11 Eylül 2011

Hindistan - Bölüm I & II: Delhi / Varanasi / Rajasthan / Bombay

Hindistan gezi notlarını Yol Gidenindir! blogunda yazmaya Goa ile başladığımda 2006 yılıydı. Henüz iGOA'yı kurmamış, Hindistan'da yaşamaya başlamamış, Goa haricinde ülkenin sadece kuzeyini gezmiştim. O zaman "Önce Goa'yı sonra Delhi, Varanasi ve Rajasthan'ı yazarım" demiştim demesine ama bir türlü geriye dönüp de Hindistan'a 2004 yılının Şubat ayında yaptığım ilk seyahatin ilk bölümünü yazamadım.

Aradan geçen 7,5 yıl sonra oralar hakkında ahkam kesmek, yeni gitmişcesine kelam etmek çok doğru olmasa gerek. O nedenle bu yazının formatı biraz farklı olacak. En büyük yardımcım ise aşağıda bazı sayfalarının fotoğrafını paylaştığım, başlarda kuzenimle birlikte tutuğumuz sonraları benim devam ettiğim seyahat günlüğü (travel diary) olacak.

Bu günlüğü her Hindistan seyahatimde yanımda taşıdım ve gezdiğim yerler hakkında notlar aldım, müze biletleri yapıştırdım, çıkartmalar yapıştırdım. Son notları 2010'daki Goa seyahatinde düşmüşüm sayfalarına...

Istanbul - Delhi

Seyahatimizi,  edindiğimiz Lonely Planet - India kitabı ve daha önce gitmiş insanlarla yaptığımız sohbetlerle planlamıştık. O zamanlar THY'nin sadece Delhi uçuşları olduğu için Hindistan gezisine Delhi'den başlayacaktık. Sonra Taj Mahal görülecek, Varanasi ziyaret edilecek, Rajasthan görülecek ve Bombay üzerinden Goa'ya varılacaktı.

Hindistan ilk sürprizini daha Istanbul'dan ayrılmadan yaptı bize. Atatürk Havalimanı'nın uçuş bilgi ekranlarında TK1070 sefer sayılı uçuş için 7 saat rötar gözüküyordu. Bu tüm programın daha Hindistan'a gitmeden değişmesi demek oluyordu.

Delhi

Hemen hemen tüm backpacker'ların yaptığı gibi biz de Paharganj'daki bir otelde kaldık. Bu semt Istanbul'un Tahtakale semtinin kardeşi kabul edilebilir. Lakin eski şehirde, yani Delhi'de olması, tren istasyonuna çok yakın oluşu ve elbette ucuz olması sebebiyle pek çok kişinin tercih ettiği bir semt.

Görülecek yerlerin başında Red Fort geliyor. İngilizlerin de sömürge döneminde karargah olarak kullandığı mekan iç içe pek çok yapıdan oluşuyor. Biraz bizim Topkapı Sarayı gibi, kapılardan geçerekten ilerliyorsunuz. Jama Masjid, Delhi'nin en önemli camii. Avlusunda turist bekleyen rehberimsi arkadaşları görmezden geliniz. Bunlara ek olarak Connaught Place ya da kısaca CP Delhi'nin önemli bir ticari meydanı. Burayı ilginç kılan ise dairesel yerleşimi. Qutub Minar ve Lotus Tapınağı (Bahailerin dini merkezi) diğer görülebilecek yerler arasında.

Şehir içi ulaşımı rickshaw ya da son gittiğimde parti parti açılmaya başlayan metro ile yapabilirsiniz. Istanbul'u yaya bırakacak kaotik bir trafiğin olduğunu belirtmem gerek.

Şöyle bir not düşmüşüm seyahat günlüğüne; "... kendine has bir havası olduğu kesin ama kargaşa ve kalabalık zorluyor. Bence Delhi şehri Hindistan olmakla büyük şehir olmak arasında kalmış bir yer!"

Delhi - Varanasi

Shiv Gangam Express'in kalkış saatinin 19:13 olması ve adında geçen "express" sakın sizi yanıltmasın. Yolculuk tahminen 12 saat sürmekte ki biz 14 saat sonra Varanasi'ye varabildik. Bu arada sonraki seyahatlerimde bundan çok daha uzun tren yolculukları yaptım, bu tip tren yolculukları keyifli olabilmekte. Bu arada Taj Mahal'in program dışı kaldığını belirteyim.

Varanasi

Varanasi - Ghatlar
Hindistan'da bulunduğum en pis ve en mistik yer olarak kayıtlara geçti. Ganj nehri kıyısında bulunan ve Hint inanışının en kutsal şehri ve kalbi olan Varanasi sıra sıra "ghat"lardan oluşuyor. Anlatması zor olduğundan fotoğrafını koyuyorum.

