuru için normal vize başvurusu için gerekenleri sağlamanız yeterlidir, zaten üye ülkeler Schengen dışında bir vize vermiyor.

    Uygulama
    Alacağınız Schengen vizesi ile daha sonra Schengen Zone'da bulunan diğer ülkelere vizesiz (iç hat gibi) seyahat edebilirsiniz. Bu esneklik vizenizi veren ülkenin belirleyeceği "geçerlilik süresi", "kalış süresi" ve "giriş hakkı" koşullarına bağlı olarak değişebilir. Üye ülkeler ortak veritabanı kullandığı ve bilgilerinizi paylaştığı için genellikle kısa süreli ve kısıtlamalı gelen ilk vizden sonra daha uzun süreli, çok girişli vize alma şansını yüksektir.

    Tüyolar
    Üye ülkeler aynı vizeyi farklı bürokratik işlemlerle vermektedir. Örneğin İspanyol ve İtalyan konsoloslukları daha fazla ve farklı belgeler talep edebilmekte ve ince eleyip sık dokumaktadır. Fransız ve Hollanda konsoloslukları evraklarınız tam ise daha hızlı işlem yapmaktadır.

    Daha önce yurtdışı çıkışınız varsa ve/veya ABD, İngiltere, İsviçre gibi muteber ülkelerden vizeniz varsa Schengen Vizesi almanız daha kolaydır.

    Detaylı Bilgi İçin;
    http://www.eurovisa.info/SchengenCountries.htm

    Türk Vatandaşlarından Vize İstemeyen Ülkeler Listesi İçin;
    http://yolgidenindir.blogspot.com/2006/07/vize-istemeyen-lkeler.html

    06 Kasım 2006

    2007 Yılbaşı ve Bayram

    Henüz 1,5 ay olmasına rağmen insanlar 2007 Yılbaşını da içine alan Kurban Bayramı tatili için gezi alternatiflerini, turları, paket programları araştırmaya başladılar...

    Karar vermenize yardımcı olacak veya gideceğiniz yerde ne yapılır, ne yenir, ne içilir, öneriler vs için aşağıda yazıları incelemenizi tavsiye ederim. Uzaklar ve Yılbaşı / Bayram .

    Alternatif olarak Amsterdam düşünülebilir, hiç de fena olmaz!

    Eğer bir kayak veya snowboard tutkunuysanız...
    Evet, ben de bu kategoriye giriyorum (snowbaorad) ve her bayramda olduğu gibi "Kar Tatili mi Uzakdoğu mu?" ikilemini yaşıyorum. Bu konuda biraz yazmanın vakti geldi :)

    Alpler, Fransa, İsviçre, Avusturya ve İtalya'nın kesiştiği bölge belkide dünyanın en önemli kayak merkezlerini barındırıyor. 4 ülkede de farklı bütçelere uygun yerler var. Mesela en pahalı ülke olan İsviçre'de St.Moritz'e giderseniz tabi ki İsviçre Frankları havada uçuşacaktır. Ama bunu yanında hesaplı kayak merkezleri de var. İsviçre Alpleri hakkında bilgiyi Swiss Tourism ofisinin My Switzerland sitesinden alabilirsiniz.

    İtalya tarafında ise Milano'nun kuzeyi uygundur. Zaten sınır filan olmadığı için İsviçre'den yanlışlıkla İtalya'ya geçmiş bulabilirsiniz kendinizi ;) Bence Avusturya ve Fransa bu konuda bize en uygun ülkeler. Avusturya'da daha hesaplı kayak tatilleri mümkün. Avusturya Alpleri hakkında bilgi için tıklayınız.

    Fransız Alpleri ise adını çokça duyduğunuz bir çok merkezin olduğu bir bölgedir. Sosyetemizin pek rağbet ettiği Courchevel, Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapmış Albertville, La Plagne ve bizim bir bayram geçirdiğimiz Les Arcs. Şahsen Les Arcs tatilinden çok memnun kalmıştım. İnanılmaz uzun pistleri tecrübeliler için büyük keyif, yeni başlayanlar için de bulunmaz fırsat! Uludağ'da aşağı inerken iki defa düşsen zaten pist bittiği için ne olduğunu anlamadan aşağıda bulursun kendini. Burada kay, düş, tekrar kay, arada kahve molası ver, tekrar kay... pist bitmiyorrr!

    Aklınızda bulunsun böyle bir tatil düşünüyorsanız varış noktanıza yani kayak merkezine en geç akşamüstü varmış olun, işiniz geceye kalırsa çok zorluk çekersiniz.

    Şimdiden iyi bayramlar, iyi tatiller...

    31 Ağustos 2006

    İtalya Gezi Notları – Roma ve Milano

    Dünya tarihinde bazı şehirler diğerlerinden ayrılır... onlar, İngilizce “Imperial Cities” diye tanımlanan “İmparatorluk Şehirleri”dir. Tarihte öne çıkış sırasına göre yazarsak; Roma, Paris, Istanbul ve Londra dünya tarihine damgasını vurmuş imparatorluklara ev sahipliği yapmıştır.

    ROMA

    Nasıl ki Istanbul’un farklı bir enerjisi ve kendine has bir yaşam tarzı varsa Roma da böyle bir şehir.

    İlk kez 1998 yılında, Swissair’de çalışırken, “good old days” diye tanımladığımız dönemde gittim. Ardından Mart 2000’de, “friends” grubu olarak Arjantin’e giderken ve son olarak da Ekim 2001’de GalatasarayLazio arasında oynanan Şampiyonlar Ligi maçını izlemek üzere gittiğim bu büyüleyici şehir Istanbul dışında yaşayabileceğim birkaç şehirden biri. Söz konusu 3 geziden aklımda kalan gezi notlarının harmanlayıp gideceklere sunuyorum.

    Aslında sıkı bir tempoda yürüyerek bir tam günde şehrin görülmesi gereken tarihi yerlerini görmeniz mümkün. Neticede şehir, aynı Istanbul gibi her tarafından tarih fışkıran bir yer olarak sizi yormadan herşeyi önünüze çıkarıyor. Benzetme yapmak gerekirse Taksim’den başlayıp Beyoğlu üzerinden tarihi yarımadaya inip geri döndüğünüzü düşünün. Mümkün mü? Elbette... ama çok yorulacağınız kesin!

    Biz Roma’ya olan seyahatlerimizde hep aynı yerde kaldık. Roma Havalimanı, Fiomicino’dan bineceğiniz tren sizi Roma Termini’ye getiriyor. Hotel Sicilia buraya yürüyerek 15dk mesafede, Amerikan Büyükelçiliği’nin de bulunduğu Via Veneto’yu dik kesen sokaklardan birinde bulunan Hotel Sicila o dönemde konumu ve fiyatlarıyla “best value” tabir edilebilecek 3 yıldızlı bir oteldi. Şimdi renove edildi ve fiyatları arttığı için kimselere gidin kalın diyemiyorum.

    İlk gün önerileri

    Via Veneto’yu dik kesen sokaklardan batıya doğru kendinizi saldığınızda ünlü “İspanyol Merdivenleri”nin üst tarafına gelirsiniz. Burası gerçekten Roma’nın enteresan nokatalarından biridir. Oturup bir sigara içmekte, birkaç fotoğraf çektirmekte fayda var. “İspanyol Merdivenleri”nin alt tarafı da “İspanyol Meydanı”. Buradan Tiber Nehri’ne doğru yürüseniz hem alışveriş için güzel bir rota olur hem de kendinizi St.Angelo Kalesi ve Vatikan’a ulaşmış bulursunuz. Eğer saat yönünün tersine ara sokaklardan yürüseniz kendinizi ünlü “Aşk Çeşmesi - Trevi”de bulursunuz. Burası belki de Roma denince akla gelen en turistik yerlerden biri. Çeşmeyi arkanıza alıp omzunuzun üstünden havuza para atarsanız tekrar Roma’ya geleceğiniz söylenir. Burayı hem gündüz hem de gece görmenizi tavsiye ederim.

    Bu bölge bizim Sultanahmet gibi olduğu için yürümeye ve keşfetmeye devam edin. Roma Tanrılarının Kutsal Tapınağı Pantheon’u da gördükten sonra “Navona Meydanı”nda soluklanabilir, burada bulunan cafe ve restaurantlarda ister birşeyler atıştırabilir isterseninz espresso içebilirsiniz. Vaktiniz varsa Pantheon’un içine mutlaka girin ve yekpare kubbesinde bulunan “Tanrını Gözü”nü görün. (bizim vaktimiz yoktu! ;) )

    Buradan yürümeye devam ederseniz sırasıyla “Venedik Meydanı”na ardından Roma İmparatorluğunun siyasi ve dini merkezi olan “Roman Forum”u üzerinden Roma’nın simgesi “Colosseum”a ulaşırsınız. Yılın belli aylarında bakım için kapalı olan bu muhteşem yapı aslında hayal ettiğiniz gibi değildir. Altın günlerinde tahta ve kumla kaplı olan zemin bugün yoktur ve bodrumunda bulunan holleri görürsünüz. Etrafta fotoğraf çektirebileceğiniz eski kıyafetli Roma komutanları sizi bekliyor olacaktır.

    “Colosseum”un etrafında doğru dürüst cafe filan olmadığı için hızlıca merkeze dönmeniz ve bir mola daha almanız mantıklı olacaktır. Via Nazionale üzerinden Via Milano’ya çıkıp “Quirinal Tepesi”ne ulaşabilirsiniz. Aaaa... o da ne? Burası “İspanyol Merdivenleri”nin üst tarafı değil mi? Evet! Aynen öyle :) Zaten buraya ulaştığınızda veya bu rotayı her hangi bir noktadan başlayıp aynı yere döndüğünüzde inanılmaz yorgun olacaksınız. Keyifli bir yorgunluk olacağını da eklemek isterim.

    Otelinizde kendinizi biraz şarj ettikten sonra akşam yemeği için kendinizi tekrar sokağa atın. Biz gezdiğimiz yerleri bir de gece gözüyle görmek için “İspanyol Merdivenleri” üzerinden merkeze indik mesela.

    İkinci gün...

    Mutlaka gezilmesi gereken Vatikan’a gidin. Burası aslında fiziki sınırları olamayan ayrı bir devlet, Vatikan Devleti. Hıristiyanların ruhani lideri Papa’nın evi olan bu dünyanın en küçük devleti (110 hektar) aslında çok büyük bir katedral ve bunun etrafındaki binalardan (St.Sistine Şapeli, Papalık Sarayı vb) oluşuyor. Vatikan’ın belki de en renkli kareleri, “Swiss Guards” isimli ve gerçekten İsviçreli olan korumaların bulunduğu kareler. Bu arada yanlış anlaşılmasın Vatikan enteresan bir yer. Bir kere ruhani açıdan farklı hissdeiyorsunuz. Üstelik hava şartları uygunsa kubbesine çıkıp Roma’ya havadan bakabilirsiniz.

    Zaten bir turla gidiyorsanız size bundan daha azını göstereceklerdir. Eğer kendiniz program yapıp gitmişseniz artı bir gününüz daha olabilir o günde de “Villa Borghese”bahçelerini ve içinde bulunan Ulusal Modern Sanat Müzesini gezebilirsiniz. Colosseum’dan daha aşağıda buluna Caracalla Hamamlarını ve Cestia Piramidini görebilirsiniz. Ama eminim bayanlar alışveriş-cafe ikilisini tercih edeceklerdir.

    Tüm bu gezmeleri yaparken yürümeyi tersih edin. Eğer çok üşengeçseniz otobüsler size yardımcı olacaktır. Metro sadece belli noktalarda olduğu için iyi bir çözüm değil. Taksi ise en son düşünülmesi gereken seçenek. Otobüse binerken bir bilet alın. Normalde otobüs içinde bulunan cihaza okutmanız gerekiyor ama okutmayıp bütün gün cebinizde taşıyabilirsiniz. Kontrolde yakalanırsanız biletiniz olur ve turist olduğunuz için sorun çıkmaz. (Bu yöntem uygulayacak kişinin riskinde ve sormluluğundadır) Eğer motosiklet kullanabiliyorsanız Roma tam bir scooter cenneti. Ama kiralayacağınız motora iyi bakın zira her yıl binlercesi çalınıyor. Yeri gelmişken yazalım, yankesiciliğe dikkat ettiğinizde Roma güvenli bir şehir.