Elbette şehrin en ilginç tarafı, ölülerin yakıldığı alan. Hindistan'da öldükten sonra bile kast sisteminin kuralları peşinizi bırakmıyor. Üst kastlara mensup ölüler yukarı teraslarda yakılırken en alt kast olan Dokunulmazlar (Untouchables) Ganj'ın hemen kenarında yakılıp nehre süprülüyorlar. Bu törenleri izlemenin iki yolu var; ya sabah erkenden bir tekne kiralayıp Ganj nehrinde bir gezinti ya da bu ghat'da bulunan balkonlu binaya (resimde solda) çıkmak.

Ölülerin yakıldığı ghat
Varanasi'nin bir diğer özelliği de Hindistan'ın en önemli müzisyenlerinin evi olması. Şehirde pek çok "music house" var ve buralarda yerel sanatçıların performanslarını dinleyebiliyorsunuz. Cüzi bir giriş ücreti karşılığı halı üzerine bağdaş kurup London Philharmonic ile çalmış bir tabla ustası ve arkadaşının mini konserinde kendinizden geçebilirsiniz.

Varanasi - Jaipur

Zaman kazanmak adına Varanasi'den Jaipur'a uçak ile gidecektik. Gidecektik diyorum çünkü yine planlar değişti. Hindistan deneyimi olmayanlar için kendinizi hazırlamanız gereken en önemli şeylerden biri de bu; planlama işe yaramıyor. Elbette biz de bunu gitmeden ve bizzat deneyimlemeden öğrenemedik.

Kuzenimin seyahat günlüğüne düştüğü not durumu ortaya koyuyor; "Uçak gecikti, zaten kaçırmış olduğumuz Jaipur uçağını da iptal etmişler. Ne bok yiyeceğiz bilmiyoruz. Delhi'de bir gece daha geçirme olasılığı içimi yakıyor"

Delhi - Jaipur bilet ücretlerini bize iade edip o gece Delhi'de kalmak istemeyenleri (biz ve iki Hintli daha) bir minibüse koydular. Sonradan birinin profesör olduğunu öğrendiğimiz yol arkadaşlarımızla havadan-sudan başlayan muhabbet Mustafa Kemal Atatürk'den Türkiye'ye, Ibn-i Haldun'dan globalleşmeye uzanan geniş bir yelpazede devam etti.

Bir not da yol üzerindeki kahvehanelerdeki çay fiyatları hakkında; Hintlilere 10 Rupi - Turistlere 30 Rupi

Jaipur

Hava Mahal
Hindistan'ın kelimenin tam anlamıyla en renkli ve tabi ki en turistik bölgesi olan Rajasthan'da her şehrin bir rengi var. Jaipur ise pembe şehir. Gecenin ortasında vardığımız pembe şehirde Hotel Evergreen'de kaldık. Herkese tavsiye edilir. Şehirde girişi en pahalı yer olan "The City Palace" aynı zamanda İngiltere'nin Lordlarının Hint karşılığı olan Maharaja'nın halen yaşadığı yer. (180 Rupi) Jaipur'da mutlamak ama mutlaka görülmesi gereken iki yer daha var. Bunlardan biri devasa ebatlardaki astronomi aletlerinin bulunduğu Jantar Mantar diğeri ise Maharaja'nın sarayının harem kısmı olan, meşhur Hava Mahal. Maharaja ve ordusu sefere giderken ya da dönerken veya festival zamanları haremdeki kadınlar Havamahal'den olan biteni izlermiş. Binanın mimari özelliği ise, adından da anlaşılacağı gibi havadar olması. Bunu her iki tarafınında açık, küçük hava delikleri ve pencerelerle dolu olmasına borçlu. Bugün üst katları gezilebilmekte, alt katları ise çeşitli sanat atölyeleri olarak kullanılmakta.

İkinci bir gece kalma fırsatımız olmadan akşamüstü Pushkar'a hareket ettik. Teypte bir Hintçe kaset, aynada sallanan örme toplar ve atlatılan birden fazla kaza sonrası gündüz gözü vardık Pushkar'a.

Pushkar

Bembeyaz bir şehir, harika ufak bir göl, sessizlik, sakinlik, huzur...

Hotel White House'da kaldık. Varanasi'nin çarşafsız, leş gibi odalarından sonra buranın sabun kokan beyaz çarşafları ve temizliği bizi bizden aldı. Eşyaları atıp kendimizi önce pazar yerine sonra da göl kenarına attık. Burada gün batımı harika oluyor. Pushkar'daki hemen hemen tüm yabancılar göle doğru inen merdivenlere ya da oradaki tek cafe'ye çöküp hem sohbet ediyorlar hem de güneşi batırıyorlar. Uzayan sohbetlerin gece boyunca devamını ise masa aralarına yerleştirilen ve içinde kor bulunan demir çanaklardan gelen sıcaklık sağlıyor. Ayrıca Pushkar'ın alışveriş için çok uygun bir yer olduğunu da belirtmeliyim.