    Roma Gece Hayatı

    Son gidişimin üzerinden 4,5 yıl geçtiği için mekan ismi vermem doğru olamayacaktır ama genel ipuçlarını yazmak gerek. Bu yönden de Istanbul’a benziyor Roma. Zaten akşam yemekleri geç yenildiğinden gece hayatı da geç başlıyor. Barların bulunduğu ve gitmeniz gereken yer piramidin civarıdır.

    Mekanların tarzına ve popülaritesine belirli zaman arakılarında zirve yapıyor. Her zaman olduğu gibi en iyi ve güncel tüyolar orada yaşayan bir tanıdıktan alınmalı. Mümkünse o şahıs yemeğe davet edilmeli ve bir-iki kapı onunla gezilmeli. Gittiğiniz mekanı sevdiyseniz çıkarken kapı ile konuşup ertesi akşamı garantileyin. Neticede siz turistsiniz ayıp olmaz ve normalde diğer mekanlara girişiniz zor olabileceğinden Roma Gece Hayatında eğlenceyi sağlama almış olursunuz.

    Roma’dan ne alınır?

    Eşe-dosta bolca hediyelik eşya alınabilir... Kendinize daha bonkör davranın. Her ne kadar alışveriş için doğru adres Milano olsa da Roma da bu konuda geniş bir yelpaze sunar. İtalyan modasının lider isimlerinden Gucci ve Bulgari Romalıdır! Via Condotti ve civarı bu iş için doğru adres. Meraklılarına bit pazarları tavsiye edilir. Kuruldukları yer ve günleri turist büroları size verecektir. Alışveriş için hiç bütçe ayırmamışsanız yine Aşk Çeşmesinin olduğu meydanda bulunan Sore’den bir çift ayakkabı satın alın. Yıllarca giymeniz pek mümkün olmasa da modayı yakalamış olursunuz.

    MILANO

    Zengin Kuzey İtalya’nın, Lombardia Bölgesinin merkezi olan Milano’ya ilk kez 1999 yılında gtimiştim. Ardından 2000 yılında Arjantin seyahatine gitmeye çalışırken 2 gün 1 gece mecburi kalışımıştık. Aynı yıl Kasım ayında GalatasarayMilan arasında oynanan Şampiyonlar Ligi maçı için ve son olarak da 2001 yılında iş için gittim.

    Genelde akla gelen; Roma mı Milano mu sorusuna cevabım her zaman Roma olur ama Milano’nun da hakkını vermek gerek. Gerçek bir alışveriş şehri olan Milano daha tarzdır, daha “cool”dur. Buranın insanına göre esas başkent burasıdır ve Roma’yı küçümserler.

    Havalimanından dışarı çıktığınızda Alpler’den gelen dağ havası ciğerlerinize dolduğunda farklı bir İtalyan şehrine geldiğinizi anlarsınız. Malpensa Havalimanı, Linate’ye göre şehre daha uzak ve yaklaşık 1 saatlik mesafede. Bizim Havaş otobüsleri benzeri otobüsleri alabilir veya treni tercih edebilirsiniz. Neticede her ikisi de Satzione Centrale’ye geliyor. Tüm gidişlerimde bu bölgede kaldığım için benim için çok rahat olmuştu.

    Bu bölgeden şehrin ana meydanı olan Duomo’ya gitmek için tramvay metroya göre daha keyifli ve mantıklı bir çözüm... geze geze gidiyorsunuz. Samimi olmak gerekirse Milano’da gezecek çok fazla yer yok. Duomo Katedrali dışında La Scala Operası ve Piccolo Teatro (Tiyatrosu) gördükten sonra vaktinizin çoğunu alışverişle, cafelerde espresso yudumlamakla ve güzel yemekler yemekle geçiriyorsunuz. Bir başka tarihi mekan olan “Galleria Vittorio Emanuelle” zaten dünyanın en eski “shopping mall”larından biridir.

    Milano ve Alışveriş

    Öncelikle indirim dönemlerinden bahsedelim... Ocak ve Temmuz aylarının ikinci haftası indirim başlıyor. Brera, Vercelli, Garibaldi, Buenos Aires ve Paolo Sarpi caddelerinde gezinebilir ve daha makul fiyatlarla İtalyan Modasına sahip olabilirsiniz. Bu işe kafayı koymuşlar biraz lokal araştırma sonrasında Milano’nun dışında yer alan outlet ve fabrika mağazalarına gidebilirler. Diğer uçta ise Armani, Trusardi, Ferre, Vercase, Valentino, Kenzo gibi markaların peşinde koşacaklar için adres Monte Napoleone, del Spiga, Borgospesso ve St. Andrea caddelerine gitmeliler.

    Milano Gece Hayatı

    Roma’ya göre çok daha nezih, keyifli ve eğlenceli olduğunu duyduğum Milano gece hayatını bizzat yaşayamadım. Her gidişimde ertesi günle bağlantılı bir takım takıntılarım olduğundan olmadı, olamadı.

    İtalya’da Ne Yenir?

    İtalyan mutfağı ağız tadımızın zaten alışmış olduğu bir mutfak. Pizzalar farklıdır hayal kırıklığına uğramayın. Makbulü incecik bol malzemeli olanları ama mekandan mekana değişiyor. Makarnalar, yani “pasta”lar keyfinize göre bolca mevcut. Deniz mahsullerinden yapılan her türlü yemek güzel gider. Tavsiye edeceğim tek yer adını hiç öğrenemediğimiz Roma’daki salaş makarnacımızdır. Aşk Çeşmesini karşınıza aldığınızda saat 2 yönünde iki basamak aşağı inerek girdiğiniz bu restaurantda istediğiniz makarnayı istediğiniz sosla pişirtip yanınada “house wine” aldınızmı hem lezzetli, hem keyifli hem de hesaplı bir yemek yemiş olursunuz. Belki bir de Milano’da Duomo Meydanı yakınlarında bulunan Galleria’nın içinde bulunan Milano Cafe.

    Ne Zaman / Nasıl Gidilir / Nerede Kalınır?

    Kışın çok sevimli olmayan Roma’ya yağışlı aylarda gitmeyin. İklimi daha çok İzmir’e benzediğinden yılın 8-9 ayı ziyaret için uygun. Milano daha kuzeyde ve Alplerin dibinde olduğundan Ağustos hariç yaz aylarını ve baharı tercih edin.

    Istanbul’dan Roma ve Milano’ya hergün THY ve Alitalia’nın birden fazla direkt uçuşu var. Buna ek olarak SWISS ve Lufthansa’nın dönemsel promosyonları ile uçabilirsiniz. Uçuşunuzu kendiniz yaralıyorsanız otel işi de size kalmış oluyor. Bunun için de HRS sitesini tavsiye ederim.

    Eğer bir turla gidiyorsanız dikkat etmeniz gereken bazı noktalar var; otelinizin nerede olduğunu ısrarla sorun çünkü şehir merkezine uzak bir otelde kalıyorsanız geliş-gidiş çok vaktinizi ve enerjinizi alacaktır. Özellikle Roma’da otelin lokasyonu çok önemli. Istanbul’a gelip Sarıyer’de veya Silivri’de kalıyorsanız ne olursa o başınıza gelir. Ayrıca uçağınızın hangi havalimanına ineceği de önemli zira Roma diye İtalya’nın başka şehirlerine inip 3 saatinizi yolda kaybetmeniz mümkün. Roma’nın havalimanı Fiomicino’dur ve kodu FCO’dur. Milano daha düz ve ulaşımı kolay olduğundan şehir merkezindeveya yakınında olduktan sonra risk yok. (Hoş bizi bir defa Como gölüne yolluyorlardı ama olsun!) Havalimanı kodları MXP ve LIN.

    Son olarak birkaç not...

    İtalya’da da siesta yapıldığından 12:00-16:00 arası alışveriş için doğru zaman değil. Bu saatler çalışkan Milano’da daha kısa... onlar uzun öğle tatilleri ile idare ediyorlar.

    Yukarıda yazmış olmakla beraber Roma’da, İspanyol Merdivenleri, Navano Meydanı vb yerlerde fiyatlar yüksek... Tavsiyem ara sokaklarda bulunan cafeleri ve dükkanları keşfetmeniz yönünde olacaktır. Roma-Milano arasını trenle geçmek ve arada Floransa’da bir gün geçirmeyi ciddi olarak düşünün. Ha bir de sokak satıcılarından birşey alacaksanız iyi pazarlık edin ve alacağınız maldan emin olun.

    İtalya macerasına çıkacaklara iyi yolculuklar...

    GÜNCELLEMELER

    Update 2011: 

    Biraz önce İtalyan Havayolları Alitalia'nın kampanya maili geldi. İtalya uçak biletleri promosyonda... Bu ara gidecekler göz atabilir. THY ve Pegasus gibi diğer alternatiflerinizi de unutmayınız ;) Alitalia Türkiye sitesi için tıklayınız...

    Bu arada önümüzdeki Mayıs-Haziran gibi Venedik, Floransa (Toskana) ve Sardunya Adası şeklinde bir seyahat planlamaktayız. Önceden gitmiş olan gezginlerin önerilerini bekleriz. Elbette bu gezinin notları "İtalya Gezi Notları - Venedik / Floransa / Sardunya" olarak Yol Gidenindir de yerini alacak...


    Update 2012:

    Conde Nast Traveler dergisinin Ocak 2012 sayısında Roma'nın yeme-içme kültürü ile ilgili bir yazı çıktı, gideceklere bir göz atmalarını öneririm. Özellikle Bafetto'nun pizzaları dikkatimi çekti... RELISHING ROME

    Update 2015:

    İtalya Gezi Notları - Rome ve Milano yazısı bu blogun Dubai ve Londra ile birlikte en popüler yazısı. Bugüne kadar 45.000'den fazla kişi okumuş faydalanmış. Arada teşekkür mesajları da alıyorum. Ben de bu sebeple yeni yeni yazılar yazmak yerine -ki şehir ve gezilecek yerler aynı inanın bana ;) bu iki şehre tekrarlanan ziyaretlerde aldığım notları ve deneyimeleri UPDATE olarak alta ekliyorum.

    2015 yılında Milano'ya iş için gittim ve size iki ek tavsiyem olacak;

    İlki Leonardo da Vinci'nin ünlü 'Son Akşam Yemeği - The Last Supper' uzun bir renovasyonun ardından yapıldığı kilisede (Santa Maria delle Grazie) yeniden görülebilir duruma gelmişti. Mart ayında fırsat buldum, bence siz de kaçırmayın. Önceden bilet almanızı öneririm.

    İkincisi ise akşam yemeği için bir tavsiye olacak. Şöyle lezzetli İtalyan yemekleri yiyeceğimiz, yerellerin gittiği, turistik olmayan bir yer arıyorsanız adres veriyorum; Antica Osteria Cavallini.

    Update 2016:

    Floransa gezi yazım Eylül ayında bloga eklendi, okumak için tıklayınız; Floransa

    21 Ağustos 2006

    Ramazan Bayramı Programı ve Gelecek Yazılar...

    Ramazan Bayramı Programım belli oldu diyebilirim... Bir terslik çıkmazsa Kuzey Afrika'nın bence en enteresan ülkesine, Fas'a gidiyoruz...

    Muhtemelen Casablanca, Agadir veya Tangier ve son olarak da Marrakech (Marakeş) programda yer alacak. Fas yazısını dönüşümde burada paylaşıcam.

    Fakat Fas yazısından önce olası Ramazan Bayramı programlarını da göze alarak İtalya (Roma-Milano) hakkında bir yazıyı hazırlıyorum. 3 Milano ve 2 Roma gezisinin bir sentezi olarak keyifli bir yazı olacak.

    Ramazan Bayramı tatilini köprü yapacaklar için "Uzaklar" yazımı öneririm, vakti olanlar için değişik alternatifler yazmıştım. Tıklayın>>>

    25 Temmuz 2006

    Vize İstemeyen Ülkeler

    Bu kadar yazıp-çizip, insanları dünyayı keşfetmeye teşvik ederken biraz da bilgilendirici olmak istedim. İşte hep sorulan sorunun cevabı;

    Türk Vatandaşlarından Vize İstemeyen Ülkeler

    Andorra, , Antigua, Arjantin, Arnavutluk, Bahama, Barbados, Batı Samoa, Belize, Bolivya, Bosna-Hersek, Brezilya, Dominik Cumhuriyeti, Ekvator, El Salvador, Endonezya, Fas, Fiji, Filipinler, Gambia, Grenada, Gürcistan, Güney Afrika, Güney Kore, Hırvatistan, Honduras, Hong Kong, İran, Jamaika, Japonya, Kazakistan, Karadağ, Kenya, Kırgızistan, Kolombiya, K.K.T.C., Kosta Rika, Makedonya, Maldivler, Malezya, Mauritius, Monako, Nikaragua, Romanya, Santa Lucia, San Marino, Seyşeller, Singapur, Solomon Adaları, Sri Lanka, Suriye, Şili, Swaziland, Tayland, Trinidad-Tobago, Tunus, Tuvalu, Uruguay, Vatikan ve Venezuella. (Liste Eylül 2009'da Tempo Travel'ın listesi ile güncellenmiştir. Bazı ülkelere kapıda alınan vize ile girilmektedir)

    İlginç ve ilk etapta gezilebilecekleri bold yaptım. Elbette devletler arası ilişkiler dinamiktir ve vize uygulamaları değişiklik gösterebilir. Bu nednele en sağlıklı ve güncel bilgiye T.C. Dışişleri Bakanlığı sitesinden (http://www.mfa.gov.tr/) ulaşabilirsiniz.