Gece uzaklardan gelen müzik sesleri...ya bir düğün ya da bir ayin. Sabah otelin tepesindeki çimlik alanda geçen medidatif birkaç saat... havadaki pozitif enerji... Burada bir gece kalabilmek için Udaipur'dan vazgeçildi.

Pushkar - Udaipur

Udaipur programdan çıkmıştı fakat Bombay'e uçmak ve oradan Goa'ya inmek için illa ki gidilmesi gerekiyordu. İşte burada gerçekten risk aldık ve Hindistan'da arabayla gece seyahat ettik! TATA kamyonların üzerimize gelen farlarını ve şöförün son anda yaptığı kıvrak manevralarla sıyırarak geçtiği diğer araçları sayamadım. Udaipur'a sabah 04:40 gibi vardığımızda daha havalimanı bile açılmamıştı. Şehrin rengi olan mavi, şafak vakti hafif puslu havaya yansıyordu sanki.

Udaipur - Bombay - Goa

08:15'de Jet Airways'in 709 sefer sayılı uçuşu ile Bombay'e ya da yeni adıyla Mumbai'ye uçtuk. 4 saatimiz vardı Hindistan'ın bu en büyük ve önemli şehrini görmek için. Sahile indik ve baktığımızda ilk aklımıza gelen şey ne kadar İzmir'e benzediği oldu. Kordon boyunca yürüdük, Mocha Cafe'de soluklandık. Burası duvarlarında sosyalist liderlerin posterleri ve kelamları ile dekore edilmiş bir mekandı. Hoşuma giden birkaçını not ettim. Burada otururken bir yandan da Bombay hakkında bir şeyler okuyordum. Bulunduğumuz bölgenin hemen arkasının Bombay nüfusunun çoğunluğunun yaşadığı varoşlar olduğunu öğrenmek biraz sarsıcı oluyor. İzlemeyenler için Slumdog Millionaire, Bombay gerçeğini kısmen anlatıyor. Film, Hintliler tarafından hiç sevilmedi ve onaylanmadı. Sanırım biraz bizim "Geceyarısı Ekspresi" tribi yaşanmakta. Bu arada hakkını yemeyelim, çok hoş İngiliz döneminden kalma binalar da mevcut.

Bir de İngiliz Hindistan'ına giriş noktası kabul edilen, doğuya sembolik giriş kapısı olan Gate of India'ya gittik. Hatta önünde turistik fotoğraflaırmız bile oldu! Burası 2008'de yaşanan terör olaylarının da mekanıydı. Ünlü Taj Oteli hemen bu meydanın yanında yer almakta.

Kısa turumuzun sonunda geldiğimizden başka bir rota kullanarak, görmediğimiz yerlerden ve mahallerden geçerek havalimanına geri döndük.

Goa uçağımız havalandığında saatler 14:15'i gösteriyordu ve biz 8 günde koştura koştura gezdiğimiz yerleri geride bırakıp bir haftalığına dinlenmek ve eğlenmek üzere güneye uçuyorduk.

Kim derdi ki gittiğimiz bu eyalet daha sonra bizim evimiz olacak, hayatlarımıza tatlı-acı hatıralar, güzel dostluklar ve yaşanmışlıklar getirecek :)



Goa yazısı için tıklayınız...


Aklınızda bulunsun!

  • Hindistan'a ilk defa gidecekseniz daha genel bir plan yapın, gün gün detaylara inerek yapılacak bir planlama mutlaka başarısız olacaktır. Rahat olmak ve olayları geldiği gibi almak önemli
  • Hiç bir rickshaw sürücüsüne ya da size kalacak yer ayarlamaya çalışan kişilere itibar etmeyin. Siz daha önceden belirlediğiniz otele gidin. Size o otelin ya da guesthouse'un yandığını, yıkıldığını bile söyleyebilirler, yılmayın! Unutmayın ki hepsi alacağı komisyona bakıyor.
  • Kapalı su için, yediklerinize içtiklerinize dikkat edin ama bunlar sizi ishal olmaktan kurtaramaz! Sakın ilaç almayın zira bu vücudunuzun alışmasını engeller. Bunun yerine bol kola için, iki güne toparlarsınız. 
  • Yukarıda bahsettiğim tüm şehirlerde gayet lüks oteller de mevcut. Lakin buralarda kalacaksanız zaten backpacker olarak gezmiyorsunuzdur, dolayısıyla sizin Hindistan deneyiminiz farklı yaşanacaktır.
  • Gece karayolu ile seyahat etmeyin, gerçekten çok tehlikeli. (Biz yaptık, bize bakmayın)
  • Trenle seyahat etmeden önce biniş şehrinizden uzun zincir ve kilit temin edin, bagajınızı yataklı vagonda sağlam bir yere zincirleyin.
  • Bu yazı seneler sonra yazıldığını lütfen unutmayın, paylaşılanları buna göre değerlendirin.
Yol Gidenindir!

1 yorum:

Nevzat Şarapcı dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.