    Update/Kasım'06: Sıkça gelen bir soru; Mısır vize istiyor mu? Eskiden Türk Vatandaşlarından vize istemeyen Mısır şu anda vize uygulamakta.


    Update / Kasım 2008: Bu yazı pek çok arama motorunda "Vize İstemeyen Ülkeler" diye arama yapıldığında çıkmakta ve aşağıdaki yorumlarla güncel kalmakta. Genel vize politikalarında değişikilik olmamış durumda. Yine de aşağıdaki yorumları okumakta fayda var. Bir de akılda olması gereken bir konu; AB üyesi Doğu Avrupa ülkeleri yavaş yavaş Schengen'e katılmakta, bu nedenle bu ülkelere de Schengen vizesi gerekemekte. (Not: Yorumları ile bu yazıyı güncel tutan arkadaşlara teşekkürler)


    Update / Kasım 2009: Listemizi Eylül 2009'da güncelledikten sonra Suriye'ye vize kalktı. Bir de aldığım son bilgiye göre Mısır vizesini önceden alma durumu ortadan kalkmak üzere. Zaten yavaş yavaş Türklerden vize istemeyen ülkeler artacak hatta buna Schengen ülkeleri de eklenecek. Geziginlere özgürlük için az kaldı! :)


    Update / Eylül 2011: T.C. Dışişleri Bakanlığı pek çok ülke ile vizeleri kaldırmaya başladı. Aklımda kalan ve seyahat açısından cazip olan ülkeler şunlar; Lübnan, Rusya, Ukrayna

    Şubat 2012 itibarıyla Türklerden vize istemeyen 71 ülke şunlardır;

    Antigua-Barbuda, Arjantin, Arnavutluk, Bahamalar, Barbados, Belize, Bolivya, Bosna-Hersek, Brezilya, Ekvador, El Salvador, Fas, Fiji, Filipinler, Guatemala, Gürcistan, Haiti, Hırvatistan, Honduras, Hong Kong, İran, Jamaika, Japonya, Karadağ, Kazakistan, Kırgızistan, KKTC, Kolombiya, Kore Cumhuriyeti (Güney Kore), Kosova, Kosta Rika, Libya, Lübnan, Makau, Makedonya, Maldivler, Malezya, Mauritius, Nikaragua, Pakistan (sadece iş adamları), Palau Cumhuriyeti, Paraguay, Rusya, Seyşeller, St. Lucia, St. Vincent-Grenadines, Sırbistan, Singapur, Solomon Adaları, Sri Lanka, Suriye, Svaziland, Şili, Tayland, Trinidad-Tobago, Tunus, Tuvalu, Uruguay, Ürdün, Venezuela


    Sınır kapılarında vize alınabilen ülkeler ise; Bahreyn, Doğu Timor, Dominik Cumhuriyeti, Endonezya, Güney Afrika Cumhuriyeti, Katar, Kenya, Sudan, Ukrayna, Umman ve Zambiya olarak sıralanıyor.

    17 Temmuz 2006

    Ege Adaları

    Ege, iki ülkenin birbirinin içinde olduğu bir başka coğrafya!
    Karşı kıyıdan bakıldığında ülkemiz başka şeyler ifade ediyor... Günlük ihtiyaçlar, alışveriş, sağlık problemleri vb için koştukları yer Türkiye toprakları.

    Peki biz buradan baktığımızda ne görüyoruz?
    Açıkçası biraz üzülmekle beraber durumu kanıksamış, Ege'yi yaşamaya devam etmişiz. Zeytin, zeytinyağı, şarap, üzüm, rakı/uzo, deniz-kum-güneş. Orada da burada da aynı! İnsanlar da keza öyle ;) Adalarda yaşayan halkın birçoğu Türkçe konuşabilir, sizinle anlaşabilir.

    Hangi adalara gidebilirsiniz? Nasıl gidebilirsiniz?

    Kuzey Ege'den başlayarak yazarsak, Ayvalık ve Dikili'den Midilli'ye (Mitilini veya Lesbos denir), Çeşme'den Sakız'a (Khios) geçebilirsiniz.

    Güney Ege'ye indiğimizde, Kuşadası'ndan Samos'a, Bodrum'dan İstanköy'e (Kos), Marmaris'den Rodos'a geçebilirsiniz.

    Bu adaların tamamı Türkiye kıyılarına yakın olduğu için ortalama 1-2 saatlik deniz yolculuğu ile ulaşılabilmekte.

    İçlerinde diğerlerine göre popüler olanlar Kos (İstanköy) ve Rodos adalarıdır.

    Vaktiniz ve bütçeniz uygunsa, bu adalardan diğerlerine geçebilir, iki-üç adayı kapsayan mini bir Ege turu yapabilirsiniz. Özellikle 12 adalar denilen bölgede irili ufaklı birçok ada var.

    Bizden uzak olanlar...
    Ege'de, Türkiye kıyılarına yakın olmayan adalar ise daha farklı. En ünlüleri de Mykonos ve Santorini adalarıdır. AtlasJet'in de uçuş yaptığı bu adalardan Mykonos; ağırlıklı olarak cinsel tercihini 3ncü türden yana kullananların tercih ettiği özgür bir adadır. Gece hayatı ve eğlencesi de buna paralel olarak güzeldir. Ama bu iki ada da deniz beklediğiniz gibi değildir. Aslında iyi pazarlanmış, hak ettiğinden daha üst noktaya konumlandırılmış adalardır.

    Aklınızda bulunsun!
    Eskiden adalara vizesiz günübirlik ziyaretler mümkündü ancak şu anda uygulanmıyor ve Schengen vizesi gerekmekte. Adalar, bizim Bodrum-Marmaris tarzının hallicesi. Zaten fazlasını beklemek sizi hayal kırıklığına uğratır. Eğer birden fazla ada gezecekseniz biletleriniz önceden ayarlamayı ihmal etmeyin.

    Ne alınır?
    Bizim Ege'de ne varsa, o Ege'de de o var! Hatta gidip oradan zeytinyağı alanlara şaşırıyorum, kızıyorum. Hadi bizim aile Hotel Nova'nın kendi özel yapımı zeytinyağını kullanır (Meraklısına satılmakta: Hotel Nova), tüm Ege zeytinyağının hasını sunar. Yani özel birşey bulmanız çok zor. Ivır-zıvır hediyelik eşyalara Euro'larınızı saçmak istiyorsanız ayrı, buyrun ben sizi tutmam! Belki meraklısına bir şişe Uzo veya Metaxa (4 ve üstü yıldızlı olanından) alabilirsiniz.



    UPDATE - Ağustos 2007


    Çeşme Limanı’ndan hareket eden Samsun gemisinin yolcuları, bir hafta sürecek turda, program kapsamındaki yerlerde gezme ve alışveriş yapma fırsatı bulacak. Çeşme’den Yunan adalarına ilk seferi gerçekleştiren Samsun’un kaptanı Semih Salgıncı, tur programı kapsamına Mikanos, Santorini, Girit, Rodos, Samos gibi adalar ile Pire şehrinin olduğunu belirterek, ilk seferde gemide 181 yolcunun bulunduğunu söyledi.


    Turlarda vize uygulamasının olmadığına dikkati çeken Salgıncı, Yunanistan hükümeti ile yapılan ve “Bir Türk limanından kalkıp, aynı Türk limanına dönmek suretiyle toplu vize uygulamasıyla tur düzenlenebilmesi”ni içeren bir anlaşma yapıldığını ifade etti. (Yol Gidenindir Vize Bölümü'nü buradan inceleyebilirsiniz)


    Salgıncı, tur programı kapsamındaki adalarda ortalama 12 saat dolaşma ve alışveriş fırsatı olduğunu, turların Eylül ayına kadar süreceğini kaydetti.Yolcuların konforu için bir çok şeyin düşünüldüğünü belirten Salgıncı, gemide restoran, 2 bar, yüzme havuzu, fitness center, masaj ve sauna salonuyla alışveriş için dükkanların bulunduğunu bildirdi.Salgıncı, tur fiyatlarının kamaraların özelliklerine göre 300€ ile 1.000€ arasında değiştiğini, bu fiyata konaklama giderleri, yemek ve liman vergileri gibi ücretlerin de dahil olduğunu söyledi. (Kaynak: ntvmsnbc.com)


    Samsun gemisinin işletmesini yapan Deniz Cruise & Ferry Lines'ın websitesini inceleyebilir, turlarla ilgili bilgi ve rezervasyon için Prontotour ile temasa geçebilirsiniz...

    26 Haziran 2006

    Avrupa’nın en ucuz tatil kentleri

    Bir Haber Birkaç Yorum!

    Yaz tatili planlayan ABD’lilere Avrupa’nın en ucuz 10 kentini öneren web sitesinin listesi New York ve Chicago gazetelerinde de yer aldı.

    ABD’lilerin ‘günde beş dolara Avrupa turu’ yaptıkları günlerin çok geride kaldığını, şimdi en ucuz günlük tatilin 85 dolar olacağını vurgulayan site, yine de Avrupa’da önemli kentlerde ucuz tatil fırsatları olduğunu kaydetti.

    Listede Avrupa’nın en ucuz tatil kentleri şöyle sıralandı:
    1. Tallinn, Estonya
    2. Krakow, Polonya
    3. Dubrovnik, Hırvatistan
    4. İstanbul
    5. Ljubljana, Slovenya
    6. Kiev, Ukrayna
    7. Brugge, Belçika
    8. Kosice, Slovakya
    9. Sarajevo, Bosna
    10. Gdansk, Polonya

    tam metin için:
    http://www.ntvmsnbc.com/news/371528.asp


    Liste tamamen hesaplı kentleri kapsamakta... peki bu şehirlerin görülmeye değer ne özellikleri var? (Elbette Istanbul hariç konuşuyorum)

    Ben yazayım; Dubrovnik ve Ljubljana gidilebilecek, görülebilecek yerler. Adriyatik kıyılarında alacağınız mini cruise ise keyfinize keyif katabilir.

    Etti size 3 şehir! Gerisi gerçekten tatil için gidilecek yerler değil. Şanlıysanız, iş nedeniyle bir veya iki günlüğüne kalıp görme fırsatınız olursa ne ala... Yoksa "hadi bu yaz Gdansk'a gidelim" diyen olmaz sanırım :)

    Siz boşverin New York ve Chicago gazetelerini, ben bu blogdan en iyilerini öneririm size...

    09 Mayıs 2006

    19 Mayıs 2006 - Kaçamak Alternatifleri

    Gezginlere gün doğdu :)

    19 Mayıs bu sene Cuma gününe denk geldi!

    Hemen hemen bütün gezgin ruhlu arkadaşlarım program yapma derdine düştüler. 3 gün tatili doya doya yaşamak için Perşembe akşamından (iş çıkışı) bir yerlere kaçıp Pazar gece, hatta sabaha karşı dönülebilecek tatil alternatifleri konuşulur, planlanır oldu.

    Açıkçası bu tatil Uzaklar için uygun değil ama daha önce paylaştığım Yılbaşı Alternatifleri değerlendirilebilir. Kasmayalım, zamanımızı yollarda kaybetmeyelim diyorsanız aşağıdaki önerilerimi düşünün derim...

    Yurtdışı olarak Atina, Beyrut veya Ege Adaları düşünülebilir. 1 saatlik uçuşlarla ulaşıp fazla vakit kaybettirmeyecek alternatifler.

    Aslında bu haftasonunu en iyi yurtiçinde değerlendirirsiniz. Ben muhtemelen Bodrum'da veya Ören'de olacağım. Perşembe akşam uçup Pazartesi sabah dönüp dolu dolu 3 günü Akdeniz güneşi altında geçireceğim. Benzer programlar Ören'den başlayıp Ayvalık, Çeşme, Kuşadası, Marmaris vs devam edip Alanya'ya kadar uzanan Ege ve Akdeniz sahillerimiz için uygulanabilir.

    Aradığınız illa doğa ve kültür ise Türkiye bu konuda yüzlerce alternatif sunuyor! Google'dan biraz araştırıp ilginç programlar yakalayabilirsiniz.

    Unutmadan!
    19 Mayıs 1919 - 19 Mayıs 2006
    Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramınızı kutluyorum

    Bitirmeden...
    Tatil nedeniyle THY ve özel havayollarının (AtlasJet, OnurAir, Pegasus) uçuşlarına yoğun talep söz konusu, bilet almak için acele ediniz. Uçuş günü de havalimanına vakitlice gidip kendinizi strese sokmayın boşuboşuna.

    Yazıyı yazarken değişmekte hayat :) Neticede tilkinin dönüp dolaşıp gideceği yer kürkçü dükkanıdır!

    Sanırım ben de bu 19 Mayıs tatilinde tüm alternatifleri elimin tersiyle bir kenara itip, Ören'deki aile otelimize, Hotel Nova'ya gidiyorum.Ören mi? Hotel Nova mı? diyenler için otel sitesinin linki sol tarafta yer almakta. Ören hakkında bilgi vermek uzun süreceğinden işin kolayına kaçıyorum ve sizi linkliyorum: ÖREN

    Yenikapı'dan Bandırma'ya İDO ile geçip Balıkesir-Edremit üzerinden toplam 4,5-5 saatte kendinizi Ege'nin sularına bırakabiliyorsunuz. AtlasJet bu yaz uçuşlara da başlıyor :) 35dk'da denize girebileceğizzz...

    (Not: AtlasJet 09 Haziran 2006 tarihinde uçuşlara başladı :) Cuma gece gidip Pazar gece dönüyor ve full haftasonu sizin oluyor!)

    Şimdiden herkese iyi tatiller...

    28 Nisan 2006

    Long Live Queen Beatrix! Party in Amsterdam

    Yarın, 29 Nisan 2006, Hollanda Kraliçesi Beatrix'in doğum günü!

    Bu bizi neden ilgilendirsin diye soranlara cevabı hemen vereyim. Normalde her yıl 30 Nisan'da kutlanan, bu sene Amsterdam Şehir Yetkililerinin kararıyla bir gün önceye alınan doğumgünü kutlamaları festivale dönüşür.


    Amsterdam kanallarında onlarca insanın bulunduğu yüzlerce tekne, üzerlerinde kurulu binlerce Watt'lık ses düzenleri, prima DJler, bol alkol ve maddeler bütünlüğü ile geçen yaklaşık 12 saatlik açık hava şehir eğlencesi. Gecenin Amsterdam'ın keyifli clublarında devam edeceğini de düşündüğümüzde muhteşem bir haftasonu gidenleri bekliyor.


    Ufak bir not; kutlamalara 300.000 kişinin katılması bekleniyor ve şehir bu haftasonu €47.000.000 gelir elde edecek. Varın siz düşünün :)

    Ben mi? Selim'in davetine işlerim nedeniyle icabet edemedim ama seneye mutlaka diyorum! Çok eğlenecekler onu da biliyorum...

    Long Live Queen Beatrix! Have fun friends...















    Amsterdam Gezi Notlarım; http://yolgidenindir.blogspot.com/2005/07/amsterdam-gezisi.html adresinde.

    13 Mart 2006

    Barcelona - İspanya

    “En Beğendiğin Şehir?” yazımda Istanbul dışında yaşayabileceğim iki şehirden biri olarak tanımladığım, İspanya’nın en güzel ve Akdeniz’in gözde şehirlerinden olan Barcelona hakkında ne zamandır yazmak istiyordum…

    Barcelona’ya ilk kez Mart 1999’da, kız arkadaşımla çıktığımız mini Avrupa turunda gitmiştim. Belki de o yüzden hep güzel anıların olduğu bir şehir olarak yeri ayrı oldu? Daha sonra 2001 yılında iş için gidip 2 gece kaldığım bu güzel Akdeniz şehrini aklımda kaldığı kadarıyla anlatmaya çalışacağım. Bu tarz yazılarda kronolojiyi ve detayları oturturken en büyük yardımcım çekmiş olduğum fotoğraflar oluyor…

    Kısa bir ön bilgilendirme
    Tarihi 2000 yıl öncesine uzanan şehir Katalonya’nın başkenti. İspanya’ya gidenler veya futbolla ilgili olanlar bilir ki İspanya ayrıdır Katalonya ayrıdır. Barcelona, Katalonların şehridir ve Kralın şehri olan Madrid’le rakiptir, farklıdır ve bence daha güzeldir.
    Zaten Barcelona FC ve Real Madrid arasındaki rekabetin de çıkışı politik nednelere dayanır. Şehirde ve bölgede Katalan dili konuşulur, sokak tabelalarında, metroda, restaurantlarda vs İspanyolca’nın üstünde yer bulur kendine. 1992 Olimpiyat Oyunlarına ev sahibi olan Barcelona bu dönemde 1929 yılında düzenlenen Uluslararası Fuardan sonra en büyük değişimi yaşamıştır.

    Istanbul-Zurich-Barcelona
    Sabah 07:00’de Istanbul’da başlayan yolculuğumuz Zurich’de geçirilen 4 saat ve öğlen yemeğinin ardından akşamüstü sona erdi. Fazla vakit kaybetmeden kendimizi bir taksiye attık ve önceden ayarladığımız otele doğru yola çıktık. Normalde Avrupa şehirlerine giderken otel ayarlamaz, vardığımızda güzel bir “deal” yakalayıp kalırdık ama bu sefer risk almamıştım, Hoteles Catalonia’nın şehir merkezindeki bir otelini önceden ayarlamıştım!
    Update 2015: Şimdilerde THY ve Pegasus'un günde birden fazla seferi ile gayet hesaplı uçabilirsiniz. İspanyol Havayolları Iberia da Istanbul'a uçmakta.

    Plaça de Catalunya

    Burası Barcelona’nın merkezi kabul edilebilecek, bizim Taksim Meydanı işlevine sahip bir meydan. Her zaman bir şehrin yürüyerek keşfedilmesini önersem de bazen metroya yakın olmanız fayda sağlar. Meydan bu açıdan da avantajlıydı! Otelimiz buraya yürüyerek 2 dakikalık bir mesafedeydi. Barcelona da her Akdeniz şehri gibi geceleri uyumayan bir şehirdi. Akşam otelden çok uzaklaşmadan aptal bir yemek yedik, etrafa şöyle bir bakındık ve otele geri döndük.

    Barcelona’yı Keşfediyoruz
    En yakından, meşhur “Rambles” (Rambla) caddesini baz alarak zigzaglarla aşağı doğru inmeye başladık. Önce Gotik Katedrali sonra "Palau de la Generalitat" ve "Plaça Reial" üzerinden limana indik. (Plaça Meydan demek bu arada)
    LP
    Colombus Anıtının da bulunduğu bu bölgede epey vakit geçirdik. Yemeği nerede yediğimizi şu anda hatırlamıyorum ama sanırım "Maremagnum" isimli merkezde olabilir çünkü aynı yapı grubunda bulunan Aquarium’u gezdik. Ardından tekrar “Rambles” üzerinden otele doğru yürüdük. Yol üzerinde, bizim Balık Pazarı havasındaki “La Boqueria”dan patronumun sipariş ettiği ve buraya özel bir çeşit domuz pastırması aldım. Keşfe ve kültüre ayrıdığımız ilk günü “Rambles” üzerindeki bir restaurantda yenilen yemekle noktaladık. Yorgunluktan mıdır yoksa isteksizlikten midir bilinmez gece dışarı çıkmadık.

    Gaudi’nin Şehri
    Ertesi gün rotamız şehrin yukarı tarafıydı. Barcelona’ya gelen herkesin mutlaka görmesi gereken, yıllardır inşaatı süren ve bence hiç tamamlanamayacak olan Sagrada Famila Katedraline gittik. Gerçekten muhteşem bir yapı. Büyük düşünmenin, zorluklara karşı gelmenin ve inandığının peşinde koşmanın bir örneği. Önünde, kulelerinde ve içinde bol bol fotoğraf çektik.
    Avinguda Diagonal, yani bir diğer değişle Çapraz Bulvar Barcelona’nın ihtişamlı gezi ve alışveriş bölgesi. Bulvarı Plaça de Catalunya’ya bağlayan Passeig de Gracia’da ve bölgede dolaşırken her tarafta Gaudi’nin eselerini görmeniz mümkün. Casa Mila veya bilinen adıyla La Pedrera benim en beğendiklerimden. Şehirle ve insanlarla bu kadar iç içe olan eserler gerçekten etkileyici. Plaça de Catalunya’ya döndükten sonra alışveriş için İspanya’nın meşhur zincir mağazası olan Cortes des Ingeles’e gittik.

    Olimpik Liman ve Marina
    Son gecemizde güzel bir yerde yemek yeme niyetiyle Olimpik Limana gittik. Marinada birbiri ardına sıralanmış mekanlardan Ristorante Lungomare’de karar kılıp deniz mahsulleri ağırlıklı bir yemek yedik. Tabi he rikimizin de ilk İspanya seyahati olduğu için atladığımız bir şey vardı J Burada yemek geç yenir (22:00’den sonra) ve geç eğlenilirdi! Burası İspanya’ydı… Yemek sonrasında bölgede eğlenilebilecek biryer aram çabası da elbette boşa harcanan bir zamandı.

    Gece Hayatı
    İşte size İspanya hakkında en önemli tavsiyelerden biri; temponuzu bu ülkeye göre ayarlayın, öğlenleri sieseta yapın, erkenden çökmeyin, akşam yemeğini 22:00’den sonra yiyip kendinizi geceye hazır tutun! İkinci gidişimde İspanyol iş arkadaşlarım sayesinde az da olsa gece hayatını görme fırsatım oldu. İbiza etkisinin görüldüğü enteresan mekanlar mevcut ama turistler için bilmesi, bulması zor! Gitmeden orada yaşayan birilerini bulun ve size bir geceliğine de olsa eşlik etmesini sağlayın. Ama itiraf etmeliyim ki Madrid’in gece hayatı Barcelona’ya göre çok daha güzel ve eğlenceli. (İki defa gittiğim Madrid’i başka bir yazıda anlatacağım)

    Ne Yapmadık?
    Gittiğimiz mevsim müsait olmadığından beachlerinden ve burada bulunan clublardan yararlanamadık. Montjuic Kalesine gitmedik ve burada bizim Sultanahmet’te yaptıklarını benzeri ışık gösterisini izlemedik. (O kadar da turist olmadık yani) Barcelona FC’nin maçına gitmedik. Aslında olabilirdi ama olmadı! Sonraki yıllarda Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi maçı (2-2’lik maç) için niyetlendiysem de ayarlanıp gelemedim.

    Nerede Kalınır?
    Biz Plaça de Catalunya’da kalarak iyi bir iş yaptık. Merkezi olmakta fayda var. İkinci gidişimde ofise yakın Holiday Inn’de kalmıştım, biraz uzaktı. Bütçeniz uygunsa favorim Rambles üsütndeki oteller. Benim aklım kalmıştı…

    Ne Zaman Gidilir? Nasıl Gidilir?
    İlki Mart, ikincisi Ocak ayında gerçekleşen Barcelona Seyahatlerimin ikisinde de hava çok güzeldi. Yağmurdan hiç haz etmeyen biri olarak Barcelona zaten bu yüzden yaşayabileceğim şehirler listesinde. Siz yine de Mayıs-Ekim arasını tercih edin ve şehri doya doya yaşayın. Parklarda, sokaklarda dolaşın.
    THY ve Iberia’nın Istanbul’dan direkt seferleri mevcut. Ucuz olsun diyorsanız diğer Avrupa havayollarının aktarmalı seferlerini araştırabilirsiniz. Ayrıca İspanya ülkemizde popüler bir destinasyon olduğundan her tatilde/bayramda tur şirketlerinin Barcelona gidiş Madrid dönüş turları bolca ve uygun fiyata mevcut. Normalde Schengen vizesinin geçtiği İspanya’ya turla giderseniz vizenizi de acente halleder. Ama ben her zaman olduğu gibi içinizdeki gezgini dinleyin ve bağımsız bir gezi yapın derim.

    Yol Gidenindir!